Bu yazının önceki bölümlerini İletişim Şurası İnternet Komisyonu Raporu-1, İletişim Şurası İnternet Komisyonu Raporu-2 ve İletişim Şurası İnternet Komisyonu Raporu-3 başlıkları altında bulabilirsiniz.
V- EK MADDE 9 KALDIRILMALIDIR
15.05.2002 tarihinde yapılan yasa değişikliği ile Basın Yasasına eklenen “Ek Madde 9”a göre: “ Bu kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerinden doğacak maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve Internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete,elektronik bülten vb suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanır.” Bilişim Şurası Internet Komisyonu Raporuna göre bu madde yasadan çıkmalı.
Komisyona göre: “Ayrıca Basın Kanunu’nda yer alan ve interneti Basın Kanunuyla ilişkilendiren ek 9. madde kaldırılmalıdır. Söz konusu maddede düzenlenmek istenen kişilik haklarının korunması, mevcut yasal çerçevede yer almakta olup, ek bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır.” Komisyon çok haklı bir gerçeği dile getirmiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, bizim bilgilerimize göre hiç kimse hakkında Basın Yasası Ek Madde 9 gereğince dava açılmamıştır. Madde, uygulanamaz bir maddedir. Öyle de kalacaktır.
Bilişim Şurası Genel Kurulunda Ek Madde 9’un “ihtiyaçtan doğduğu” ve Yasadan çıkarılmamasını isteyenler oldu. Bu kişiler Basın Yasasını bilmiyor. Hakaret fiilinin hangi yasada yer aldığından habersizler. Ek Madde 9’u savunanlar İnternet ile yazılı basının farkına varmamışlar. Internet ve Basın Yasası açısından uygulanması olanaksız olan bir maddenin yasada kalmasını istemek; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır. Kısacası, cehaletin sonucudur.
Raporda da belirtildiği gibi asıl sorun; İnternetle ilgili hak ve sorumluluk konusunun düzenlenmesinde “yasal sorumluluk sistemi” kurmaktır. Bunun için de Internet erişim, içerik ve sunucu barındırma hizmet sağlayıcılarının ve Internet kullanıcılarının hak ve sorumlulukları ile hukuki güvencelerenin yasalarla düzenlenmesi gerekmektedir. Sorun ve asıl ihtiyaç budur.
Aksi takdirde bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların fikirleriyle yapılacak yasal düzenlemeler sorunları çözmeyecek, yeni sorunlar üretecek. Oysa İnternette hizmet sağlayıcıların verdikleri hizmetlerin nitelik ve özellikleri göz önünde tutularak sorumlulukları düzenlenmelidir.
Ayrıca bu hizmetlerden yararlanan kullanıcıların da bir takım haklara sahip olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. O nedenle başta Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası gibi usul yasalarında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak bu yolla, Internet yayıncılığında “sakıncalı içerik” kavramının uluslararası standartlarda “çocuk pornografisi”, “ırkçılık ve şiddet” gibi genel kabul gören kavramlar çerçevesinde sınırlandırılması sağlanabilir. Ancak bu yolla içerik barındırma hizmeti veren kuruluşlar Internet yayınlarında bir özdenetim mekanizmasının kurulmasını gerekli göreceklerdir. Fakat bu “özdenetim mekanizması”nın kuruluşu ve/veya işleyişi tartışmaya açılmalıdır.
VI- YASALAR NEYİ NASIL DÜZENLEMELİ?
Komisyon Raporu fikri mülkiyet haklarının korunmasına önemle işaret ediyor. Ancak “yeterli” olmayan ve herhangi bir çözüm üretmeyen saptamalarla yetiniyor. Oysa biliniyor ki; telif hakları alanı hem kendi içinde ve hem de Internet ortamındaki yayınlarda sorunlu bir alan. Özellikle Fikir ve Sanat Eserleri Yasasındaki son değişikliklerden sonra eser sahipliği ve kamu yararı dengelerinin korunmasında esaslı bir tartışma ortamı yaratmadan suların durulmayacağı herkes tarafından bilinen bir gerçek…
Komisyon Raporunda ülkenin bilgi toplumuna dönüşmesi için ve kamu yönetiminde şeffaflığın ve katılımın sağlanması amacıyla bilgi teknolojilerinin kullanımının önemi belirtilmiş. “Özellikle ve yasama, yürütme, yargı erkinin adaletli ve kendi içinde uyumlu bir biçimde işleyebilmesi için, temel bir insan hak ve özgürlüğü olarak kabul edilen “Bilgiye Erişim Özgürlüğü” nün açık ve net bir şekilde anayasa ile teminat altına alınması gerektiği” görüşünü bence yaşama geçirmeli. Yine Internet ortamındaki “Kişisel Veriler” korunmalı. Hakkında veri toplanan kişinin kişilik haklarının korunmasında AB direktiflerine uygun bir çerçeve gözetilerek yasal güvenceler sağlanmalıdır. Bu görüşler zaten Raporda açıklıkla ele alınarak formüle edilmiş.
Yazıyı 21 Şubat 2003 tarihli Komisyon Raporunun saptadığı önemli bir görüşle noktalamak gerekiyor:
“Internet ve genel olarak bilişim ve iletişim teknolojileri alanında ceza hukuku kapsamında yapılacak düzenlemeler, uluslararası anlayışa uygun, teknolojik gelişimi yansıtabilecek esneklikte, “kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi”nden ve hukuk devleti ilke ve kurallarından ödün vermeden, ilgili tüm kesimlerin geniş katılımına açık bir yapı içinde gerçekleştirilmelidir.
Yapılacak yasal düzenlemelerde tanımlar, yetkilendirilen birimler, bu birimlerin görev ve sorumluluk alanları açık ve net bir biçimde belirtilmelidir.
Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki suçların araştırılması, soruşturulması ve kovuşturması aşamasında gerçekleştirilecek olan usuli işlemler sırasında yetkililerce, gerekmediği halde özel hayatın gizliliğinin bozulmasına ve iletişim özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabilecek uygulamalar yapılması olasılığı göz önünde tutularak; suç soruşturma ve kovuşturma usullerinin neler olduğunun yasalarla detaylı bir şekilde belirlenmesi ve tüm usuli işlemlerin yargıç kararı ile yargı denetiminde bulunduğunun hukuki güvenceye bağlanması esas alınmalıdır. Bu anlayış çerçevesinde öncelikle Türk Ceza Kanunu ve CMUK tasarıları tartışmaya açılmalıdır.”
O halde ilk “Bilişim Hukuku Konferansı” bu amaçla ve hemen toplanmalıdır.



Kaynak : 