AKP iktidarının olumsuz yaklaşımları olan pek çok konudan birisi, gençlerin festivallerinin yasaklanmasıdır. Dün Ertuğrul Özkök’ün yazısını okurken, bunu hatırladım. Yazı gençlik açısından haklı bir serzenişti. Gençlerimizin bu gün geldikleri “umutsuz” durumda, mutlaka iş bulamamaları kadar, bu tür konser yasaklama saçmalıklarının da büyük payı var.
Ben aynı duyguyu bu kez teknoloji üzerinden dile getirmek istiyorum. Çünkü çağın ruhu artık müzik de dahil, “verinin festivalinde” yaşanıyor. Ve maalesef biz bu festivalin sahnesine çıkmakta geç kaldık, treni kaçırdık bile.
Fiberden 5G’ye: Dünyanın 100.Sıralarındaki Sabit ve 60. Sıralarındaki Mobil İnternet
Avrupa’da fiber artık hanelerin çoğuna ulaşmış durumda. Bizde anons edilen rakamlar “homepaste” yani şebekelerin ulaştığı söylenen sayı ama evlerde hala fiber değil DSL var. Operatörler hâlâ fiber için şehir içi kazı izinleriyle, ortak kanal kavgasıyla uğraşıyor. 5G deseniz o da ayrı bir tiyatro diyelim. GSMA’ın sitesinde verilerin yer aldığı bir sayfada 3G ve 4G kapsama alanımızdaki rezalet gözüküyordu. Operatörlerin uluslararası derneği olan bu kurum, verileri ya veren operatörlerden ya da çeşitli güncellemeler için bağlanan cihazlardan ölçüyordu. Eleştirilerimiz artınca, maşallah operatörlerimiz buraya muhteşem veriler verdiler ve durum sanki çok iyiymiş gibi gözükmeye başladı.
Ama internette başka veriler de var. Örneğin, hız testi yaparsanız, temmuz 2025 verilerine göre mobilde 60. ve sabitte 101.sırada olduğumuzu görürsünüz. Madem bu kadar çok iyi, o zaman bu hızlar neden böyle? Kullanıcıları, belki de yöneticileri aptal yerine koyanlar var.
Şimdi 5G ihalesi yaklaşırken, duyulan bilgi “core şebekenin değiştirileceği” ve bu yolla yukarıda yazdığım hız sıralamalarında biraz olsun iyileştirme sağlanacağı yönünde. İyi de, fiber şebekenin hala zayıfsa, üstüne baz istasyonlarının ancak % 30’unda fiber varsa (resmi açıklamalarda % 50 üstü deseler de, off the record görüşmelerde gerçek ortaya çıkıyor), hala kullanıcılarınız yurtdışındaki içeriklere ulaşıyor ya da operatörleriniz yurtdışından dönüp geliyorsa, hala internetin kavşağı diye adlandıracağımız trafik değişim noktalarınız (IX) yoksa, bu iyileştirme ne düzeyde olacak?
UUYM5G (Uçtan Uca Yerli ve Milli 5G)
Tabii bir de başka tiyatro var “yerli ve milli ürün” konusunda. Tiyatro dediysem, mecazi değil, gerçekten bir tiyatro var.
2009 yılındaki 3G ihalesinde yerli ve milli şartı % 30 idi. Sonuçta 2015 yılında operatörler, “Türkiye’de 3G teknolojisine uygun ürün yok” diye başvuru yaparak muafiyet aldılar. Yerli payı % 0,9 olarak gerçekleşti. Ama sanki BTK bunu bilmiyor gibi, 2016’daki 4.5G ihalesine bu sefer % 45 şartı koydu.
Bugünlerde Haberleşme Teknoloji Kümelenme (HTK) gurubu, operatörlerle toplantılar yapıyor. Güya bu % 45 oluştu. Nasıl? Çerkezköy’de bir fabrika var. Bu fabrikaya ben 3 kere gittim. İlki “HP yerli PC üretiyor” toplantısıydı. Bir ihale söz konusuydu. Bugün HP’nin ürettiği yerli PC gören var mı? Aynı fabrikada Huawei 2011’de “Yerli 3G baz istasyonu” ürettiğini gösterdi. TOBB Telekom Meclisi üyesi olarak katıldığım bir toplantıda ise Ericsson yetkilisi müjde veriyordu; “yerli 4.5G baz istasyonu üreteceğiz başlığı” ile. O toplantıda kendisine sormuştum; “nerede, şu Çerkezköy’de tiyatro sahnesi gibi dekor değiştiren fabrikada mı?”. Anlayacağınız % 45 yerli ve milli şartı yerine gelmiş oldu.
Peki ya ULAK? Onun hikayesini anlatmıştım; “Sonu kötü biten bir yerli teknoloji hikayesi daha” başlığı ile.
Peki şimdi soralım; bu bahsettiğiniz % 45 nasıl ölçülmüş, içinde hangi ürünler var? Ayrıca 2017’de kurulan HTK bugüne kadar hangi uçtan uca yerli ve milli ürünü geliştirdi ve bu ürün nerede kullanılıyor? Çok uluslu firmaların yerli üretim diye yaptıkları için ülkeye ne kadar yatırım yapıldı ve bu üretimlerde kaç kişi istihdam edildi? BTK bunun kaydını nasıl tuttu, hesabını neye göre yaptı? Ve de denetimini nasıl yaptı?
Kendi Trafiğimiz Bile Yurtdışına Gidip Geliyor
Hatırlamışken, bu noktanın üstünü vurgulayalım. Türkiye’de hâlâ tarafsız bir Internet Exchange Point (IXP) yok. Yani İstanbul’daki bir veri, İzmir’e gitmeden önce Frankfurt’a uğrayabiliyor. Hem gecikme artıyor, hem maliyet, hem de güvenlik riski. Dünya yerel trafiğini içeride tutarken biz verimizi dolaştırıyoruz.
Veri Merkezleri (Bulut Servisleri) ve Yapay Zekâ
Yapay zekâ diyoruz ama GPU kapasitemiz yani veri merkezlerimizdeki yapay zeka işleyecek sunucularımız yok denecek kadar az. Akademisyen, girişimci, KOBİ; hepsi yurtdışı bulutuna muhtaç. O bulutun faturası dövizle ödeniyor. Yenilenebilir enerjiye dayalı, deprem dayanıklı büyük veri merkezleri kurmadan bu yarışa katılmak imkânsız.
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2030’a kadar 10 milyar $’lık veri merkezi yatırımı yapılacağını söyledi. Ancak şu ifadeye bakarsak;
“bu hamlenin küresel veri merkezi yarışı içinde Türkiye’nin pozisyonunu güçlendireceği ve stratejik işbirliklerini artıracağı öngörüldü.”
Sanki bu yatırımların Hyperscale olarak tanımlanan dev firmaların Türkiye’ye yapacakları yatırımlar olacağı hususu gözüküyor. Türkiye’deki yerli veri merkezi firmaları 10-15 yıldır, veri merkezlerine yönelik düzenlemelerin yapılması için kıvranırken, bu yatırımları sadece yabancı firmalara açmak ne kadar yerinde, bilemiyorum.
Starlink konusunda çalışan bir gazeteci, benden görüş isterken, parantez içinde ABD’nin Türkiye’ye Starlink konusunda ısrar ettiği konusunda bir yorum iletti. Acaba veri merkezleri konusunda da böyle bir durum mu söz konusudur?
Siber Güvenlik Kanunu Çıkardınız, Atamalar Nerede?
Siber Güvenlik Başkanlığı artık 9 aydır başkansız. 3 ayrı grubun elemanları yani Dijital Dönüşüm Ofisi, BTK’nın altındaki USOM ve Türksat kadrolarından aktarmalar olduğunu biliyoruz. Ama başkanlık çekişmesi olduğu bildiriliyor. Bu nedenle de kanun çıktı, başkanlık oluştu ama başkan ve müdürler yok. Ama bir yandan dünya üzerinde siber saldırılar sürüyor. Ne olup bittiğinden haberimiz yok.
E-imza yasamız eskidi ve ucunun nereye kadar gittiğini hala bilemediğimiz sahte diploma, sahte ehliyet vs işlerine uzandı. Mobil kimlikte ilerleme yok. Kamu bulut stratejisi deseniz belirsiz. e-Devlet dediğimiz uygulama sadece platform yapmak değil, arkada sağlam bir yönetişim kurmaktır.
Eğitim ve Yetenek Kaybı
Bugünün öğrencisi yarının yazılımcısı, mühendisidir. Ama öğretmenlerimizin teknoloji eğitimleri yetersiz, üniversite-iş dünyası köprüsü zayıf. Gençlerimiz yurtdışına gitmek istiyor çünkü burada gelecek göremiyor. Bu sadece beyin göçü değil, gelecek göçü anlamına geliyor. Zaten en kaymak tabakadakiler gitti bile. Hatta Insider gibi şirketler de gitti. Yani şirket göçü de söz konusu.
Puan Kartı: Nerede Olduğumuzu Gösterelim
Bir ülkenin dijital rekabet gücü rakamlarla ölçülür. Fiber kapsama oranımız ne? Yerel trafik yüzdesi kaç? Kaç megavat veri merkezi kapasitemiz var? GPU sayımız nedir? Yazılım ihracatımız, donanım üretimimiz, açık veri setlerimiz?
Türkiye Dijital Rekabet Puan Kartı oluşturulmalı ve her yıl kamuoyuna açıklanmalı. Ölçmeden yönetemeyiz.
Ne Yapmalı?
Hemen ele alınması gereken çözümler var aslında ama irade istiyor.
- 90 gün içinde: 11 ve 12.kalkınma planlarında ve BTK’nın 2012 sonrası iş planlarında yer alan Ulusal IXP kurulsun, Siber Güvenlik Başkanlığı’na atama yapılsın, fiber kazı izinleri için düzenleme yapılsın. Bu izinlerin verilmesi şarta bağlanmasın, aksine kolaylaştırılsın.
- 12 ay içinde: Yenilenebilir enerjiye dayalı yeni veri merkezleri açılsın, ortak GPU havuzu kurulsun, öğretmenler için yıllık teknoloji eğitimleri başlasın.
- 36 ay içinde: Yeni denizaltı kabloları ve kara fiber hatlarıyla Türkiye veri koridoru olsun, OSAT ve güç elektroniği gibi nişlerde üretim tesisleri kurulsun, yazılım ihracatı milyar dolarlara ulaşsın.
Gençliğin festivallerinden başladık ama gençliğimizin geleceği de verinin festivaline bağlı. Dijital çağda gecikme = kayıp rekabet. Türkiye’nin geleceği için artık erteleme lüksümüz yok. Ya bu hız trenine atlayacağız ya da istasyonda bekleyip dünyanın gerisinde kalacağız.
Geleceğe geç kalmayalım.



Kaynak : 