Bu noktaya gelininceye kadar harcanan onca zamana ve emeğe yazık oldu. Aslında teknolojiden kaçış yok ve 3G eninde sonunda Türkiye’ye de gelecek. Hatta geldi bile çünkü halihazırda Türkiye’deki milyonlarca cep telefonu 3G uyumlu. Fakat 3G telefonlarına sahip olanlar satın aldıkları telefonlardaki bu özelliği kullanamıyorlar çünki abonesi oldukları işletmecinin şebekeleri 3G özelliğini desteklemiyor.
Yaşanmakta olan durumu herkesin kolayca anlayabilmesi için örnek verelim. Diyelim ki matbaa icat olunmuş ve dünyanın dört bir yanında yazarlar yazdıklarını matbaa vasıtasıyla diğer insanlara ulaştırabiliyor ve hatta bundan para bile kazanıyormuş. Bizler matbaa’nın ne zaman ülkemize gelmesi gerektiğini tartışadururken, yurt dışında basılmış pek çok kitap ülkemizde dükkanların raflarında arzı endam etmekte ve isteyen vatandaşlarımız tarafından kolayca satın alınabilmekteymiş.
3G’de içinde bulunduğumuz durum biraz buna benziyor.
Yazının başında, harcanan onca zamana ve emeğe yazık olduğunu söyledim. Evet gerçekten öyle çünkü en azından tüm bürokratik süreç sil baştan başlayacak.
Bakanlar Kurulu’ndan tekrar yetki alınacak, Rekabet Kurulundan tekrar görüş
alınacak, yeni şartname Kurum tarafından tekrar hazırlanacak, ihaleye tekrar çıkılacak, Kurul tarafından tekrar değerlendirilecek… Sonuç olarak Türkiye’nin onca sorunu arasında, Bakanlar Kurulunun gündemine 3G tekrar ne zaman gelir bilinmez.
Göründüğü kadarıyla, en iyimser tahminle 2008 yılının sonuna kadar beklemek zorunda kalacağız.
Olan oldu, artık önümüze bakmalıyız. Bunun için başlangıç olarak Kurul’un kararına bakmakta yarar var. Söylentilerin dışında, Kurul ihalenin iptal edilme sebebini resmi olarak şu şekilde açıklamış:
“İhale sürecinde rekabetin sağlanamaması ve lisansın Turkcell’e verilmesi durumundaki süreçte, rekabet koşullarının oluşmaması.”
Burada iki ayrı durum ifade edilmekte.
Birincisi, yalnızca bir katılımcı olduğu için açık artırma sırasında rekabet koşulunun sağlanmamış olması. Açılımı şöyle. Başlangıçta dört şirket şartname almış ve ihaleye olan ilgilerini göstermiş. Buna karşın daha sonraki süreçte bunlardan yalnızca bir tanesi ihaleye katılmış, diğer işletmeciler ise kendi tasarruffları ile artırmaya katılmama kararı vermiş. Dolayısıyla açık artırma sırasında yalnızca bir katılımcı olduğundan rekabet koşulları oluşmamış. Bunun için söylenecek pek bir şey yok, çünkü olan olmuş.
İkincisi, tek bir işletmeciye 3G lisansı verilirse, lisans almayan diğer
işletmeciler aleyhine pazarda dengesiz bir durumun oluşacak olması. İkinci durum bundan sonraki süreçte de karşılaşılması muhtemel bir sonuç olduğundan, birinci durumun tersine güncelliğini korumaktadır. Örneğin, çok iyimser bir tahminle bundan bir yıl sonra tekrar 3G ihalesi açıldığında, bir işletmecinin ihaleye katılıp diğerlerinin katılmama ihtimali devam etmektedir. Bu durumda, 3G lisansına talip olan işletmeciye lisans verilirse ne olur, verilmezse ne olur?
Aynı durumun tekrar ettiğini ve yalnızca bir tek işletmecinin 3G lisansını aldığını varsayalım. Bu durumda 3G lisansını alacak olan GSM işletmecisi daha üstün bir teknolojik düzleme sıçrayacağından, yatay rekabet içinde bulunduğu diğer GSM işletmecileri karşısında mutlak avantajlı duruma geçecektir. Buna karşın 3G teknolojisinin özelliğinden dolayı, lisansı alan GSM işletmecisi, sabit telefon hizmetleriyle güçlü bir çapraz rekabete girecektir.
Sabit ve mobil şebekeler arasında, halihazırda bir rekabet zaten süregelmektedir.
Yapılan pazar araştırmaları, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de hatırı sayılır sayıda pek çok kişinin ev veya iş yerlerinde sabit telefon yerine daha pahalı olmasına rağmen cep telefonu ile sesli iletişim kurmayı tercih ettiğini göstermektedir. Bunun üzerine bir de görüntülü cep telefonu yani 3G gelinde, ağırlık iyice cep telefonuna kayacaktır.
Sabit telefon işletmecisi, şebekesini istediği kadar modernize etsin, evlerimize gelen bakır telefon telleri değişmedikçe mobilden taraftan gelen bu rekabeti göğüsleyemez. Bakır hatlar her ne kadar xDSL hizmetleri için kullanılabilse de, görüntülü iletişim, yüksek çözünürlükte televizyon yayınları, DVD kalitesinde streaming video, interaktif sanal oyunlar gibi mobil taraftan gelen tehdidi savuşturacak güçlü servisler için yeterli hızlara ulaşamazlar.
Amerika örneğine bakarak resmi netleştirebiliriz. AT&T’in evlere VDSL ile 25 Mbps hız üzerinden IPTV hizmeti sunmak için başlattığı “Project Lightspeed” kampanyası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna karşın Verizon, fiber ile 100 Mbps üzerinden verdiği başarılı IPTV kampanyası ile yetinmeyerek önümüzdeki yıl 250 Mbps’e çıkma planları yapmaktadır. Bakır kablolar bir yana, koaksiyel kablolar bile (Kablo TV yayınları için kullanılan kablolar) bu hızlara erişemez. Ancak ışık ile, yani fiber üzerinden bu hızlara ulaşılabilmektedir.
Amerika dışında, bugün Japonya’da 10 milyon üzerinde ev, 100 Mbps fiber erişimine sahiptir. Güney Kore herkesin minimum 100 Mbps fiber ile genişbant erişimine sahip olacağı sayısal şehir “digital city” projesini 2010 yılında tamamlamayı hedeflemektedir. Kısacası sabit taraftaki çözümün ve dünyadaki genel eğilimin ne tarafa gittiği ortadadır. Fakat bunun için sabit taraftaki, yerel ağda (local loop) milyonlarca dolarlık bir fiber altyapısı (fiber to the home) yatırımı gerekmektedir.
Bu yapıldığı takdirde, sabit şebeke üzerinden verilecek hizmetler mobil ile rekabet edecek şekilde zenginleşip, çeşitlenebilecektir.
Sonuç olarak, bir tek GSM işletmecisine 3G lisansının verilmesi yatay rekabeti azaltırken, çapraz rekabeti başlatmaya yetecektir. Şüphesiz en ideali, hem GSM işletmecileri arasındaki yatay rekabetin, hem de mobil ve sabit iletişim arasındaki çapraz rekabetin artmasıdır. En olumsuz senaryo ise var olan durumun devam etmesi ve ne mobil tarafta, ne sabit tarafta teknolojinin nimetlerinden faydalanamayacağımız bir pazar dengesinin ortaya çıkması olacak gibi görünüyor.



Kaynak : 