Bu raporun
- 1.ci bölümünü burayı tıklayarak
- 2.ci bölümünü burayı tıklayarak
- 3.cü bölümünü burayı tıklayarak
- 4.cü bölümünü burayı tıklayarak
- 5.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Almanya deneyimini anlatan 6.cı bölümünü burayı tıklayarak
- Fransa ve İngiltere Deneyimini anlatan 7.ci bölümünü burayı tıklayarak
- ABD Uygulamalarını Anlatan 8.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Çin Uygulamalarını Anlatan 8.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunları ve Çözümleri Girişi veren 9.cu bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunlara ve Çözümlere devam eden 10.cu bölümünü burayı tıklayarak
- Sorunlara ve Çözümlere devam eden 11.ci bölümünü burayı tıklayarak
- TIB ve diğer önerileri içeren 12.ci bölümünü burayı tıklayarak
- Çeşitli önerileri içeren 13.cü bölümünü burayı tıklayarak
- Çeşitli önerileri içeren 14.cü bölümünü burayı tıklayarak
okuyabilirsiniz.
4. Sonuç
Bugün İnternet dünyada hem bireyleri özgürleştiren hem ülkeler açısından bilgi ekonomisi adı altında kalkınmayı sağlayan hem de bilişim teknolojilerinin sunduğu yeni iş olanakları ve fırsatlar sayesinde istihdam yaratan bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında ülkelerin “dijital pasta”’dan alacakları payı büyütmek amacıyla internete olan güveni artırıcı, bireylerin internet kullanımını teşvik edici düzenlemeler yapması gerektiği kaçınılmazdır.
5651 Sayılı Kanun 4 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aradan geçen 3 yıllık uygulama sürecinde yaşanan somut olaylar ve edinilen tecrübeler bugün geldiğimiz nokta itibariyle Kanunun “bilgi toplumu”, “bilgi çağı” ve “temel hak ve özgürlükler” gibi isterler doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır.
5651 Sayılı Kanun “tamamen kaldırılsın” ve yerine Avrupa Konseyi Siber Suçlar Konvansiyonuna imza attıktan sonra yapacağımız bilişim suçlarına ilişkin yasa çalışmasında yer verilecek öz denetimi öngören bir politika getirilsin görüşü de savunulabilir. Sınırların, yasakların, devlet bürokrasilerinin olmadığı ve bir “dünya vatandaşı” olarak yaşayabileceğimiz İnternet hepimizin idealidir. Ancak devletlerin egemenliklerini kaybetmeme kaygıları yüzünden bugün ülkemizde ve dünyanın hemen her ülkesinde internet bu “egemen olma” isteğinden nasibini almıştır. Dolayısıyla karşımıza farklı spektrumlarda internete müdahale eden bir dünya haritası çıkmaktadır.
5651 Sayılı Kanunun kaldırılması söz konusu olmayacaksa, o takdirde yasa metninin ciddi anlamda revize edilmesi gerekecektir. Bu gereklilik öncelikle internet aktörleri ve sorumluluklarına ilişkin hükümlerde söz konusu olacaktır. Bunun dışında Yasanın sorunlu maddelerinden olan ve erişimin engellenmesi yöntemini açıklayan 8. Maddenin hem bu yöntem hem de TİB’in yetkileri açsıından tekrar gözden geçirilmesi gerekecektir.
5651 Sayılı Kanunun üç yıllık uygulama sürecinde verilen erişimin engellenmesi kararlarının somut uygulamada işlevsizliği, ancak hak ve özgürlüklere ve ekonomik ilişkilere verdiği zararların büyüklüğü ortadadır. 2007 yılında Yasa hazırlanırken yapmadığımız “etki analizi”’ni ve “hukuksal risk analizini” bu sefer gerçekleştirip yeni yasal düzenlemeyi bu koşulu gerçekleştirdikten sonra yürürlüğe sokmalıyız. Dijital devrim veya bilgi çağı her zaman vurguladığımız üzere Türkiye’nin bu defa kaçırmaması, bilakis dahil olması ve fırsatlarından istifade etmesi gereken bir dönemdir. 5651 Sayılı Kanunun bu kriter açısından değerlendirmesi son derece önemlidir.
Kanunda 8. madde de öngörülen erişimin engellenmesi olarak tanımlanan engelleme yöntemi ve uygulaması dolayısıyla bugüne kadar işin hak ve özgürlüklere dokunan tarafı dışında mali boyutu ve uğradığımız zararları gösteren rakamlar ortaya konulmalıdır. Hukukun ekonomik analizi veya hukuki risk analizleri kavramları çerçevesinde soruna yaklaşıldığında; bir yasal düzenleme henüz hazırlanırken bu tür etki analizlerinin yapılması ve uygulamaya konulduğunda söz konusu olabilecek maddi kazanım veya kayıpların yaklaşık olarak rakamsal değerlerinin bilinmesi gerekmektedir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de maalesef bu analizler yapılmadan yasal düzenlemeler yürürlüğe konmakta ve iyi veya kötü sonuçları uygulama sürecine bırakılmaktadır.
Dolayısıyla ülkemizin belirleyeceği yol haritasında “erişim engelleme (DNS, IP engelleme)” yöntemi yerine URL ile engelleme yöntemini benimsemesi, ancak bunun dışında özdenetimi artırması ve Almanya’daki gibi bilişim şirketlerinin hassas konularda özdenetim politikaları geliştirmesini sağlaması gerekecektir. 5651 Sayılı Kanunun gerçekten çocukların ve ailenin korunmasına inhisar edilmesi, bu amaçla ISS’ler nezdinde yetişkin kilidi kullanılması gibi uygulamalarla yetişkinlerin özgürlük alanlarına müdahale edilmemesi gerekir. Ayrıca Google, Facebook, Youtube gibi şirketlerle karşılıklı anlaşma ile belirlenecek bir mücadele yöntemi de diğer ülkelerin de sıkça başvurduğu etkin yöntemlerden biri olacaktır. Yine bu tür sosyal paylaşım ağlarındaki otokontrol mekanizmalarının işlevsel kılınması ve artırılması da efektif yöntemlerden biridir.
Sonuç olarak; Almanya, Fransa ve birçok Avrupa ülkesindeki yanlış uygulamaları örnek almayıp, yapacağımız yeni yasal düzenleme ve mücadele yöntemlerimizle bu sefer biz Avrupa’ya ve hatta dünyaya örnek olmalıyız. Ülkemizin üç yıllık iyi ve kötüyü birlikte barındıran bu tecrübesini, gelecek döneme ışık tutacak şekilde kullanması gereklidir. Türkiye bugüne kadar bilişimle ilgili olarak sahip olduğu Elektronik İmza Kanunu, adli bilişim uygulamaları, mobil imza gibi konularda dünyaya örnek teşkil edecek yasal düzenlemeler ve uygulamalar geliştirmiştir. 5651 Sayılı Kanun ve uygulaması açısından da aynı sonucun gerçekleşmesini diliyoruz.



Kaynak : 