Bu hikayenin ilk bölümlerini Altın Oran – 1 – Altın Oran – 2 ve Altın Oran – 3 başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Matematikçilerden ve programcılardan oluşan ekip bildik ve denenmiş bir strateji olan sonsuz seriler metodunu seçmişlerdi. Fourier serileri bu iş için biçilmiş kaftandı. Bilgisayar için ayrıca bir program yazıldı, programı çalıştırdılar ve sonra beklediler.
Sonsuz sayılabilecek döngüler içinde sürekli işlem yapan bilgisayar basamak sayısı arttıkça zorlanıyordu. Bir basamağı sağlama alınca bir sonraki basamağı bulmak için uğraşıyordu. Sayılar prensesi için bile zor bir işti bu. Adım adım ama sağlam ilerliyordu. Bu işlem yaklaşık üç ay sürdü.
Sonunda her yerde kırmızı ışıklar yandı. Kırmızı ışığın ne anlama geldiğini bilmeyen ahçılar bile sevindiler. Fibanocci serisinin kırk bininci basamağı da sonunda bulunmuştu. Herkes coşku içinde neredeyse gol atmış bir takım sevinci içindeyken bilgisayar ekranında sadece
“İşlem tamam. Program başına dönüş” cümlesi görüldü.
Üçüncü ortak hemen Bay X’i arayıp müjdeli haberi verdi. Beklediğinin tersine Bay X çok sakin bir şekilde “teşekkür ederim” demişti. Sayının olduğu mikroçipli kartla birlikte iki gün sonra Bay X’in villasına diğer ortaklarla birlikte gelmesini rica etmişti.
Olayın heyecanı ve merak, üç ortağı da neredeyse işe ilk başladıkları günlerdeki gibi coşkuluydular. En büyük ortağın çantasında duran mikrochipli kartta bilgisayarın üç aylık çalışmasının yer aldığı 40 kilobytelık altın oran vardı.
Bay X’in muhteşem malikanesine gittiklerinde onları bir sürpriz bekliyordu. Malikanede neredeyse yüze yakın misafir, bir garden parti havasında bir araya gelmişlerdi. Crem de la crema oldukları her hallerinden belli grup ufak öbekler oluşturmuşlar sohbet ediyorlardı.
Bahçenin tam ortasında, boyu yaklaşık üç metre olan dört tane şeffaf büyük sütun duruyordu. Her bir sütunun hemen yanında büyük bir bilgisayar duruyordu.
Konukları ile tek tek ilgilenen Bay X, üç ortağı görünce memnuniyetle gülümseyip onlarla konuştu. Adamlarına bir işaret verip 40 bin basamaklı olan sayının olduğu mikrochipli kartı aldırdı. Ayak üstü biraz daha sohbet edip gösterisi için onlardan ayrıldı.
Bay X, büyük bahçenin ortasına kurulmuş platformun üstüne çıkıp eline bir mikrofon alıp konuşmaya başladı.
“Sayın misafirler, değerli medya mensupları ve ASÜF’ün değerli çalışanları, hoş geldiniz.
Bundan epey bir zaman önce Pisagor meşhur matematik teoremini bulduğunda bir matematiksel gerçeği değil bir tanrısal ifadeyi bulduğunu düşünüyordu. Bu gün lise eğitimi almış herkesin bildiği basit üçgen formülü olan a2+b2=c2, o zaman için kutsal bir ayet gibiydi.
Pisagor ve ardılları, matematiğin tanrının evreni kurmak adına kullandığı dil olduğunu kabul ediyorlardı. Ben de aynı inançtayım.
Günlük hayatta sık sık karşılaştığımız ama göz ardı ettiğimiz bazı sayılar, tıpkı bundan 2300 yıl önce olduğu gibi hala kutsaldır çünkü bu sayılar Tanrının imzasıdırlar. ”
Konuşmalarının sindirilmesi için bir süre durdu ve sayıları yüzü aşan konuklara baktı. Kameralar durmadan çalışıyordu.
” Pi sayısı, e sayısı ve altın oran. Bütün bu sayıları birbirinden türetmek matematiksel açıdan mümkün. Bütün bu sayılar irrasyoneldir yani noktadan sonra sonsuza kadar devam ederler. Bu aslında çok normal bir şey.
Tanrı da en büyük sonsuzluk değil midir?”
Yine sustu. Kimse bu yarı mistik yarı matematiksel konuşmanın nereye varacağını kestiremiyordu.
“ASÜF’ün değerli katkılarıyla altın oranın 40,000’nci basamağına kadar ulaşabildik. Bu kadar basamağı ne yapacaksınız? diye sorabilirsiniz. Bir resim oluşturacağız. Burada gördüğünüz dört cam silindir, bir lazer hologramı oluşturmak için kurulmuş lazer kuleleridir. Lazerin oluşturduğu hologramla istediğiniz üç boyutlu resmi çizebilirsiniz fakat biz burada sadece üç boyutlu bir matriksi dolduracağız.
Bilgisayar her bir rakam için üç boyutlu hayali matriksin küplerine bir renk koyuluğu atayacak yani 0 beyaz renk 9 siyah renk ve 5 açık gri vs. şeklinde böylece bir resim oluşacak. Tıpkı piksellerin oluşturduğu iki boyutlu ekran resmi gibi.
“Hepinizin aklından geçen soruyu ben sorayım, peki bu neyin resmi?”
Yine sustu. Tüm kalabalık büyülenmiş gibiydi ve tek çıkan ses rüzgarın uğultusuydu.
“Ben de oluşacak bu resmin ne olduğunu bilmiyorum, açıkçası bir resim oluşup oluşmayacağından bile emin değilim. Benimkisi sadece bir inanç, oluşacak resme dair kuvvetli bir inanç. Lafı fazla uzatmayalım şimdi gösteri zamanı” dedi ve eliyle adamlarına işaret verdi.
Bir anda muhteşem malikanenin içindeki tüm ışıklar söndü. Sadece dört büyük silindirin yanındaki bilgisayar kontrol panelinin olduğu kısımdaki ekranlardan gelen belirsiz bir ışık vardı. Gökyüzü bile kapkaranlıktı.
Birkaç dakika sonra dört büyük cam silindirden ışık yayılmaya başladı. Sanki içinde bir su varmış da kaynıyormuş gibi. Sonra ince lazer ışıkları çıkmaya başladı. Önce ince, sonra kalınlaşan lazer ışıkları. Lazer ışıkları görülür görülmez dört büyük silindirin ortasında bir buluta benzer tuhaf bir şey ortaya çıktı. Kaynayan bir su kabına benziyordu.
Bay X memnuniyetle gülümsedi. “Altın oranı yükleyin” dedi. Adamları kartı yerine soktular. Zaten 40,000 basamaklı bir sayıyı kim tek tek girebilirdi ki.
Altın oranı bilgisayara yüklemeyi bitirdiğinde şeklin oluşturulması için birinin düğmeye basması gerekiyordu.
Bay X ellerini açıp havaya kaldırdı ve anlaşılmaz bir şeyler söyledi, sonra kutsal bir şeye dokunur gibi Enter düğmesine bastı.
Bu andan itibaren olanlar defalarca televizyonlarda gösterildi, filmlere ve kitaplara konu oldu.
Dört büyük şeffaf kuleden çıkan binlerce ufak lazer çizgisi hızlı hızlı hareket etmeye başladı ve aralarındaki hayali bulut yavaş, yavaş şekil almaya başladı. Bir dakika sonra görüntü netleşti ve lazerlerin hızlı hareketi birden durdu. Tüm altın oran yüklenmişti.
Kimse konuşamıyordu. Sadece biri “aman Allahım, bu o, bu o” diye bağırıyordu. Yere diz çökenler, ağlayanlar, ağzı açık bakakalanlar, herkes şaşkındı, şok olmuştu.
Sadece Bay X sakindi. Ellerini kocaman açmış ayakta duruyordu ve hayranlıkla mırıldanıyordu.
“evet bu o, bu o…”



Kaynak : 