İsrail’in iran’a karşı başlattığı saldırıları hepimiz endişe ile izliyoruz. Büyük Ortadoğu Projesi gibi yıllardır ortada olan bir planın parçası olduğu düşünülen bu saldırıların tehlikeli bir yönüne, Prof.Dr.Tolga Yarman işaret ediyor.
Prof.Dr.Yarman benim de MSc hocalarımdan birisi. Kendisi nükleer enerji alanındaki çok değerli araştırmalarını sürdürüyor. Hatta “nükleer bozunumda yarı ömrü öngören bir kurgu“ içerikli en son çalışmasının International Journal of Modern Physics dergisinde yayınlanmasının üzerinden daha 1 ay bile geçmedi.
Tolga Hoca’ya bir yandan İsrail-İran gelişmesini sorarken, diğer yandan nükleer teknoloji ile ilgili bir kaç başka suali de ekledim.
- İsrail ve İran arasındaki mevcut gerilimlerle başlayalım. Her iki ülkenin de nükleer programları var. Ancak uluslararası toplum İran’ı yakından izlerken, 80-90 nükleer savaş başlığına sahip olduğuna inanılan İsrail’in programı gizli kalmaya devam ediyor. Yakında zamandaki sızıntılara rağmen İsrail hükümeti sessizliğini koruyor. Bu asimetriyi nasıl yorumluyorsunuz?
Prof. Yarman:Sevgili Füsun, bunun için tek bir kelime var: ikiyüzlülük. Batı’nın çifte standartlarına fazlasıyla alıştık. Bir tarafın rutin olarak incelenmesi, diğerinin ise gerçek bir hesap verebilirlikten muaf tutulması dikkat çekici.
- Çeşitli televizyon programlarınızda İran’ın sonunda nükleer misillemeye başvurabileceği konusunda uyarıda bulundunuz. Neden böyle bir senaryo öngörüyorsunuz?
Prof. Yarman: Aşırı baskı altında, herhangi bir ulus aynısını yapabilir. Okuyucularınıza Richard Widmark’ın başrol oynadığı 1965 yapımı Hollywood filmi Bedford Olayı‘nı izlemelerini öneririm. Küba Füze Krizi’ndeki gerçek gerilimlere dayanıyor.
Filmde, bir Amerikan destroyer’ı amansızca bir Sovyet denizaltısını takip ediyor. Uzun süren psikolojik savaşın ardından, ABD kaptanı genç bir subaya bir silahı “doldurmasını” emrediyor – “ateşlemesini” değil. Ancak yorgun subay “birini doldur” ifadesini “birini ateşle” olarak yanlış anlıyor ve bir saldırı başlatıyor. Sovyet denizaltısı nükleer torpidolarla misilleme yapıyor. Sonuç? Tamamen yok olma. Destroyer buharlaşırken bir mantar bulutu yükseliyor.
Mesaj ürkütücü: İnsanlar yanılabilir ve nükleer yok edicilik birkaç saniye içinde kontrolden çıkabilir.
- İran’ın bağımsız olarak bir nükleer bomba inşa edebileceğine inanıyor musunuz?
Prof. Yarman: Evet — tamamen mümkün. Ancak Çin, Rusya, Pakistan veya Kuzey Kore gibi ülkelerden gelen dış destek de göz ardı edilemez. Bu ülkelerin hepsi İsrail’in son eylemlerinden tahrik oldu.
Bana göre bu bir deja vu gibi geliyor. Ukrayna’nın Rusya’yı tahrik etmeye zorlandığı gibi, İran da şimdi baskı altında — muhtemelen dolaylı olarak Çin’i tahrik etmek için. Batı’nın bu sefer Tahran’ı hedef alan başka bir rejim değişikliği operasyonu senaryosu yazdığı anlaşılıyor.
- Bazı İsraillilerin deniz yoluyla Kıbrıs’a kaçmaya çalıştığını bildiren raporlar var. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Prof. Yarman: Bu, İsrail’de halkın kaygı duyduğuna işaret ediyor. Ayrıca 1.200’den fazla İsrailli bilim insanının yakın zamanda hükümetlerini felaketle sonuçlanacak bir tırmanıştan kaçınmaya çağıran bir mektuba imza attığını da biliyorum. Böyle bir muhalefet yayılırsa, İsrail hükümetinin kendisini istikrarsızlaştırabilir.
- Böyle bir senaryoda Türkiye için sonuçlar ne olur?
Prof. Yarman: Türkiye’nin Batı bloğuyla uyum sağlamaya zorlanmasından korkuyorum. Stratejik bağımsızlığımızı koruyabileceğimizi ve bu tür karışıklıklardan kaçınabileceğimizi içtenlikle umuyorum.
- Sizce İsrail liderliği bu riskleri neden dikkate almıyor?
Prof. Yarman: Türkçe’de şöyle deriz: “Ortalık Dingo’nun ahırına dönüştürdüler” Kabaca İngilizce çevirisi şöyle olabilir: “Orta Doğu’yu kanunsuz bir Vahşi Batı meyhanesine çevirdiler.”
Açıkçası, eylemlerinin sonuçlarını tam olarak kavradıklarını sanmıyorum. Tarih onları sorumlu tutacaktır.
- İran’ın mevcut nükleer durumu ne olacak? IAEA raporları silah sınıfı uranyum zenginleştirme gösteriyor, ancak henüz gerçek bir silahlandırma yok.
Prof. Yarman: Bu doğru – ancak muhtemelen zaten bir silaha sahip olduklarını düşünüyorum.
Nükleer tesisleri koruma amaçlı olarak, yerin altında ve derinde. Ancak hiçbir sistem yenilmez değildir. Sadece girişleri veya çıkışları yok etmek bile böyle bir tesisi çökertebilir. Ve eminim İran bu riski düşünmüştür. Bu tesislerin mühendisliği son derece karmaşıktır – bombardıman altında acil erişim ve havalandırma önemsiz zorluklar değildir.
Batı muhtemelen tesislerin nerede olduğunu biliyor. Bilinmeyen, onları nasıl etkisiz hale getireceğidir. 50 metreden fazla nüfuz edebilen “sığınak delici” bombalardan sıklıkla bahsedilse de, asıl amacın giriş noktalarını engellemek olduğunu düşünüyorum – kaba kuvvetle imha etmek değil.
- Rusya’nın Ukrayna konusundaki tutumunu buna göre nasıl yorumluyorsunuz?
Prof. Yarman: Çok benzer. Daha önce de söylediğim gibi, Ukrayna, Rusya için neyse, İran da Çin için aynısı. Jeopolitik simetri çarpıcıdır.
- ABD özellikle Trump döneminde sesini yükseltirken, Çin daha ihtiyatlı davrandı. Çin’in tutumu nedir?
Prof. Yarman: Gördüğüm raporlara göre, Çin son tırmanıştan hemen önce İsrail’e bir uyarıda bulundu. Dikkatliler – ama kesinlikle kayıtsız değiller.
- Enerjiye geçelim. Nükleer enerji, Three Mile Island, Çernobil ve Fukuşima’dan sonra uzun süre damgalandı. Ancak artan yapay zeka enerji talepleriyle nükleer artık “yeşil” olarak yeniden markalanıyor. AB artık onu sürdürülebilir olarak sınıflandırıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Prof. Yarman: Nükleer daha güvenli ve daha ucuz hale getirilebilirse, muhteşem bir güç kaynağıdır.
Ancak hata yapmayalım – bu tartışma sadece teknik değil. Aynı zamanda çok politik. Nükleer enerjinin yeniden canlanması, enerji ihtiyaçları kadar jeopolitik strateji tarafından da yönlendiriliyor.
- Türkiye’de nükleer karşıtı duygu güçlü kalmaya devam ediyor. Bunun yabancı lobiler tarafından teknolojik ilerlememizi yavaşlatmak için düzenlendiğini düşünüyor musunuz?
Prof. Yarman: Bu spekülasyondur. Aslında, IAEA Türkiye’nin nükleer gelişimini destekledi. Hatta yerel çevreci muhalefete karşı kampanyalar bile düzenlediler.
İronik olarak, Akkuyu gibi projelere direnenler Batılı hükümetler değil, Türk çevreciler. Ayrıca unutmayalım: Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) ilk imzacılarından biriydi.
- Türkiye nükleer teknolojide neden daha fazla ilerlemedi?
Prof. Yarman: Şahsen, bu benim için kanayan bir yara. Çok geride kaldık.
İlgilenenler için, bunu kitabımda ayrıntılı olarak ele alıyorum: “Geçmişte ve Bugün Nükleer Enerji Tartışması (“The Nuclear Energy Debate: Past and Present”).
- Bazı eleştirmenler Akkuyu gibi Rus yapımı santrallerin güvenliğini ve bağımsızlığını sorguluyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Prof. Yarman: Teknik olarak, Rus nükleer santralleri Batılı olanlardan aşağı değil. Ancak Akkuyu hakkında iki büyük endişem var:
- Turizm: Nükleer bir tesisin varlığı —gerçek güvenlikten bağımsız olarak— turistleri korkutabilir. Yunanistan bu algıyı bize karşı kesinlikle kullanacaktır.
- Tarım: Akdeniz bölgemizdeki meyve ve sebzeler, gerçek ne olursa olsun, yanlış bir şekilde kirli olarak etiketlenebilir.
Bu endişelerimi inşaat başlamadan önce Rus meslektaşlarımla paylaştım.
- Akkuyu askeri bir hedef olabilir mi?
Prof. Yarman:Askeri olarak, olası değil. Politik olarak, evet.
Ancak açık olalım: Rusya, Akkuyu’yu bizden daha fazla savunacak, çünkü söz konusu olan kendi yatırımları.
- Son düşünceler —Türkiye hangi enerji yolunu izlemeli?
Prof. Yarman:Tereddütsüz: güneş ve rüzgar.
Bunu yıllardır savunuyorum ve sonunda ilerleme kaydettiğimiz için mutluyum. İşte önemli bir gerçek: Türkiye, İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve eski Yugoslavya devletleri dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkelerinin toplamından daha fazla güneş enerjisi alıyor.
Bu doğal armağanı boşa harcamayalım.
Tolga Yarman Kimdir:
Prof. Dr. Tolga Yarman — Nükleer Bilim İnsanı ve Mühendis, Evrensel Madde Mimarisi Teorisyeni (UMA), Uluslararası Modern Fizik Dergisi’nin (IJMPE) son zamanlardaki önde gelen yazarı



Kaynak : 