Yazının önceki bölümlerini
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 1
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 2
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 3
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 4
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 5
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 6
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 7
– Bilgisayar Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 8
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Bölüm 5 – Girdi
Klavyeler
Eğer bilgisayar dünyasında sabit kalmış olan (ve umarız kalacak olan) bir şey varsa o da girdi aygıtları dünyasıdır. QWERTY klavyesi her zaman, kayıtsız şartsız, şüphesi QWERTY klavyesidir. Bu standart, değiştiği taktirde piyasayı alt üst edecek bir standarttır. Kuşkusuz yine de ilerlemeler ve gelişmeler kaydedilmektedir. Peki ama hangi alanlarda?
IBM’in yüksek kaliteli tıklayan klavyeleri hariç, yıllar öncesinin klavyeleri ağır kullanımı ancak birkaç ay kaldırabiliyordu. Tuşlar “doğal dokunuş” tepkimesini yitirmeye başlıyor ve klavyede yazı yazmak masaya parmak vurmak gibi bir hal alıyordu. Ne bir yumuşaklık ne de bir duyumsama. Her ne kadar ilerlemeler kaydedildiyse de bu sorun hala geçerlidir. Artık en azından bir klavyeyi sıvılarla imha etmek neredeyse imkansız.

Resim 1 : IBM tıklayan klavye – tuşlarına basıldığı zaman metalik bir “tık” sesi çıkaran son derece uzun ve düşük direnimli tuşlarıyla oldukça kendine özgü bir endüstriyel yeri vardı. Bazıları bu klavyeleri hiç bırakmak istemediler – bu klavyeler son aşırı hızlı daktilo ediciler için harikadır.
Sıradan klavye üzerinde, en belirgini Microsoft’un doğal klavyesi olan değişiklikler yapılmıştır. Esasında Microsoft’un tüm yaptığı yazı tuşlarının yarısını sağ tarafa alıp biraz yan çevirmek ve diğer tuşları da, ortada bir koni kalacak şekilde karşı tarafa ayırıp onlara da ters açı vermekten ibaret. Bu klavye tipi işe yaramakta ve klavyede yazanların bileklerini yan yana getirip bükmektense düz haliyle yazmalarına imkan vermektedir. Kanımca bu biçim yazmayı da kolaylaştırıyor. Şahsen ben klavyede yazı yazmayı bileklerim düz bir biçimde bu alternatif klavyelerle öğrendim – tavsiye ederim. Ve halen de doğal klavyenin ortasındaki ergonomik rahatlık hiç birinde yok. Size tavsiyem bir doğal klavye ya da kopyasını edinmenizdir – bunlar bugünlerde sudan ucuz yeter ki gidip kablosuzundan ya da bir sürü sili, ıslığı olanlarından almayın.
Gelelim zillere ve ıslıklara, söylenecek fazla bir şey yok, şirketlerin nasıl olduğunu hepimiz biliriz. Eğer ürünlerini diğer rakip ürünlerden ayırt ettirecek fazla bir şey yoksa içine bir sürü şey sokuştururlar. Örneğin Microsoft Office klavyesi, kaydırma tekerciği ve tonlarca programlanabilir tuşlar doldurulmuş. Böyle daha mı kolay oluyor? Evet. Peki maliyet de yükseliyor mu? Yine evet. İnsanların çoğu bu özellikleri kullanıyor mu? Muhtemelen hayır. Yine de her zaman için bu tür şeylerden sonuna kadar faydalanan insanlar vardır. Ben şahsen kontrol tuşlarını yeğlerim. 😉
İşaret etme aygıtları
Komşuları metin-girdisi aygıtlarının tersine, işaret etme aygıtları akıl almaz çeşitlilik gösterebilirler. Farelerin en az altı türü vardır – toplu fare, optik fare, dokunmalı altlık, başparmak altlığı, izleme topu ve parmağa duyarlı ekran. Toplu fareler, takılma yaptıklarından ve genellikle verilen hareketi tıpa tıp yansıtamayıp kullanıcının sinirini bozduklarında yerlerini optik farelere bırakmaktadırlar. Dokunmalı altılıklar fazla yer kaplamaz ve gayet kullanışlıdırlar – tek sorunları çabuk toz tutmaları ve şaret edişlerinin parmağa bağlı olmasıdır – bu yüzden her zaman yapılan işaretlemenin tıpa tıp aynısı yansımayabilir. Başparmak altlıkları defter bilgisayarlarda kullanılmaktadır baze ve aslına bakarsanız bunlar küçük oyun çubuklarından başka bir şey değildir.
İzleme topları (yani bildiğimiz toplu farenin faresi hareket etmeyen onun yerine topu çevrileni) çoğu kullanıcı tarafından pek tutulmamış olmakla birlikte bazı oyun türleri için biçilmiş kaftandır. Parmağa duyarlı ekranlar kontrol sayaçları ve benzerleri için uygundur ancak sıradan ev kullanımında oldukça yorucu olabilirler.
Resim 2 : Optik farelerin avantajları çok belirgindi – temizlenmesi gereken bir topları yoktur, sıçrama yapmazlar ve teklemezler.
Her ne kadar optik kullanıcıları git gide artıyorsa da ezici çoğunluk toplu fare kullanmaktadır. Şu anda optik fare fiyatlarının çok düşük olduğu göz önüne alınırsa, farklı bir tutum benimsemenin anlamsızlığı anlaşılır. Bana güvenin, optik fareyi bir kere kullandıktan sonra bir daha toplu fareye dönmek istemeyeceksiniz.
Değişik uygulamalar için çeşitli farklı radikal ve az-radikal yöntemler kullanılmaktadır – piyasada kendine yer bulmaya başlayan parmak eldivenleri gibi; yine de çoğunluğun bunları benimsemesi yıllar sürecektir. Kuşkusuz bunlar gezinmenin en doğal yoludur ve evet haklısınız, bunları parmağınıza takınca, robot-insan gibi görünüyorsunuz.
Diğer araçlar
Çoğunuz gezinmek ve metin girmek için kullanılan ses tanıma programlarını duymuşsunuzdur. Yine de belirtelim ki metinden-konuşmaya kullanımının çok dar bir alanı vardır – bunun temel nedeni ise farklı ses kalıplarına algılayan esneklik yoksunu yorumlayıcılara göre konuşabilmek için alıştırma yapmak son derece can sıkıcı ve zahmeti getirisinden çok olan bir süreçtir. Konuşarak belge oluşturmak da hızlıymış gibi görünebilirler ama teknolojinin şu anki düzeyi itibariyle rahatça rahat konuşup da ekranda doğru sözcüklerin çıktığını görmek imkansızdır. Yapabileceğinizin en iyisi makul bir yavaşlıkta, mümkün olduğunca açık seçik bir şekilde konuşmaktır, ki ancak bu şekilde hata payını azaltabilirsiniz. Bu yorucu bir iştir ve çoğunluk bununla uğraşmak istemez. Kanaatimce ve konuşma tanıma teknolojisi geliştiren bilimcilerinin ortak görüşü de odur ki (her ne kadar belli başlı bazı şirketler aksini söylese de), bu teknoloji henüz piyasaya sürülmeye hazır değil. Tanıma algoritmaları iyileşene ve zamanla sesteki ince değişimlere daha iyi ayak uydurana dek konuşma tanıma gözlem altında kalacaktır. Yaptığı işe kıyasla çok fazla çaba gerektiriyor. Bunun sebebi nedir?
Aslına bakarsanız konuşma tanıma teknolojisi 1960’ların sonlarında beri geliştirilmekte (o zamanlar büyük kısmı teoriden ibaretti.) On yıllar birbirini izledi ve üstün bilgisayarlar ve nihayet ev bilgisayarları ses verisini kabul edilebilir bir hızda işlemeyi ve de ses “dalgaları”nı harflere dönüştürebilecek güce ulaştı. Tüm ses aletleri böyle çalışır – örneğin genel bir kalıba uyan ses biçimi A harfi diye yorumlanır. Uygulamalı konuşma tanıma ancak CPU saat hızları 500MHz civarına ulaştığında gerçek olabildi (bana güvenin, bunu 486 bilgisayar üzerinde denedim; çalıştı ama feci yavaştı tabi ki.) O zamandan beridir ses kalıplarını tanıma algoritmaları muazzam ilerleme kat ettiyse de hala mükemmel olmaktan çok uzak. Intel, sadece ses kalıplarını temel alarak değil aynı zamanda bir kameranın kaydettiği dudak biçimlerini de temel alarak çalışan AVSR (İşitsel/Görsel Konuşma Tanıma) diye bilinen bir teknoloji geliştiriyor. En azından rakamlara göre bu yöntemle yakalanan konuşma kalıpları kaçırılanlardan çok daha fazla. Bununla birlikte bu yöntem güçlü bir işlemci ve yüksek çözünürlüklü bir kamera gerektiriyor ve bu yüzden de normal konuşma tanıma yöntemlerinden daha pahalıya geliyor.
Resim 3 : Ses tanımayı oldukça net ve esnek hale getiren bir VSR’nin gürültüye-tepkime oranı tek başına görsel ses tanımadan da işitsel ses tanımadan da daha yüksek. © Intel
Görme engelli insanlar da konuşma tanımadan yararlanabilirler – bu yöntemle kör alfabesinden oluşan klavyeyle yazdıklarından çok daha kolay ve hızlı çalışabilirler.
Yazının sonraki bölümünü Bilgisayr Donanımında 21.Yüzyıl Trendleri – 10 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 