2010’ların büyük bir bölümünde, teknoloji çalışanları çok önemli bir iş gücü olarak görülüyordu. Yüksek ücretli, az sayıda bulunan ve dünyanın en değerli şirketlerinin merkezinde yer alan mühendisler ve tasarımcılar bu önemlerini, çalıştıkları firmalarda giderek kullanmaya başladılar. Şirketin çalışanları ya da genel stratejisi (mesela orduya yazılım geliştirmesine) konusunda grevler düzenlediler, açık mektuplar imzaladılar ve yöneticileri askeri sözleşmelerden işyeri tacizine kadar çeşitli konulardaki kararlarını geri almaya zorladılar.
Ama bu gelişmeler, 2015’lerden itibaren “Big Tech”in devleşmesi artarken, çalışanların gücü azaldı. 2025 yılına gelindiğinde, bu dönem büyük ölçüde geride kaldı.
Teknoloji çalışanları aktivizmi ortadan kaybolmadı, ancak karakter değiştirdi. İşten çıkarmalar, daha sıkı kurumsal kontroller ve ayıklaştırıcı bir gerçekle şekillenen aktivizm, daha sessiz, daha temkinli ve daha parçalı hale geldi. Çünkü bir zamanlar ayrıcalıklı olan çalışanlar bile, şimdi sandıklarından çok daha az etkiye sahip olduklarını biliyorlar.
Zirve noktası: Teknoloji çalışanlarının politikayı şekillendirebileceklerine inandıkları an
Teknoloji çalışanlarının aktivizminin zirvesinde çalışanlar kendilerini “etik teknolojinin koruyucuları” olarak gördüler. Çünkü teknoloji geliştiren sayısı azdı ve Big Tech denen firmalar henüz gelişme aşamasındayken, itibarlarını korumaya daha meraklı idiler. “Google usulü İnsan kaynakları” uzun yıllar boyunca –hatta grevler, protestolar varken bile– hayranlıkla anlatıldı.
Kamuoyu protestoları ve iç isyanlar, şirketleri sözleşmeleri iptal etmeye, politikaları yeniden yazmaya ve yöneticileri görevden almaya zorladı. Yönetim genellikle hızla boyun eğdi ama ideolojik nedenlerle değil, yetenek veya kamuoyu desteğini kaybetmenin maliyetini daha yüksek buldukları için.
Ama bu denge o zamandan beri değişti. Çünkü işten çıkarmalar her şeyi değiştirdi. Teknoloji sektöründeki kitlesel işten çıkarmalar, çalışan psikolojisini temelden değiştirdi. İş güvenliği, birincil endişe olarak etik duruşun yerini aldı. Özellikle vizeye bağımlı çalışanlar özellikle savunmasız hale geldi.
Bir zamanlar güvenli hissettiren aktivizm artık gerçek risk taşıyordu. Şirketler muhalefetin korunduğunu ısrarla belirtse bile, çalışanlar meslektaşlarının sessizce kenara itildiğini, performanslarının yönetildiğini veya terfiden mahrum bırakıldığını gördüler. Sonuç, ilgisizlik değil, öz sansürdü.
Kurumsal baskılar daha karmaşık hale geldi. Şirketler aktivizmi doğrudan yasaklamadı. Bunun yerine, ona karşı direnişi profesyonelleştirdiler. Yaygın taktikler arasında şunlar yer aldı : “kabul edilebilir” konuşmayı, yıkıcı olmayan ve kamuya açık olmayan konuşma olarak dar bir şekilde tanımlamak, protestoları davranış veya gizlilik ihlali olarak yeniden isimlendirmek, açık görünen ancak dikkatlice denetlenen iç platformlar kullanmak ve taşeronları daha fazla kullanmak yani aktivist çekirdeği azaltmak.
Bu önlemler nadiren manşetlere çıktı, ancak kolektif eylemin etkinliğini istikrarlı bir şekilde azalttı. Kaldıraç efsanesi çöktü. Belki de en önemli değişim psikolojikti. Yıllarca teknoloji çalışanları “Şirketin bana ihtiyacı, benim şirkete ihtiyacımdan daha fazla.” gibi bir inancı vardı ama bu inanç 2025 yılına gelirken, kıymetini hızla kaybetti.
Küresel işe alımlar, otomasyon, yapay zeka destekli geliştirme ve büyüyen taşeron sınıfı, bireysel pazarlık gücünü zayıflattı. Yüksek vasıflı işçiler bile değerli olsalar da vazgeçilmez olmadıklarını keşfettiler.
Aktivizm artık daha net bir maliyet-fayda hesaplaması gerektiriyordu ve çoğu zaman bu hesaplamada başarısız oldu. Kamu protestolarından özel ağlara
Aktivizm yok olmadı ama yer değiştirdi. İş bırakma eylemleri ve viral mektuplar yerine, işçiler giderek, anonim açıklamalar, şifreli grup sohbetleri, dış savunuculuk grupları, iç çatışmalar yerine sessiz çıkışlar.
Bu “ses yerine çıkış” modeli, anlık etkiyi azaltırken kişisel güvenliği koruyor. Ayrıca hareketleri parçalayarak koordineli eylemi sürdürmeyi zorlaştırıyor.
Sendikalar bu boşluğu henüz doldurmadı. Geleneksel işçi örgütlenmesi, kaybedilen gücü telafi etmekte zorlandı. Çalışanlar ve taşeronlar arasında bölünmüş bir işgücü var. Sendikaların ortaya çıktığı yerlerde, genellikle dönüştürücü taleplerden ziyade prosedürel korumalara odaklanma var.
Teknoloji çalışanları aktivizminin gelişimi, teknolojinin kendisinden daha büyük bir şeyi ortaya koyuyor. Modern şirketlerdeki güç, bireysel beceriye daha az bağlı, sermayeye, altyapıya ve platform kontrolüne daha çok bağlı, “bilgi endüstrilerinde” bile giderek daha asimetrik yapı, bir zamanlar prestij ve ücretle korunan işçiler, yapısal kaldıraçın ahlaki netlikten daha önemli olduğunu keşfettiler.
Bundan sonra ne olacak?
Teknoloji işçisi aktivizminin ortadan kalkması olası değil. Ancak geleceği farklı görünüyor. Ahlaki olmaktan çok yasalcı, çatışmacı olmaktan çok temkinli, kitlesel olmaktan çok ağa dayalı.
Yönetici kararlarını tersine çevirmeye zorlayan kendiliğinden grevler dönemi sona ermiş olabilir. Onun yerini daha sessiz bir mücadele aldı; korku, gerçekçilik ve gücün aslında nasıl işlediğine dair daha net bir anlayışla şekillenen bir mücadele.



Kaynak : 