Aralık 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, yarı iletkenler, yapay zeka altyapısı, kritik mineraller, enerji girdileri ve bilgi işlem ölçeklendirmesi için gereken lojistik gibi unsurların altında yatan tedarik zincirlerini güçlendirmek üzere tasarlanmış yeni bir ekonomik güvenlik çerçevesi olan “Pax Silica”yı başlattı.
“Pax” (Latince’de barış, istikrar ve uzun vadeli refah anlamına gelir). “Silica” ise bilgisayar çipleri ve yapay zekâ donanımı için gerekli olan silisyumun ham maddesi olan silika’ya atıfta bulunuyor.
Girişim, teknoloji üretimi açısından zorlayıcı olan bağımlılıkları azaltmak ve “güvenilir ortaklar” olarak adlandırılan katılımcı devletler arasında politikayı koordine etmeye yönelik bir çaba olarak tanımlanıyor. İlk yorumlara bakılırsa, özellikle kritik mineraller ve teknoloji üretiminde yoğunlaşmış tedarik zinciri tekeline doğrudan bir yanıt olarak nitelendiriyor.
Bilgisayarlar ve çipler, artık “stratejik altyapı” olarak adlandırılıyor. Bunları besleyen tedarik zincirleri -nadir toprak elementleri, rafine malzemeler, gelişmiş ambalajlama, özel kimyasallar, üst düzey üretim araçları, şebeke gücü- giderek artan bir şekilde ulusal güvenlik merceğinden görülüyor. Pax Silica hakkındaki haberlere dikkatle bakarsak, Çin’in kritik nadir metallerdeki gücüne ve daha geniş sanayi politikası modeline karşı kurulduğu net bir şekilde görülüyor.
Pax Silica’nın Stratejisi Nedir?
Pax Silica, ABD önderliğinde, minerallerden ve enerjiden, çiplere yani “silikon tedarik zincirine”, yapay zeka altyapısına ve lojistiğe kadar uçtan uca odaklanan stratejik bir koordinasyon mekanizması olarak tanımlanıyor.
Endüstriyel kapasite, yatırım ve ekonomik güvenlik politikası araçlarına (örneğin, tarama, ihracat kontrolü koordinasyonu, risk azaltma, tedarik zinciri haritalaması) yönelik yaklaşımları uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir çerçeve.
Pax Silica geleneksel anlamda bir askeri pakt veya ticaret bloğu değil. Onun yerine işbirliği, ortak standartlar, tedarik zinciri dayanıklılığı ve koordineli endüstriyel strateji yoluyla yarının teknoloji ekonomisinin temel unsurlarını -özellikle silikon tabanlı endüstrileri- güvence altına almaya odaklanan jeostratejik bir koalisyon olarak tanımlanıyor.
Yani NATO gibi resmi bir savunma anlaşması değil. Tarife çizelgeleri ve pazar erişim bölümleri içeren klasik bir serbest ticaret anlaşması da değil. Geniş çaplı ticari liberalleşme yerine, yapay zeka çağında ekonomik güvenlik etrafında yapılandırılmış ve sınırlandırılmış bir ticaret anlaşması denilebilir.
Kimler katılıyor ve katılım nasıl sağlanıyor?
Washington DC’de yapılan açılış zirvesinde, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya, Güney Kore, Singapur, Avustralya, İngiltere, İsrail ve diğerleri de dahil olmak üzere birçok önemli ortak, bu stratejik çerçeveye ortak bir bağlılığı işaret eden Pax Silica Deklarasyonu’nu imzaladı. Avrupa’nın bazı ülkeleri ile, diğer ek ortakların, katılım görüşmeleri için hazırlandığı kaydediliyor.
Hindistan’ın henüz bu grupta gözükmemesi dikkatleri çekiyor. Ancak Hint basınındaki ABD mesajlarına bakıldığında, Hindistan’ın “dışlanmadığı” vurgulanıyor ve ticaret sürtüşmeleri ile tedarik zinciri güvenliği birbirinden ayrı tutularak, gelecekteki anlaşma için kapıyı açık tutuyor.
Pax Silica Başarılı Olabilir mi?
Eğer başarı, tüm küresel teknoloji tedarik zincirini hızla Çin’den uzaklaştırmak anlamına geliyorsa, bu gerçekçi değil. Eğer başarı, tek noktaya bağımlılıkları azaltmak, güvenilir yedek kapasite oluşturmak ve zorlama maliyetini artırmak anlamına geliyorsa, o zaman Pax Silica muhtemelen başarılı olabilir, ancak bu kademeli, düzensiz ve yıllarla ölçülecek bir süreç olacaktır. Yani kesin bir “zafer”den ziyade risk azaltma beklenebilir.
Çünkü şu anda kartlar Çin’in elinde gibi görünüyor. Nadir toprak elementleri sadece madenlerle ilgili değil; işleme ile de ilgili. Çin’in gücü, sadece maden çıkarma değil, ayırma/rafine etme ve aşağı akış mıknatıs tedarik zincirlerinde en güçlü durumda. Ölçekli alternatif işleme tesisleri kurmak mümkün, ancak yavaş, düzenlemeye tabi, sermaye yoğun ve çevresel açıdan tartışmalı.
Batı, siyasi olarak hizalanmış olsa bile ekonomik olarak birleşik değil. ABD (ve Avrupa) endüstrisi, gelir, ekipman amortismanı ve ekosistem kilitlenmesi Çin’e bağlı kaldığı için sürekli olarak lisanslar, istisnalar ve “korumalı süreklilik” için baskı yapıyor. Bu baskı, “stratejik niyet” ile “ticari gerçeklik” arasında boşluk yaratıyor.
Tedarik zinciri, ikili bağlantılar kümesi değil; yoğun bir ağdır. Kısıtlamalar akışları değiştirir, ancak aynı zamanda ikame, yeniden ihracat, gri pazarlar ve uyumluluk arbitrajı yaratır; özellikle de birçok ülke bloklar arasında yer aldığında.
Özetle Pax Silica çok geç kalmış bir süreç ve birden fazla darboğaz noktasına sahip.
Çin ve de Rusya’nın Tepkileri Ne Olur?
Pax Silika Çin’in muhtemel duruşunun, “Kısıtlama” çerçevesi ve hızlandırılmış karşı önlemler olması bekleniyor.
Çin, bu tür çerçeveleri ticareti ve teknolojiyi siyasallaştıran Soğuk Savaş tarzı blok oluşumu olarak gösterme stratejisine sahip. Pax Silica’nın Çin’in kritik mineraller ve tedarik zinciri hakimiyetine bir yanıt olarak açıkça tartışıldığı göz önüne alındığında, Çin bu ortaklığı muhtemelen gayrimeşru “üstü kapalı ayrışma” olarak tanımlaması bekleniyor.
Çin’in bu yaklaşıma karşı, yerli ikame (aletler, malzemeler, gelişmiş paketleme, EDA ve yapay zeka yığınları), maden ve rafineriler ile bilgi işlem altyapısına devlet destekli finansmanın genişletilmesi gibi önlemler alması yani kendi kendine yeterliliğe ve “Çin özelliklerine sahip dost ülkelerle birlikte üretim”e odaklanması öngörülüyor. Bu, zaten Çin’in uzun süredir devam eden endüstriyel politikası ve Pax Silica bunun genişletilmesi için daha fazla gerekçe sunuyor.
Çin’in buna ilaveten, seçici ihracat kısıtlamaları ve lisanslama sürtüşmesi yaratması çok olası. Çin’in darboğazları olduğu yerlerde (örneğin, belirli işlenmiş malzemeler, bileşenler veya rafineri kapasitesi), topyekün yasaklar yerine, kaldıraç etkisini en üst düzeye çıkarırken geri tepmeyi en aza indiren hedefli lisanslama rejimleri ile yanıt vermesi mümkün.
Ayrıca BRI ve “Dijital İpek Yolu” kanalları aracılığıyla alternatif standartların ve piyasaların ölçeklendirilmesi yani Pax Silica’ya “katılmaya” çalışmak yerine, özellikle Küresel Güney genelinde finansman, altyapı anlaşmaları ve standart ekosistemleri aracılığıyla katılmamayı cazip hale getirmesi de beklenen stratejiler arasında.
Rusya’ya bakılırsa ise Çin ile uyum, asimetrik yıkım ve emtia kaldıraç etkisi stratejisi uygulaması bekleniyor.Siyasi uyum içinde Çin’in anlatısını desteklemesi ve “ekonomik güvenlik koalisyonu” çerçevesini reddetmesi olası. Rusya’nın Pax Silica’yı stratejik alanı kısıtlamak için tasarlanmış başka bir Batı koalisyonu olarak ele alması beklenir.
Rusya, kısıtlamaları hafifletmek için ticareti aracılar aracılığıyla yönlendirirken, enerji ve hammaddelerdeki konumunu parasallaştırmaya çalışacağı düşünülüyor. Bir yandan da siber saldırılar ve etki operasyonlarını arttırabilir. Pax Silica’nın amacı açıkça zorlayıcı bağımlılıkları azaltmak ve stratejik tedarik zincirlerini korumak olduğundan, öngörülebilir bir karşı önlem, özellikle lojistik, enerji ve siyasi uyum alanlarında, piyasa dışı zorlamadır Yani siber saldırılar, sabotaj girişimleri ve etki operasyonları artabilir.
Pax Silica ile işbirliği yapmayan ülkelere ne olur?
Birçok devlet “bağımsız” kalmaya çalışacak. Ancak bu durum, Pax Silica’nın silikon ve yapay zeka yığınına yaklaşmayı, özellikle kritik minerallerin işlenmesi ve rafine edilmesini, hiper ölçekli (Hyperscale) veri merkezleri ve gelişmiş yapay zeka hesaplama merkezlerinin kurulumlarını ve hassas elektronik üretimi sektörlerini zora sokacak.
Katılmamanın otomatik olarak izolasyon anlamına gelmediği iddia ediliyor. Ancak maliyetlerin yükselmesi ve stratejik belirsizlik olacaktır. Katılmayanlar iki gruba ayrılıyor:
- Stratejik “değişim tedarikçileri” (potansiyel kazananlar): Madencilik, rafineri, ileri imalat, lojistik merkezleri veya enerji alanlarında güvenilir yönetişime ve kapasiteye sahip ülkeler, firmalar resmi üye olmasalar bile, yeniden yönlendirilen yatırımları çekebilirler. ABD’nin Hindistan’ın anlaşmayı imzalamamasına rağmen potansiyel bir stratejik ortak olarak kaldığını belirtmesi, bu pragmatik yolun bir örneği olarak değerlendiriliyor.
- Yüksek riskli yargı bölgeleri (muhtemelen kaybedenler): Yönetişim, uygulama veya baskıya maruz kalma konusunda zayıf olarak algılanan ülkeler, üst düzey teknoloji ekosistemlerine erişimin azalması, yabancı doğrudan yatırımlar ve ortak girişimlerin azalması, çokuluslu tedarik zincirleri tarafından “risk azaltma” kapsamında ticaretin gerilemesi ile karşılaşacaklar.
Pax Silica, koordineli uygulamalara (tarama, menşe kuralları, ihracat kontrolü uyumu, veri merkezleri ve telekomünikasyon için güvenlik standartları) dönüşürse, katılmayan devletler, hassas yatırımlar konusunda durum tespiti talebi, belirli gelişmiş bileşenlere ve üretim işbirliklerine erişimin zorlaşması, ticari olarak birlikte çalışabilir kalabilmek için fiilen Pax Silica uyumlu kontrolleri benimseme zorunluluğu gelecek.
Bu, diğer alanlarda görülen aynı “standartlar çekimi” dinamiği ile aynı yani katılmaya zorlanmıyorsunuz, ancak firmalarınızın katılmış gibi davranması gerekebilir.
Çin’in katılmayanlara yönelik artacak girişimlerini beklenebilir. Özellikle Pax Silica ortaklarının tarama veya ihracat kontrollerini sıkılaştırdığı yerlerde, tedarik zincirlerini Çin merkezli yörüngede tutmak için tasarlanmış finansman, altyapı ve pazar erişim teklifleri artacaktır.
Katılmayan ülkeler, güvenin parçalı olduğu, standartların çekim gücünün yüksek olduğu ve yatırımların yeniden yönlendirildiği bir dünyayla karşı karşıya kalacaklar; sonuçlar büyük ölçüde maden, enerji, üretim veya lojistik alanlarında güvenilir kapasite sunup sunamayacaklarına bağlı olacak.
Türkiye için Ne Beklenebilir?
Temel imzacılar hakkındaki kamuoyuna yapılan açıklamalar, sürekli olarak ABD artı Hint-Pasifik ve seçilmiş ortaklardan (Japonya, Güney Kore, Singapur, Avustralya, İsrail, İngiltere ve bazı açıklamalarda Hollanda/BAE) oluşan bir kümeyi vurguluyor; “konuk katkıda bulunanlar” ise ayrı olarak belirtiliyor. Türkiye “radarda” olarak ele alınıyor, temel üye olarak listelenmiyor.
Türkiye, Pax Silica’nın güvence altına almaya çalıştığı coğrafya ve endüstriyel “orta katmanda” tam olarak yer alıyor: AB üretimi, Körfez sermaye ve enerji koridorları ve Hint-Pasifik çip ekosistemleri arasında. Ancak Türkiye ilk çekirdek imzacı grubunda değil ve dahil olma yolu “güvenilir ekosistem” kriterlerine (ihracat kontrolleri, yatırım taraması ve tedarik zinciri güvenliği uyumu) bağlı olacak. Belli şartları yerine getirirse, Türkiye olası bir 2. Aşama ortağı olabilir.
Türk yetkililer ve yerel haberler sık sık Beylikova (Eskişehir) nadir toprak alanına ve en büyük üretici olma hedeflerine işaret ediyor. Ama işleme ve ayırma teknolojisi henüz oluşmuş değil. Eti Maden Beylikova’da bir pilot tesis kurulmasıyla ilgili çalışmaların devam ettiği bildiriliyor.
Diğer yandan gümrük birliği ve AB endüstrisine yakınlık, Türkiye’yi “arkadaş kıyıya” taşınan üretim katmanları (bileşenler, alt montajlar ve -en gerçekçi olarak- en ileri teknoloji fabrikaları yerine paketleme ve test ve elektronik üretim hizmetleri) için cazip kılıyor. Türkiye, Avrupa-Orta Doğu-Orta Asya lojistiği için doğal bir kavşak noktasıdır; bu da Pax Silica tartışmalarının vurguladığı “dayanıklı koridor” düşüncesinin tam karşılığı. Ancak, özellikle Rusya ile ekonomik karşılıklı bağımlılığı, ABD ve AB açısından bir risk olarak görülüyor. .
Pax Silica’nın nasıl konumlandırıldığına -politika uyumu olan güvenilir bir ekosistem olarak- bakıldığında, Türkiye’nin öncelikle projeler ve koridorlar aracılığıyla dahil edilmesi ve ancak daha sonra (eğer olursa) temel üye olarak dahil edilmesi daha olası görülüyor.
Türkiye’nin dahil olması için, güvenilir ihracat kontrolü uygulaması ve kaçakçılık karşıtı açıklamalar deği aynı zamanda kurallar getirmesi isteniyor. Ayrıca, ABD ve AB beklentileriyle uyumlu hassas varlıklar (limanlar, lojistik koridorları, yapay zeka veri merkezleri, gelişmiş elektronik, mineral rafineri) için yatırım tarama kuralları bekleniyor. Koalisyonun ihtiyaç duyduğu somut bir rol: örneğin, nadir toprak elementleri işleme ve oksitten metale dönüştürme kapasitesi veya AB endüstrisini destekleyen güvenli bir lojistik ve enerji koridoru. Türkiye bunları yaparsa, Pax Silica’nın sorun kümesine bir risk faktörü olmaktan ziyade bir çözüm haline gelebileceği kaydediliyor.



Kaynak : 