Röportajın ilk bölümünü Ali Akurgal; Ülkenin Toptan Yararını Düşünerek Taklit Olmayan Girişimlere Destek olmalı – 1 başlığını tıklayarak okuyabilirsiniz.
turk-internet.com; “Telekomünikasyon: Bilgi Toplumunun Kaldıracı” konulu konferansta, ‘know how’dan ‘know why’a doğru bir geçiş yaşandığından bahsetmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Ülkemizde gerçekten böyle bir trend var mı? Bunda başarılı olabilmenin gerekleri nelerdir?
Ali Akurgal; Seyrek de olsa artık insanlarımız “bu ürünü nasıl taklit edebilirim?” yerine, “şu gereksinmeyi karşılayacak bir ürünü nasıl bir araya getirebilirim?” diye düşünmeye başladılar. Taklitçilikten kurtulanların elde edecekleri başarılar, çoğunluğu, onları izlemeye sürükleyeceklerdir. Bu açıdan, etki ve katkıda bulunabilecek herkes, taklit olmayan girişimlere, ülkenin toptan yararını düşünerek destek olmalıdır. Küreselleşme sonrasında, taklit olarak yapılacak ürünlere kendi iç pazarımızda bile yer olmadığını gördük. İsterseniz, Çin kaynaklı ve maliyeti 25 YTL olan bir matkabı taklit edin?! İşte “onu yapma, bunu yapma, peki ben ne yapacağım?” sorusunu kendine soranlar, ya üretimi bıraktı, ticarete geçti, ya da “know why” alanını keşfe çıktı.
turk-internet.com; Turkcell gibi bazı şirketlerin dünya çapında ilgi gören ürünler geliştirebilmesi, aslında bizim uzun yıllar boyunca ‘lisanslı üretim’ ile doğrusunu söylemek gerekirse ‘uyutulduğumuzun’ bir göstergesi midir? Geriye dönük bir muhasebe yapacak olursak, Türkiye, tüm bu çalışmaları 40-50 yıl önce başlatmış olsaydı bugün sizce nerede olabilirdi?
Ali Akurgal; Türkiye, bazı şeylerde treni kaçırdı mı, yoksa hala aradaki açığı nispeten de olsa kapatabilmenin bir yolu var mı?Ali Akurgal; Türk insanının aklına koyduğunda neler yapabileceğini altı ayda tasarlanıp, prototipi yapılıp yürür halde törene çıkartılan “Devrim arabaları” öyküsünde bulabilirsiniz.
Bu açıdan mucizeler yaratabiliyoruz. Ancak, bunların ayrık ve sağanak (disconnected and sporadic) olarak kalmaması, bir taban oluşturup yaygın bir biçimde ülkeyi kaplaması açısından lisans altında üretim uygun bir yöntem olarak ileri sürülebilir. Lisans altında yapılan üretim, bir ana fabrikada başlamıştır, sonra “yan sanayi” diye adlandırdığımız yerlere doğru yayılmıştır. Diyelim yan sanayiniz yokken lisans da almadınız, “Devrim”i seri üretime soktunuz. Altından kalkılamayacak bir iş yükü çıkacaktı karşınıza. Bu gözle bakıldığında teknoloji transferi veya lisans altında üretim gereksiz bir aşama olarak görünmeyebilir. Ama siz, “rahatı buldum” diye uyursanız, sizi çok iyi “uyuturlar”; ki öyle de yaptılar.
Türkiye sürekli olarak tren kaçırmakta. Bâzen, ağır ilerleyen bir treni kaçırıp, arkadan gelen hızlı bir trene binmek yararlı olabilir. Bunu bilinçli olarak yapıyorsak “aferin bize” ama hiç sanmıyorum. Benim korkum bâzı trenleri kaçırmak değil. Ara istasyonda otlayan inek örneği her treni seyretmek, daha da korkuncu, “bir trene kapağı atmak” uğruna ters yöne giden bir trene binmek.
turk-internet.com; Türkiye, bulunduğu jeopolitik konumu itibariyle pek çok büyük gücün gözünün üzerinde olduğu bir ülke. Bu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve onun kullandığı araç gereçlerin önemini(muhaberat, elektronik harp sistemleri) bir kat daha artırıyor.(Kıbrıs örneğinde olduğu gibi) Devlet, hem yerli teknolojinin gelişimi açısından, hem de stratejik ve bu denli hayati bir konuda daha büyük (ekonomik)avantajlar sağlaması muhtemel bir takım politikalar geliştiremez mi? Bu konuda bir çalışma var mı?
Ali Akurgal; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı için yerli teknolojilere dayalı yerli tasarım ve üretim araç gereç geliştirilmesi programı Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülmekte. Burada da yerli katkı payını artırıp bir ürüne “Milli” diyebilmek için yukarıda söz ettiğim tabanın oluşmasını sağlamak gerekliydi.
Artık basında adında “milli” sözcüğü bulunan araç gereç boy göstermeye başladığına göre, hedefe doğru ilerlenmekte. Kıbrıs çıkartması bize savaş alanında iletişim olanağımızın bir “hiç”e yakın olduğunu gösterdi.
1974 yılında birkaç mühendis olarak el telsizi yapmaya koyulduğumuzda daha Aselsan yoktu. Bu ilk Türk tasarımı el telsizinin, günün ambargo koşulları altında “Ali-Cengiz oyunları” ile ortaya çıkartıldığını söylemeliyim. O üç kişiden biri Cengiz, bugün Aselsan’ın Genel Müdürü; Ali, sorularınızı yanıtlıyor ve Havelsan’ın yönetim kurulu üyesi. Evet bu konuda bir değil bir çok çalışma var ve çalışan, işin peşini bırakmıyor, aradan 30 sene geçse bile!
Röportajın devamını Akurgal : Siteleri Yasakladığınızda Kötü Niyetlilerin Sizi Neyle Suçladığını Halkınızdan Saklamış Oluyorsunuz – 3 başlığını tıklayarak okuyabilirsiniz.

Kaynak : 