Mehmet Atilla, “Ne zaman kendimi bir kenara çekmek istesem, ne zaman şu dünyaya bir çare aramaya kalksam şiir okumak ya da yazmaktır benim tutunduğum dal” diyor. Atilla, yazarlık geçmişi ve yarışma hakkında sorularımızı yanıtladı.
turk-internet.com: Bize, yazarlık geçmişinizden söz eder misiniz?
MEHMET ATİLLA: Yazarlık geçmişinin başlangıcını, bir edebiyat metniyle ilk kez okurun karşısına çıkmak olarak anlarsak eğer, yayımlanan ilk ürünüm şiirdir. Milliyet Sanat Dergisi bir zamanlar “Genç Şairler” adında bir köşe açmıştı ve bu köşede henüz yolun başında olan şiir heveslilerine cesaret veren bir tutum sergilenmekteydi. Ben de bu köşeye bir şiir gönderdim ve bu şiir Haziran 1984’te yayımlandı. Ancak o yıllarda asıl mesleğim olan öğretmenliğe zamanımın nerdeyse tümünü ayırıyor olmam, edebiyat çalışmalarındaki hızımı kesti.
Bu süreçte yalnızca okuyor, birkaç şiir çalışması dışında fazla bir şey yapamıyordum. 1990’lı yıllara geldiğimizde yaptığım yanlışı fark ettim ve yalnızca okuyarak değil, bir şeyler üreterek bu atmosferin içinde bulunmanın daha doğru olacağına karar verdim. Yazdığım ilk öyküyle 1993’te İzmir’de TARİŞ Edebiyat Ödülleri’nde “öykü” dalında ikinciliğe değer bulunmam, cesaretimi artırdı ve bu alandaki çabalarımı yoğunlaştırdım. O günden bu yana da şiir, öykü ve çocuk yazını alanlarında elimden geleni yapmaya çalışmaktayım.
Yayımlanan ilk kitabım “İngiltere’den Gelen Konuk” adlı bir çocuk romanıdır. 1996’daki bu ilk kitabın ardından “Mevlüt Kaplan Çocuk Öyküleri Yarışması”nda birinciliğe değer görülen “Bir Bayram Günü” adlı çocuk kitabım yayımlandı (1997). Ve arkası geldi. Şu anda çocuklar için 8, gençlere yönelik olarak da 2 kitabım okuruyla buluşmuş durumdadır.
Dergilerde ise şiir ve öykü yayımlamayı sürdürüyorum. Bundan sonraki hedeflerimden biri, şiirlerimi gün ışığına çıkarmak. Yayımlanmamış iki radyo oyunum ve taslak halinde duran bir romanım da çekmecemde sırasını bekliyor.
turk-internet.com:Neden böyle bir yarışmaya katıldınız?
MEHMET ATİLLA: “ekitap 2002” yarışmasına katılma düşüncesi bende geçen yıl belirdi. Değişik kaynaklardan Bilgi Yayınevi’nin böyle bir yarışma açtığını okuyunca konuyla ilgilendim. Geçen yılki yarışma, roman dalında yapıldığı için yarışmaya katılamadım. Bu arada ekitap hakkında ortaya atılan görüşleri de elimden geldiğince izledim. Kimileri bu tür bir kitap biçimini kendilerine yakın bulmasalar da, ben çağın hızının bizi sonuçta böyle bir biçime sürükleyeceğine inanıyorum. Çünkü ekitapların kendilerine özgü üstünlükleri de var. Depolanma kolaylığı, ucuz ve kolay mal edilebilmesi, kâğıdın hammaddesi olan ağaçların kesimindeki savurganlığı önlemesi, taşınmasının son derece kolay olması gibi.
Bana kalırsa bu üstünlüklerden yararlanmak gerekiyor. Kaldı ki bilgisayarlar son yıllarda çoğunlukla oyun ve eğlence sektörünün uzantısı olmaya başladılar. Ben, edebiyatla ya da güzel sanatlarla bilgisayarları daha yoğun bir şekilde birleştirmek ve bu ortaklığı daha anlamlı hale getirmek gerekir diye düşünenlerdenim. Bu çorbada benim de bir kaşık tuzum bulunsun yaklaşımıyla Bilgi Yayınevi’nin 2002 yılında açtığı yarışmaya katıldım.
Yarışmanın alanı öykü olunca hem öykülerimi okurla buluşturmak, hem de yeni bir biçimin çekiciliğinden uzak kalmamak için girdim bu yola.
Yarışmaların insanın önüne yeni olanaklar açması gibi bir işlevi var çünkü. Yarışmayı düzenleyen saygın bir kurum olursa, üstelik seçici kurul üyeleri de önemli isimlerden oluşuyorsa, böyle bir yarışmadan alınacak derecelerin yazara ya da şaire sesini duyurma açısından yeni olanaklar yaratması kaçınılmaz oluyor. Günümüzün dünyası da iletişim üzerine kurulu olduğuna göre yazdıklarınızı topluma sunmanın değişik yollarından birinin de yarışmalara katılmak olduğunu düşünüyorum.
turk-internet.com: Ne kadar zamandır bu yarışma ile ilgili çalışıyorsunuz
MEHMET ATİLLA: Yarışmaya gönderdiğim dosyadaki öykülerin bir bölümü geçtiğimiz yıllarda yazdığım öyküler. Ancak bu yarışmaya katılmaya karar verince zamanımın büyük bir bölümünü öyküye ayırdım. Hem yazılmış olan öykülerimi ufak tefek değişikliklerle yeniden düzenledim, hem de yalnızca bu yarışma için yeni öyküler yazdım. Bu çalışmalar yaklaşık altı ayımı aldı. Öyküleri dinlendirme sürecinde ise, hep yaptığım gibi, diğer sığınağıma, yani şiirlere döndüm hemen. Hep de öyle yaparım. Ne zaman kendimi bir kenara çekmek istesem, ne zaman şu dünyaya bir çare aramaya kalksam şiir okumak ya da yazmaktır benim tutunduğum dal. Gene öyle yaptım. Bu arada çocuklar için küçük bir roman da yazdım. Böylece 2002 yılının ekim ayını bulduk. Ekimin son günlerine doğru dosyamı internet aracılığıyla yarışmaya gönderdim. Ve sonucu beklemeye başladım.



Kaynak : 