Hikayenin önceki 8 bölümünü Bul Beni Bebek.. (bölüm 1) – Bul Beni Bebek..(bölüm 2) – Bul Beni Bebek..(bölüm 3) – Bul Beni Bebek..(bölüm 4) – Bul Beni Bebek..(bölüm 5) – Bul Beni Bebek..(bölüm 6) – Bul Beni Bebek..(bölüm 7) ve Bul Beni Bebek..(bölüm 8) başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Can sıkıntısından etraftaki gençlerin heyecanlı oyunlarına bakarken, Şair “geldi” dedi. Hemen ekrana baktım. Altta “user bebek is online” (kullanıcı bebek şu anda hatta) yazıyordu.
İkimiz de sandalyelerimizden doğrulduk. Şair hızlı el hareketleriyle klavyeden bir şeyler girdi. Yeni bir pencere açıldı, altta bebek yazıyordu.
– bebek : anne sen
– anne : evet benim bebek
– bebek : anne göstersin
– anne : anne gösterecek, bebek dinlesin
– bebek : bebek dinliyor
– anne :
- Bir bebeğin adımları
bir adım ötesi imkansızlık
iki adım ötesi yaşam…
içindeki gizli denizlerden
bir ses gelir
” ayağa kalk! ” ,
tekrar, tekrar ve tekrar…
bir adım ötesi imkansızlık
iki adım ötesi umut,
elin kadar küçük yüreğinde
çeliği büken bir irade,
içinde bir istek
var olmanın sevinci
– bebek :
- annen kucağını açmış
iki adım ötede,
içinden bir çığlık kopar
ve bir adımda geçersin imkansızlığı
ikinci adımda
annenin gülen yüzü.
– anne : evet bebek
– bebek : bebek anneyi buldu bebek anneyi seviyor çok
– anne : anne de bebeği seviyor bebek annenin dediklerini yapacak.
– bebek : bebek annenin dediklerini yapacak
– anne : bebek uyuyacak ve uyanmayacak
– bebek : bebek uyuyacak ve uyanmayacak bebek anneyi seviyor çok
– anne : anne bebeği seviyor.
– bebek : bebek uyuyacak
– bebek : anne
– bebek : anne
Ekranda “User bebek logget out” yazdı (kullanıcı bebek hattan ayrıldı).
Ben ve Şair öylece tekrar ekrana uzun süre baktık. Şair’in gözleri yaşlanmıştı, ağlıyordu. Neden sonra bana döndü ve “Sanırım hiçbir zaman bir Anne olmayı anlayamayacağız” dedi. Sonra da bilgisayarı kapattı.
Gülümsedim. Ama buruk bir gülümsemeydi bu. Ayağa kalktık. Şair, bize hala şaşkınlıkla bakan delikanlının önüne para bıraktı ve çıktık. Yolda hiç konuşmadık. Gözleri nemli değildi artık ama üzüntüsü her halinden belliydi. İşin garip tarafı görevimi başarmış olmama rağmen ben de mahzunlaşmıştım.
“Sözümde duracağım ama sizinle tekrar görüşmek isterim” dedim.
Şair buruk bir gülümsemeyle bana bakıp, “tabi memnun olurum, biz Türkler misafir severiz” dedi ve gitti. Bir daha onu hiç görmedim.
Merkeze ve Türk güvenlik güçlerine ihbarın “asılsız” olduğunu, Şair’i çekemeyen bir başka programcının iftira attığı düşüncesinde olduğumu söyledim. Türkler buna hemen inandılar çünkü aralarında Bebeği yazacak yetenekte birinin bulunabileceğine zaten inanmıyorlardı. Tuhaf bir psikolojileri var, aralarından biri Nobel kazansa yurttaşlıktan çıkarırlardı sanırım. Merkez ise raporumu biraz kuşkuyla ve ihtiyatla karşılasa bile patronlarına yani bana açıkça karşı çıkmaya cesaret edemediler. Neydi o altın kural, “patron her zaman haklıdır, haklı olmadığı durumlarda birinci kural geçerlidir”.
İstanbul’da geçirdiğim o ilginç geceden sonra bir daha Bebek vukuatı olmadı. Bebek, Anne’nin sözünü dinleyip bir daha uyanmamak üzere “uyudu”. Bebeğin yok olması da, ortaya çıkması gibi bir çok efsane ve komplo teorisi yarattı.
Afganistan da bir mağarada bulunan bir sunucuda yaşayan Bebek, uzun menzilli füzelerle (!) imha edilmişti. Amerika her tür terörizmle savaşıyordu, sanal bile olsa. Başkaları ise, Bebeği bulup yok edecek bir Dadı programının yazıldığını ve bunun Bebeği ıslah ettiğini yazdı. Bebek belki ilkokula bile başlamıştı. En komiği ise, Bebeğin sorumsuz Annesini bulup, onu ve kendisini imha ettiğini ortaya attılar. Daha neler, neler…
Bebeğin bulabildiğimiz kalıntılarını incelediğimizde hiçbir şeyle karşılaşmadık. En çok şiirin ve dolayısıyla Şairin ortaya çıkmasından korkuyordum ama kimse bir şey bulamadı. Bütün nöronlar uykuya dalmıştı. Bilinçsizce sistemlerde yaşamaya çalışan birkaç tane nöron bulduk. Ama bütün artık ortada yoktu, bölük pörçük parçalar vardı sadece.
Artık Bebek gündemde değil. Bir çok üniversitede ve araştırma merkezinde yüzlerce araştırmacı hala olayları inceliyorlar. Nasıl akıllandı? sorusuna cevap bulmaya çalışıyorlar. Bebeği çözebildikleri takdirde beynin evrimini de açıklayabileceklerini düşünüyorlar. Tuhaf ama bunu Anne bile bilemedikten sonra onlar nasıl bilebilecekler ki?
Bebek öldü ya da uyudu, artık ne derseniz deyin. Bunun mutlu bir son olup olmadığını hala düşünüyorum. Bir bilinci ve duyguları vardı ama bir canlı mıydı? Karıma bakılırsa canlıydı ve ben büyük bir günah işlemiştim. Bir süre benimle konuşmadı bile. Ah! Kadınlar. Komisyon üyeleri ve yardımcılarıma kalırsa Bebek canlı değildi. Sadece sıfır ve birlerden oluşma büyükçe bir programdı. Bunu karıma söylediğimde, kızgınlıkla yüzüme bakıp, “Ona kalırsa biz de sadece protein ve sudan oluşma kütleleriz” dedi. Bence her iki tarafta Bebek hakkında doğruyu söylüyordu. Benim fikrime sorarsanız, hala kararsızım. Bu konuyu düşündükçe aklıma gelen ilk şey hep Şair’in gözyaşları oluyor.
* öyküde geçen şiir, yazarın “Adın mavi aşk” adlı şiir kitabından alınmıştır.



Kaynak : 