Cumartesi günü, büyük oğlumla Vefa Mezunlar Derneği’nin yeni seçilen yönetiminin kahvaltısına katıldık. Mezunlardan olan eşim-babamız Mustafa Nebil adına davet edilmiştik. Derneği eşimin destekleme çabalarından ötürü yıllardır uzaktan da takip ediyordum. Orada genci-yaşlısı güzel bir ekiple karşılaştım.
Vefa Mezunlar Derneği 1973 yılında kurulmuş. Günümüzde burslar ve kurban bağışları (bunlarla 10 tanesi deprem bölgesinden gelen yatılı 80 civarı kız öğrencilere, memurlara, öğretmenler ve maddi durumu iyi olmayan öğrencilere yıl boyu ücretsiz yemek sağlıyorlar) yoluyla 152 yaşındaki bu kurumda süren eğitime destek olmaya çabalıyorlar. Eşim de hem 4 kız çocuğuna burs veriyor, hem de her yıl kurban bağışlarını bu derneğe yapıyordu, ayrıca mümkün olduğunda Boza Gününe katılıyordu.
Genç, orta yaşlı (onların tabiri) ve yaşlı mezunların katıldığı kahvaltı sırasında bir çok konuşma yapıldı. Eski müdürleriSakin Öner, mezunlar ve yine yakın zamanda vefat eden dernek başkanı Hakkı Baliç’in eşi birer konuşma yaptılar. Kimi eski hatıralardan bahsetti. Kimi de çabaların artması gerektiğinden.
Ben de düşüncelerimi, bana verdikleri fırsat çerçevesinde çok kısaca ifade ettim. Ama söylemek istediğim daha çok şey var. Bu yazıda bunları ifade etmek istiyorum.
Aşağıda Vefa Mezunlar Derneği yeni başkanı Recep Avşar ve Vefa Lisesi Eğitim Vakfı Genel Sekreteri Levent Üzün ile kahvaltı sonrası yaptığım kısa söyleşiyi görebilirsiniz.
Oradayken bir kez daha farkettim. Eğitim konusunda büyük sorun olduğunu hepimiz konuşuyoruz ama kaçımız elini taşın altına koyuyor? Eğitimin yani okullarımızın yükselmesi için herkesin kendi çapında ayni ya da nakdi yardımları yapması ve okullarını yalnız bırakmaması lazım. ABD’de ya da İngiltere’deki eğitim kurumlarının yükselmesinin nedeni, oradaki devletten çok, mezunların ellerini okulların üzerinde tutmaları ve hatta vakıflaşmaları.
Eğitimin geldiği yer konusunda hepimizin sorumluluğu var. Hepimizin gözünün önünde bozuldu bütün bunlar. Şimdi daha fazla konuşmadan ve beklemeden, elinizi uzatın ve sizi yetiştiren okullarınızın daha iyi hale gelmesi için destekte bulunun. Geç kaldık ama bundan sonrası için protesto yapın, yanlış gördüğünüz uygulamalar için itiraz edin, saçma sapan fikirleri olanları uyarın, eğitimin bozulması konusunda dava açın, parasal destekte bulunun ya da fikir üretin.
Başkaları için Bir Şey Yapmak
Kasım 1984’de, Bob Geldof ve Midge Ure öncülüğündeki bir grup İngiliz müzisyen, Etiyopya’da o yıllarda yaşanan kıtlık için “Yılbaşı olduğunu biliyorlar mı? (Do they know it’s Christmas)” adını taşıyan bir şarkı kaydettiler. Aşağıda satışları ile 1 yılda 8 milyon £ (bugünkü para ile 365 milyon TL) yardım yaratan bu şarkıyı görüyorsunuz.
Arkasından yine Bob Geldof ve Midge Ureöncülüğündetüm Afrika’ya yardım amaçlı “Live Aid” konserleri geldi. Hatta aynı şeyi ABD’de Henry Belafonte’nin, Lionel Richie ile başlattığı “We Are the World” ile görüyoruz (bu çabanın hikayesi film olarak yayınlandı).
Henüz hayatımızda tek TV kanalı ve dünyadan haberleri genellikle “Türkiye yine şöyle-böyle başarılı” gözlüğünden veren gazeteler varken, yani dünya hakkındaki görüşlerimiz bunlar ve Hollywood filmleri ile kısıtlıyken, “bu insanlar neden tanımadıkları insanlara yardım etmeye çalışıyor?” diye anlamaya çalıştığımı hatırlıyorum.
Artık cevabı biliyorum. Etrafınıza bakın; Afganistan, Irak, Suriye.. ya da Afrika, hatta Türkiye’nin içindeki bazı sorunlu gruplar. Buralarda yaşanan sıkıntılar, bizlerden uzak filan değil. Öyle ya da böyle bu sıkıntılar gün geliyor konuyla yakın ilişide bulunmayan bizleri etkiliyor.
Çünkü, siz kendi hayatınıza bakıp, çalışıp, paranızı kazanıp, tatilinizi yapar ve çocuklarınızı büyütürken, bu mutsuzluklar büyüyor (aslında birileri tarafından amaçlı olarak büyütülüyor da) ve sonunda sizin “normal düzende” yürütmeye çalıştığınız hayatınızın içine dahil oluyor. Sizin hayatınızı altüst etme olasılığı doğuyor.
Bu fizikteki “Bileşik Kaplar Prensibi” gibi düşünülebilir. Bu prensip der ki ; Bileşik kaplarda tek cins sıvı varsa, her kaptaki sıvı yüksekliği eşit olur. (Bileşik kaplarda birbirine karışmayan farklı cins sıvılar varsa, her kaptaki sıvı yüksekliği farklı olur). Bileşik kap dediğimiz, bir örneğini yanda gördüğünüz şekilde, birbirine bir boru ile bağlı, iki ya da daha çok sayıda birbirinden ayrı kaplardır Bu kaplardan birisine konulan sıvı, kaplar arasındaki boru aracılığıyla öteki kaplara akar ve dengelenir. Aynı derinlikteki sıvı basınçlarının birbirine eşit olması nedeniyle kabın şekli sonucu değiştirmez.
Benzer şekilde, ülkeler arasında sınırlar olsa da, onu aşmayı beceren çok sayıda göçmen var dünyada. Alın işte uç bir örnek ; Meksika sınırı üzerinden ABD’ye göç eden Türkler.
Sadece Kendiniz için Yaşamayın
O nedenle, bir yandan hayatınızı yaşamak için uğraşırken, diğer yandan toplumun ve hatta dünyanın daha düzgün bir yer olması için de savaşmak zorundayız. Yaşamda fırsatları ve şansları olanlar, olmayanlar için de fırsat ve şans yaratmak zorundalar. Bunu yine kendileri için de yapıyor olacaklar.
Alın işte Uğur Şahin – Özlem Türeci olayı. İlkokula başladığında Almanca bilmediği için, zekası geri olarak görülen Şahin, bir Alman komşusunun yardımıyla dili öğrendi ve 2020’de Covid aşısı ve günümüzde Kanser aşısı ile, başta Almanlar olmak üzere hepimizin hayatına dokundu.
1,5 ay kadar önce eşimi kaybettiğim için tabii ki depresif bir ruh halindeyim. Bir yandan sürekli “yaşamanın amacı nedir?” diye düşünüyorum. Bunu yeni düşünüyor da değilim, 10 yaşımdan bu yana bunu anlamaya çalışıyorum. Genel görünüme bakarsanız, bir şekilde sıkıntı var. Bunu aşmak lazım. Hayatın amacı sanırım bir şekilde sıkıntıları yaşayarak insan olmayı öğrenmek.
Dünyamızın itildiği savaş saçmalığı ve artan yolsuzluklar, ahlaksızlar, etik dışı olaylar zinciri içinde, bileşik kapların çalıştığı bir başka alan olarak, insan kalitesindeki düşüşü görüyoruz. Ülkemizdeki insanlar, bir zamanlar birbirine karşılıksız yardım ederken, sevgi ve saygıyla yaklaşırken (en azından benim büyüdüğüm ortam böyleydi), şimdi herkes birbirini eleştirmek, suçlamakla uğraşıyor. Yaşadığım sitenin whatsapp mesajlarına bakıyorum, üst perdeden birbirini ve yönetimi saçma sapan eleştirenleri görüyorum. Araştırmak, çözüm önermek, çözüm yaratmak yerine, “en bi bilen” modunda herkes akıl veriyor. Tıpkı sosyal medyada, kendisi en ufak bir şey yapmadığı halde, “muhalefet bir şey yapmıyor” şeklinde mesaj atanlar gibi. Kimbilir, belki bu yolla rahatlıyorlar.
Ama rahatlamanın zamanı değil. Herkesin elini taşın altına koyma zamanı. Ülkemizdeki olayların saçmalığı bir yana (ki bence en az 40-50 yıldır aşamalı olarak artarak bu duruma geldik), Dünya da topyekün bir saçmalık döneminden geçiyor. Bu dönemde şikayet etmeyi bırakın, Vefa Lisesi Mezunları gibi ya da Boğaziçi Akademisyenleri gibi elinizi taşın altına koyun. Çabalayın. Belki kanser aşısı geliştiren başka bir Uğur Şahin’i ve de uzantısında kendinizi kurtarıyor olabilirsiniz.



Kaynak : 