Rusya’nın 4 ekim 1957’de uzaya fırlattığı 58 cm çapındaki Sputnik uydusu ile birlikte, Rusya-ABD arasında bir uzay yarışı patlak vermişti. Amerikalılar bir süre Rusya’nın tepeden bir bomba fırlatacağı ya da yukarıdan gözetleme yaptığı paranoyasındaydılar. Bunu 1999 tarihli Ekim Düşleri (October Sky) filmi anlatır;
Bu yarışın tepe noktası 1969 yılında Ay’a ayak basan ilk insan oldu. Yani Neil Armstong. Doğrusu o yıllarda ve sonrasında bir çok çocuk sorulduğunda “ben astronot olmak istiyorum” diyordu.
Ama sonra bu yarış tavsadı. ABD tarafına bakıldığında, Amerikalılar vergi ödemelerinin uzaya harcanmasından çok hoşlanmamaya başladılar. Arada kazalar filan oldu ve 2011’de uzay yarışı NASA açısından bitti [1].
Ama Çin’in uzaya merak salması, kendi navigasyon uydu filosu kurması, Ay’ın zor yüzeyine (yani hiç görmediğimiz karanlık yüzey denilen tarafa) araç indirilmesi, Mars için plan yapması filan, bu konuyu tekrar heyecanlı hale getirmiş gözüküyor.
Ay’a İnen İlk İnsan (First Man)
İşte tam da bu günlerde, Neil Armstrong’un astronotluk dönemini anlatan bir film seyrettik. Video yayınlayan platformlar üzerinden yayınlanan filmin ilginç yönü, Armstrong’un nasıl “tepkisizlik” düzeyinde sakin ve soğukkanlı bir insan olduğunu göstermesi.
Çevresindekilere soğuk davranan, tepkisi az olan insanlara argo ifade ile “soğuk nevale” deriz ya, acaba bu kötü bir şey mi? Film bunun farklı bir yönünü sorgulatıyor. Acaba “Ay’a İniş” gibi zor bir misyonun gerçekleştirilmesi için böyle insanlar mı gerekli?
İngilizce adı “First Man” olan filmin başrolünde Ryan Gosling ve eşi olarak da “Crown” dizisinde İngiliz kraliçesi rolündeki Claire Foy oynuyor.
Şurada filmin oyuncularını ve canlandırdıkları insanları gösteren bir şema var : First Man
Aya İnişin Teknik Değil, İnsan Yönü
Bu filmde olayın teknikten çok, insan tarafını görüyoruz. 1969 yılında dünyanın pek çok ülkesinde insanlar radyolarının ya da TV’larının başında bu inişi izlediler. O dönemde doğduğu için adı “Ayda” olarak verilen insanlar da tanıyorum. O zaman insanlar, Amerikalı olsun, olmasın Ay’a inişten gurur duymuştu.
Ama bu film, daha önce kimsenin tecrübe etmediği Ay’a inişin duygusal yani insan tarafına bakıyor. Ailelerin duyduğu korkular, ölen astronotların arkasındaki duygular, görev alan astronotların bilinmeyene karşı gerginlikleri, çalışmalar, operasyondaki beceriksizlikler ya da aksilikler, halkın vergilerin harcandığı yere karşı tepkileri. Özelinde de Armstrong’un ve ailesinin duyguları.
Neil Armstrong 1930 doğumlu idi. Purdue Üniversitesinde Aeronotik Mühendisliği okudu. Kore savaşında pilot olarak görev aldı. Astronot olmadan önce çok hızlı ve yüksek uçakların denendiği bir projede test pilotuydu. 2012’de öldü.
Filmin ilk başında Armstrong’un duygusuzluğa varıcı düzeyde –belki empatisi de eksik– başka deyişle soğukkanlı tarzını bu test pilotluğu döneminden bir gerçek olay eşliğinde görüyoruz. Armstrong, çok yüksek irtifalarda, roket gücünde hızlı uçan X-15’i test eden 12 pilottan biriydi. Film bir X-15 “roket uçağı” nda ses bariyerini aşarken yaşanan bir sorunla başlıyor. Uçağı, uzayın karanlığını görebileceği üst atmosferin sınırlarına götürüyor. İnişine başlamaya çalışıyor, ancak kontrolleri yanıt vermiyor. Ama Armstrong hiçbir şey olmamış gibi soğukkanlılığını koruyarak, uçağın roket iticilerini atmosfere geri düşmesine yardımcı olmak için kullanabileceğini hesaplıyor ve plan işe yarıyor (gerçi bu olay biraz farklı gerçekleşmiş ama film bize soğukkanlılığını bu sahne ile anlatıyor).
Benzer bir olayı da Gemini 8 uçuşunda görüyoruz. Gemini uzay kapsülü ile ayrı fırlatılan Atlas-Agena roketinin birleştirilmesi deneyimi sırasında yine sorun yaşanıyor, diğer astronot endişeliyken Armstrong’u burada da soğukkanlı bir şekilde bazı hesapları yaparken görüyoruz.
Evliliği
Armstrong’un eşinin güçlü ve dengeleyici bir kadın olduğunu görüyoruz. Diğerleri bunu yıllar içinde söylemişler. Armstrong’un Aya İnişinin arkasındaki faktörlerden birisi, ev tarafından dengeyi sağlayan Janet Armstrong. 40 yıllık evlilikten sonra 1990 yılında evlerini ayırmışlar, 94’de ise boşanmışlar. Janet Armstrong kocası için “Neil’in cevabı sessizliktir. Eğer Hayır diyorsa, o bir argümandır” demiş.
Film, Armstrong’un hayatındaki en önemli duygusal olayın, kızı Karen’in 2,5 yaşında beyin kanserinden ölmesi olduğunu öne sürüyor. Ama Armstrong’un kızının hastalığı ve ölümü konusunda konuşmadığı ve hatta en yakın çalışma arkadaşlarından bazılarının bir kızı olduğunu bilmedikleri kaydediliyor. Ay’a indiğinde bir kratere kızının bilekliğini atması olayının ise hiç olmadığı kaydediliyor. Film bu tür detayları, Armstrong’un acısını da kendi içine gömdüğü, yalnız başına yas tuttuğu mesajı vermek için kullanıyor gibi.
Çünkü aynı Armstrong yani kızına düşkün gösterilen bir baba, Ay’a gideceği zaman oğullarına bilgi vermiyor ve veda etmiyor. Ancak eşi ısrar edince onlarla konuşarak “geri dönmeyebileceğini” ifade ediyor. Belki de bu nedenle, 2018 yılında anneleri öldükten sonra Armstrong’un 2 oğlu, geçen yıl babalarından kalan eşyaları müzayedede 12 milyon toplam değer ile satmışlar[2]. Tabii ki bu tartışmaya yol açmış. Rick ve Mark Armstrong bunu yaptıkları için ayıplanmışlar.
Ay’a inişten sonra Armstrong’un diğer astronotların tersine inzivaya çekildiği, 2 oğlu ve Janet Armstrong ile bir çiftlikte yaşadığı görülüyor. Hayatı hep sessiz sedasız yaşıyor.
Bütün astronotlar böyle değil. Tam tersine, adeta bir film artisti gibi yaşayanlar var. Aşağıda diğerlerinin ne yaptığının bir örneği; “Aya İnen Son İnsan” filmi ile anlatacağım.
Ay’a Ancak Böyle Biri mi İnerdi?
Film boyunca, hem astronotun kendisi, hem de ailesi açısından pek de özenilecek bir hayat olmadığını farkediyorsunuz. Oysa dünyada binlerce çocuk astronot olmayı istemiştir. Ama gerek her an kaza olma olasılığı, gerek aptallıklar –belki ilk kez yapılan işler mi demek lazım– korkutucu. Mesela 3 astronotun –meydana gelen bir arızayı gidermek için–, Apollo 1 isimli kapsülün içinde hantal uzay elbiseleri, daracık hareket edilemeyen bir alanda 8 saat bekletilmesi ve bu arada çıkan yangında ölmeleri bazen çok beceriksizlik olduğu izlenimi yaratıyor.
Aynı şekilde aya iniş sırasında bazı aksilikler meydana geliyor. Yakıtın azalması, inecekleri bölgenin büyük kayalarla kaplı olması, sonra bir krateri zor bela aşmaları gibi. Buna bakınca, aya da herhalde ancak böyle soğukkanlı ya da duyguları yavaş çalışan bir adam inerdi diye düşünüyorsunuz. Film de baştan itibaren sanki böyle bir mesajı vermek için uğraşıyor.
Ay’a Son İnen Adam
Tabii diğer astronotları da merak ediyorsunuz. Buzz Aldrin filmde çenesini tutamayan ve biraz daha alt seviye bir adam gibi veriliyor. Diğer astronotların bazıları da düşük eğitimli olarak anlaşılıyor. Seçim mülakatları sırasında Ed White’ı oynayan Jason Clarken, Armstrong içeri çağrıldığında onu eğitimli züppe türü bir cümle ile sınıflandırıyor.
Astronotlar nasıl davranırdı? Buna başka bir filmden örnek verelim; Aşağıda fragmanını göreceğiniz aydaki son adam Eugene Cernan’ın filmi bize başka bir astronot tarzını anlatıyor. Purdue Elektronik Mühendisliği mezunu ve deniz kuvvetlerinden Aeronotik Mühendisliği MSc alan ve 2017’de ölen Cernan 3 kere uzaya çıkmış ve aya da 2 kere gitmiş. Hayattayken 2014’de çekilen bu filmde, ne kadar renkli bir hayat yaşadığını, bütün dünyada nasıl gezdiğini ve ününün nasıl başını döndürdüğünü anlatıyor.
Her 2 film, astronotluğun ne kadar zor, korkutucu ve ruhsal açıdan zorlayıcı olduğunu, aileleri de nasıl etkilediğini anlatan filmler.
Apollo Hesaplamalarını Kim Yaptı?
Bu arada başka bir filmi daha hatırlatalım. Apollo uçuşlarının gerçekleşmesini sağlayan kişiler isimleri uzun süre anılmayan zenci kadınlar olmuş. “Hidden Figures (Gizli Rakamlar)” 3 Zenci kadının NASA’ya katkısını anlatan gerçek hayattan bir hikaye.
Filmde hikayesi anlatılan 1918 doğumlu Batı Virginia Üniversitesinden mezunu matematikçi ve fizikçi Katherine G.Johnson, bir sürü erkek matematikçi arasında itilip kakılırken, tuvalet için diğer binaya gitmek zorundayken, Apollo 11 uçuşu, Merkür Projesi gibi bir çok uçuşun hesaplanmasında kullanılan “Uzay Mekiği” programını yaptı. 2015 yılında Obama kendisine “Özgürlük madalyası” verdi. Bu sene 24 şubatta 101 yaşında vefat etti.
1910 doğumlu Dorothy Vaughan ise, 1960 yılında kendi kendine öğrendiği ve ekibine de öğrettiği Fortran ile Uzay Merkezine alınan ama boş duran IBM bilgisayarı çalıştırmayı başaran kadın matematikçi. Sonradan programlama bölümümün başına geçiriliyor.
Mary Jackson ise 1921 doğumlu uzay mühendisi. NASA’daki ilk siyah kadın mühendis olmuş.
Diğer Canlı-Akış Platformu haber ve incelemeleri için burayı tıklayınız



Kaynak : 