Basında sansürün kaldırılışının 100. yıldönümü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce İstanbul ‘da düzenlenen törenle kutlandı.
Türk Telekom’un sponsorluğunda Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen etkinliğe medya ve sanat camiasından çok sayıda davetli katıldı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, yaptığı konuşmada, bugün, sansürün kaldırılışının 100’ncü yılında bile yadırganabilecek gelişmelerin yaşanmaya devam ettiğini söyledi. Erinç şöyle konuştu;
Hep sansürlü dönemler yaşandı. Ardından yasaklar dönemi başladı. Ancak, yasaklara karşın yasaları ve meslek etik kurallarını böylesine kapsamlı bir biçimde yok sayan bir dönem geçmişte hiç yaşanmadı. Özellikle gözaltılar sırasında meslektaşlarımıza reva görülen davranışlar üzüntü vericidir. Bazı televizyon ekranlarını karartmaya dönük girişimler de günümüzde yaşadığımız uygulamalardandır. Gazeteci, söylenti ve dayanaksız suçlamalardan uzak durur. Hazırlık soruşturması ve yargılama sürecinde önyargıdan uzak ve tarafsız bir bakış sergilenmelidir. Haberlerde, suçluymuş gibi değerlendirmeler yapılmamalıdır.
Basın özgürlüğünün önemini vurgulamak amacıyla her yıl verilen ödüller de sahiplerini buldu. Telekulak Skandalı’nı ortaya çıkaran Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu ile Vatan gazetesinden Kemal Göktaş kişi dalında; Basın Müzesi ise kurum dalında ödüle değer bulundu.
Son bir yıl içinde sürekli basın kartı almaya hak kazanan 83 gazeteciye armağanların verildiği törende, ‘Sansürden Yasağa’ adlı bir de sergi açıldı.
Kişi dalında ödüle layık görülen Vatan Gazetesi muhabiri Kemal Göktaş sorularımıza şu karşılıkları verdi;
turk-internet.com; Sansürün kaldırılışının 100’ncü yılındayız. Neler söyleyeceksiniz?
Kemal Göktaş; Sansür daha inceltilmiş yöntemler kullanılarak devam ediyor. Oto sansür devam ediyor. Gazeteler ticarileşti. Ticarileştikçe de bir takım kazançların peşinden gidiyorlar. Gazetelerde bugün geçerli tek ideoloji liberalizm. Sosyal demokrasi gibi sistem içi bir ideoloji bile gazetelerde yer bulmuyor.
Dolayısıyla tek tip bir yayıncılık anlayışı söz konusu. Adına İslamcı da deseniz, tırnak içinde solcu da deseniz, yaygın kitle medyası da deseniz hepsinin tek bir ideolojisi var. Bu ideoloji de devletin resmi ideolojisinin sınırları dışına çıkmayan ve aynı zamanda da kapitalizmi kutsayan bir ideoloji.
Hayat televizyonunun ekranının karartılması beni bir gazeteci olarak umutsuzluğa düşüren bir gelişme. Buna karşı toplumsal bir tepki de yok. Basın, meslek örgütleri de buna karşı güçlü bir karşı koyuş da sergilemiyor. Gerekçe bölücülük. Bu çok saçma. Somut deliller ortaya konmadan yayın yasağı getirilmesi sansürün devam ettiğini gösteriyor.
Ayrıca, gazetecilerin yazılarının yayınlanmaması, gazetelerin belli bir bakış açısını devam ettirmeleri ve gazetecilerin katledilmeleri hala sansürün devam ettiğinin en açık birer göstergesi.
Ben biliyorum, bir çok aydın yazısını göndermeden önce avukatına danışıyor. Düşünce özgürlüğünün önünde bundan daha büyük bir oto sansür, bundan daha büyük bir engel düşünemiyorum. Aydınlarımız susturulmuş durumda.
Türkiye basın tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Ama tüm bunlara rağmen basın emekçileri gerçeğin peşinde çabalarını sürdürüyor. Gerçekler, her ne kadar gizlenmeye çalışılsa da hükmünü icra ediyor. Gerçekler devrimci ve önündeki engelleri yıkıyor.
Bu ödülü almış olmak çok da büyük bir mahcubiyet getiriyor. Çünkü özgürlük için bedel ödeyenlerin bol olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Hrant Dink’lerin, Uğur Mumcu’ların, Musa Anter’lerin, Ferhat Tepe’lerin katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ama, biz de naçizane gerçeklerin peşindeki basın emekçisi olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.
turk-internet.com; Siz de araştırmalar yapıyorsunuz. Uğur Mumcu gibi bir şekilde öldürülmek korkusu taşıyor musunuz?
Kemal Göktaş; Bazılarını rahatsız edecek haberler yapıyoruz elbette, ancak henüz onlar kadar değilim. Onlar gibi olmayı umuyorum. Bundan korkmayı da umuyorum. Gerçeğin peşinde olmak bu bedeli göze almak demektir. Henüz o aşamada değiliz ama benim hakkımda açılmış 2 tane dava var.
Her yaptığımız haberden sonra acaba hakkımızda bir dava açılır mı, tazminat ödemeye mahkum olur muyuz gibi sorular geliyor aklımıza, ama bu beni habercilik aşkımdan mahrum bırakmıyor. Gazetecilik yapan bilir; haber bir aşktır. Ezo Gelin hikayesindeki gibi alageyiğin peşinden koşarsınız.
Dolayısıyla, Türkiye’de hala gerçeklerin peşine düşülen bir gazeteciliğin olması Türkiye ve dünya için bir umut diye düşünüyorum.
turk-internet.com; Türkiye’de, basının geleceği konusunda umutlu musunuz?
Kemal Göktaş; Türkiye’de bugün yaşanan gelişmeler dünyadan ayrı değerlendirilemez. Özgürlük, bir insanın ideallerinin en başında geleni herhalde. Eşitlik ve adaletle birlikte devrimlerin nedeni olan bir olay. İnsanlığın ileriye doğru yürüyüşü, özgürlük için mücadele bitmez. Bunu durduramazsınız. İnsanlık, bin yıl öncesine göre çok daha ileri bir yerde. Eminim, 10 yıl, 20 yıl sonra daha iyi olacak. Hayat bize ne gösterir bilemem ama, bu özgürlük mücadelesini sürdürenlerin varlığı umudumuzu canlı tutuyor. Ben, çok geri gideceğimizi düşünmüyorum. Eğer gidersek, o insanlığın yok oluşu olur. Biz, basın olarak her alandaki gerçeği halka ulaştırmaya çalışıyoruz. Manevi motivasyonu yüksek bir alanda çalışıyoruz. Ve umutlu olmazsak da herhalde çalışmayız. Kimse de bu işi yapmaz. Çünkü kolay bir iş değil gazetecilik.

Kaynak : 