Sarı saçlı sevimli oğlan çocuğu koşarak masada oturanların yanına geldi. Neredeyse konuşamayacak kadar nefes nefeseydi. Sımsıkı kapattığı avucunu açtı ve elindeki mavi bilyeyi gururla anne, babasına gösterdi.
“Anne bak ne buldum!”
Okuduğu gazeteden başını kaldıran babası bilyeyi eline alıp inceledikten sonra merakla sordu “Nerden buldun bu bilyeyi? Çok ilginç bir şey, daha önce hiç böylesini görmemiştim. Niye bu kadar soğuk?”.
“Kumsalda, orada, deniz kenarında oynarken, gökten düştü. Buz gibiydi”
Anne gülerek çocuğun saçını okşadı ve alnından öptü.
“Gökten bilye düşmez ki, bir başka çocuk kaybetmiştir”
“Valla gökten düştü, orada kumda, yukarı baktım, yanıma düştü”
“Yemin etme ama. Çok güzel bir bilye, hiç kaybetme olur mu? Belki sahibi vardır”
“O benim. Hiç kaybetmeyeceğim. Gökten düştü ama yukarı bakıyordum…”
“Hadi bir şeyler ye, çay ister misin?”
Çocuk güneşin yansıyan ışıklarıyla tuhaf ve gizemli görünen soğuk mavi bilyeye hayranlıkla bakarken olur anlamında kafasını salladı. Sanki biri elinde alacakmış gibi bilyeyi eliyle sımsıkı tuttu ve diğer eliyle çay bardağına uzandı. Öylesine mutlu bir hali vardı ki babası gülümsemekten kendini alamadı.
–0–
Meşhur Oxford üniversitesinin rektörünün odası alabildiğine sade döşenmiş, kitaplar dışında hiçbir şey yok gibi. Einstein’ın dil çıkaran resmi dışında duvarda asılı hiçbir şey yok. Papyon takmış Rektör büyük bir nezaket gösterip sekreterin getirdiği çayları kendi eliyle ikram ediyor.
“Süt ister misiniz?”
“Sade lütfen, biz Türkler çayı sütlü içmeyiz”
“Neler kaçırdığınızı bilmiyorsunuz.” diye gülümsüyor rektör.
“Çay iyi bir şeydir. Büyük Britanya’nın tarihte yaptığı en iyi alışveriştir. Çinlilere Sheakspere verdik, onlar da bize çay”
Çayları koyduktan sonra gülümseyerek yerine oturuyor. Bir süre sessiz çaylarımızı yudumluyoruz.
“Bilgisayarımızı nasıl buldunuz Mr.Arı?”
“Olağanüstü ve hayranlık uyandırıcı. Bu konuda inanılmaz gelişmeler kaydetmişsiniz. Duyduğuma göre Marslılara teknoloji satıyormuşsunuz” diyorum..
Rektör başını geriye atarak kahkaha atıyor. Sonra mahcup bir edayla gülümsüyor.
“Eh sizin hayal gücünüze yetişemesek de bir şeyler yaptık. Kuantum bilgisayarı 20 yıllık emek ve 2 milyar dolar gibi büyük bir bütçeyle oluşmuş en büyük oyuncaktır. Tabi bu arada 6 tane rektörü de eskitti, o ayrı mesele”
“Buna fazlasıyla değmiş gibi görünüyor. En son yaptığınız çarpanlara ayırma kaç haneliydi”
“Demek haberiniz var. İki asal sayının çarpımı olan 256 basamaklı bir sayıydı. RSA’nın şimdiye kadar geliştirdiği en büyük elektronik imzaydı. Amerikan merkez bankasının 50 milyon doları aşan transferleri için kullanılıyordu”
Hikayenin devamını Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 