Hız tutkunları, önümüzdeki hafta İstanbul’da gerçekleştirilecek Formula 1 için geri sayarken, diğer yanda da tüm dünyada hızla gelişen ekonomik ve sosyal olaylar olanca hızlarıyla başımızı döndürmeye devam ediyor.
Ajandamızdaki ilk notumuz yüzlerce kilometre uzağımızdaki dost bir ülkeden; Mısır’da, devletin sahibi olduğu bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerin uygulanan düşük ücret politikası dolayısıyla grev kararı almasıyla geçtiğimiz ay patlak veren ve tüm dünyada geniş yankı bulan olayda ikinci perde yarın. Lokal olarak başlayan, ancak Facebook’un aktif olarak kullanılmasıyla çok kısa bir süre içerisinde on binlere ulaşan ve sınırötesinden de destek gören eylemin nasıl sonuçlanacağını hep birlikte göreceğiz.
Siyasi gelişmelerin ağırlıklı yer işgal ettiği gündem, aslında insanların günlük telaşesi içerisinde kaybolup gidiyor. Geriye, zihinlerde kalıcı bir yer edinen ekonomi kalıyor. Kısa bir süre önce açıklanan veriler küresel göstergelere paralel bir eğim gösteriyor.
Ekonominin genelinde özellikle son aylarda görülen bozulma, “enflasyon” kelimesini terminolojiden çıkartmak konusunda en istekli biz Türkleri bir kez daha sırtımızdan vuruyor. Küresel pazarlarda ‘istikrarlı’ bir şekilde artmaya devam eden petrol ve enerji hammadde fiyatları enflasyon rakamlarını tetikliyor.
Merkez Bankası’nın, yıl sonu için öngördüğü % 9.3 şimdiden aşılmış durumda. Başta pirinç olmak üzere bakliyatta yaşanan astronomik yükselme, bir yerde süt, peynir ve hatta ekmek gibi diğer gıda ürünleri üreten kişi ve kuruluşlara yaptıkları zamların arkasına sığınma hakkını sağlıyor. Nisan ayı itibarıyla Tüketici Fiyat Endeksi % 9.66 olarak gerçekleşirken, Üretici Fiyat Endeksi’nin % 14.56 olduğu görüldü. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında Üretici Fiyat endeksi % 9.68 olarak gerçekleşmişti.
Bölgesel farklardan en çok nasibini alan Van, Muş, Bitlis, Hakkari illerinin, TÜFE’deki % 2.99 aylık artış ile en çok etkilenen vilayetler olduğu görüldü.
Tüketici Fiyat Endeksi verilerine göre tüketim grubu olarak en yüksek aylık artış % 11.69 ile giyim ve ayakkabıda gerçekleşti. Bunu, konut, gıda ve alkolsüz içecekler ile lokanta ve oteller takip etti. Sanayide ise en büyük artış % 19.40’la metal cevherinde gerçekleşti.
Geçtiğimiz günlerde ABN Ambro’yu satın alan, İskoç RBS, Fortis ve İspanyol Santander’den oluşan ortaklığa BDDK’dan vize çıkmaması önemli konular arasındaydı. Türkiye’deki altı şubenin, kendilerine geçmesi için BDDK’ya başvuran gruba, PKK’nın Avrupa’daki bazı para toplama operasyonlarının Barclays aracılığıyla yapıldığının belirlenmesi üzerine olumsuz yanıt verildi.
Diğer yanda, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) açıkladığı nisan ayı rakamlarına göre, Türkiye yıllık 117 milyar 496 milyon 938 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl Nisan ayına göre % 39.16’lık artış kaydeden ihracat 11 milyar 390 milyon 779 bin dolar seviyesine ulaştı.
Hemen her platformda dile getirildiği gibi, gelişmekte olan ekonomiler için borçlanmak normal bir olgu. Ancak, asıl önemli olan bu borç stoğunun nasıl ve hangi etkin politikalar ile bir dengede tutulduğu. Sadece ödediği faizlerle yeni doğan bireylerinin geleceklerinin bile ipotek altına alındığı bir düzende sanırız “gelecek”ten bahsetmek safi hayalden başka bir şey olamaz. Kaynak kullanımının şirketler için bir standart halini aldığı günümüzde devletler şeffaflığa paralel olarak yaptıkları her harcamanın sorumluluğunu taşımak ve paylaşmak zorundadırlar. Yazımızı, önümüzdeki günlere hatta haftalara damgasını vuracak olan Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı’nın şu sözü ile noktalamak istiyoruz; “Türkiye, totaliter bir rejimle asla güçlü bir ülke haline gelemez.”

Kaynak : 