Telekomünikasyon Kurulu, ülkenin telekom konusunda lisans ve yetkkilendirme özelliklerine sahip tek kurumu. En tepe yöneticilerinden biri çıkıyor ve bir makineli tüfek gibi, için tıklım tıklım yazı dolu power point slaytları 4-5 saniyede özetleyerek geçiyor.
Gözümüz yabancı konuklara simültane tercüme yapan tercümanlara kayıyor: Kelimenin tam anlamıyla kalp krizi geçiriyorlar. Muhtemelen yabancı konuklar düzensiz kalp atışlarından öteye bir şey anlamayacak bu sunumdan. Sunumun arasında sayın yetkili ağzından esas çıkması gereken lisansların ne zaman verileceğine dair cümleyi kuruyor: “Az sonraaa…” Devletin en üst düzey yetkilisi için bu güzel bir şaka. Salonda ön tarafta oturmakta olan diğer kurumların devlet yetkilileri, özellikle de Türk Telekomcular çok gülüyorlar bu espriye.
Salonda telekom sektörüne çok para yatırmak için orada bulunan, bunun için yıllardır emek sarfeden şirketler anlamıyorlar bu espriyi. Her nedense gülmüyorlar hiç. O sırada radyoda eski bir türkü çalınıyor Mut yöresinden alınma: “Bir güzeli bir çirkine verseler; güzel ağlar çirkin güler bir zaman”
Türk Telekom’un en yetkili isimlerinden biri sahnede. Kendince doğruları var. Nedense o doğruların hiçbiri, salondaki özel sektörün doğrularına uymuyor. Anlattığı şeylerin hiçbiri kabul görür gibi görünmüyor. Her cümlesinin ardından sektörden biri kafasını kaldırıp “ne diyor beyefendi” diye sorma ihtiyacı hissediyor. Ve sayın telekom yetkilisi konuşmasının arasında bomba fikrini ortaya atıyor: “Telekomünikasyon Kurumu yetkilendirme yaparken Türk Telekom’un değerinin düşmemesine dikkat etmelidir.” Sayın yetkili hala bir takım hizmetlerin tekellerinde kalmasını istiyor. Bunu yüksek sesle söyleyemiyor ama söylediği tam olarak bu noktaya geliyor. Bu arada toplantı sırasında dinlediğimiz radyomuz bambaşka bir şarkı çalıyor Afyon yöresinden: “Çeşme başı su başı, severim kara karşı; kötü ilen bal yeme, iyiylen taş taşı.”
Ardından Rekabet Kurulu’nun en yetkili isimlerinden biri alıyor mikrofonu. Aslında rekabetin ne kadar kolay birşey olduğundan, kanunun onlara verdiği yetkiden, bunu nasıl kullanacaklarından bahsediyor. Üç maddede özetliyor yapılabilecekleri. Şimdiye kadar iyi şeyler yapmışlar, bundan sonra da Türk Telekom’un rekabeti ihlal edici hareketlerine karşı duracaklarını üstü kapalı olarak ima ediyor. İma ediyor etmesine ya, karşıdaki insanlarla daha önce internet hususunda bir itiş kakış yaşanmış. Hatta Türk Telekom’a ceza verilmiş. Ceza verilince Türk Telekom o yaptığı yanlışları durdurmuş mu? Hayır. O yanlışları yapan bir tek kişi bile işinden olmuş mu? Hayır. Bir şirket o kadar milyon dolar ceza yese bir tek kelle kalır mıydı o kurumda? Hayır. Rekabet Kurulu yetkilisi bir anlamda çaresiz kaldığını söylerken radyomuz Aşık Mahzuni Şerif’ten bir türkü giriyor: “Kamil olan kalmaz naçar, gam yeme gönül gam yeme…”
Devlet yetkilileri konuşurken ilginç bir şey geliyor aklımıza: Telekomünikasyon Kurumu tarafından Telsim ve Turkcell “etkin piyasa gücüne sahip işletmeci” olarak nitelenmiş. Yani bunlar tekel olmaya müsait şirketler olarak tanımlanıyor. Turkcell ve Telsim bir hizmet vereceği zaman onun fiyatlandırmasına, bunların maliyetleriyle uyuşup uyuşmayacağına TK karar verecek. Beynimiz dönüyor. Örneğin GSM verilerini aktarmaya yarayan direkler için Roaming tarifelerini TK belirleyebilecek. İyi de Türk Telekom zaten tekel… Şimdiye dek onların verdikleri hizmetlerin fiyatlandırmalarını araştırabilmiş mi TK? Araştırdıysa nasıl oluyor da İSS’lerden 5 kat daha ucuza internet hizmeti verebiliyor bu telekom? Veya nasıl oluyor da uluslararası konuşma ücretleri dünya standartlarının 18 kat üstünde? Veya bir adamın kendi cebinden verdiği parayla diktiği direği Roaming kapsamına sokuyorsunuz da Türk Telekom’un benim yıllar boyu verdiğim vergilerle çektiği telleri diğer telekom şirketlerinin kullanımına uygun fiyatlarla sokmuyorsunuz? Çıldırmamak mümkün değil. Biraz sakinleşmek için radyomuzu açtığımızda güzel bir Rumeli türküsü kulaklarımızı rahatlatıyor: “Telgrafın tellerine kuşlar mı konar; İnsan sevdiğine yavrum böyle mi yapar…”
Bu Ankara erkanından sona devreye özel sektör yetkilileri giriyor. Sürekli dertlerini anlatıyorlar. Yapmayın etmeyin diyorlar. İş yapmak istiyorlar. Özel kanunlar, yasalar, kendilerini yüceltecek şeyler istemiyorlar. Sadece iş yapma imkanı istiyorlar devletten: Tam serbestleşme, eşit rekabet. Ama o insanlar hala kendi aralarında gülüyor, eğleniyorlar. Biz de toplantıdan çıkarken son türkümüzü “Ankara” yöresinden dinleyerek evimizin yolunu tutuyoruz:
Aman bulguru kaynatırlar,
Serine yayladırlar.
Aman bizde adet böyledir,
Güzeli ağlatırlar, çirkini söyletirler.
Hüdayda da Ankara’lım hüdayda,
Beşyüz altın yedirdim bir ayda.
Gitti de gelmedi ne fayda,
Başını da yesin bu sevda.



Kaynak : 