Bu röportajın ilk bölümünü Davut Topçan; Kafamın içerisinde ne varsa yazıya dökmeye başladım – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.
turk-internet.com; Peki blogunuzu kimler okuyor?
Davut Topçan; Okuyucularımın çoğu kanser hastaları. Bu vesileyle, insanlarla da tanışıyorum. Görüşüyoruz.
turk-internet.com; Doktor-hasta ilişkisinden bahseder misiniz?
Davut Topçan; Doktorum Prof. Dr. Nil Molinas Mandel’in, hastalığımın tedavisinde büyük emeği oldu. Onun ötesinde çok insancıl bir yönü de var. Bana, ciddi manada ablalık yaptığını söyleyebilirim. Başımdan, başarısız bir evlilik denemesi geçti. Bana; “oğlum, bir daha evleneceksen, kızı bana göstermeden ve benim onayımı almadan evlenmeyeceksin. Yoksa, çok kızarım” diyor.
Benim Nil hanımı seçmemde onun bu anaç özelliğinin büyük payı var. Bir de özellikle kanser gibi ölümcül hastalıklarda doktorların hastalarına yaklaşımı çok önemli.
Örneğin, bir doktorun, az bir ömrü kalan hastasına “sen 1 yıldan az yaşayacaksın” demesi hastaları moral olarak çökertiyor. Bütün kalkanlarını indiriyor ve sonrasında hiç bir savaşım vermiyor. Oysa, çok farklı örnekler var. Örneğin, 1 yıl ömür biçilen bir hasta bayanın, sevdiği bir insanla birlikte hayata sıkıca asılıp, hastalığını yendiği de bilinen öykülerden.
turk-internet.com; Siz, bir blogger olarak yazılarınızı bir amaca hizmet etmek için yazıyorsunuz. Diğer blog yazarlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Davut Topçan; Diğer blogları çok fazla takip etmiyorum açıkçası. Hastalığa yakalanmamın ardından, beni eğlendirecek, mutluluk verecek şeylere yönelmeye çalışıyorum.
Bu iyi bir şey mi? Bence, iyi bir şey. Diğer bloglara baktığım zaman, insanlarda henüz bir blog bilincinin oluşmadığını söyleyebilirim. Oldukça yüzeysel konularda yazılarla karşılaşabiliyorsunuz. 100 kişilik bir blog kitlesi varsa, bunun yüzde 60’ı ‘alışverişe, sinemaya gittim’ gibi şeyler yazıyor; yüzde 30 gibi bir bölümü insanları bilgilendirmeye çalışıyor; yüzde 10’luk bir bölüm günlük şunu yaptım gibi şeyler kaleme alıyor. Mükemmel bir blogger kitlesine sahip değiliz.
Mikroblogging denilen bir şey daha var ki o artık ‘Biri Bizi Gözetliyor'(BBG) moduna girdi. Toplum olarak magazini seviyoruz. Bu, mikroblog olayının bu denli ilgi görmesinin sebebi de o zaten. İnsanlar oraya yazıyorlar; “tuvalete gidiyorum”, “yemeğe gittim”, “XMen filmini indirdim. İzliyorum” Yani, insanların hayatını kamerasız biçimde izliyoruz.
turk-internet.com; Peki ne olmalı?
Davut Topçan; Bence, makale tadında olmalı. İnsanlar okuduklarında; “bu ne ya?” dememeli. En azından beyinlerde bir şeyler çakmalı.
Bu hastalığa yakalandıktan sonra, hayatı ne kadar sevdiğimi fark ettim. Sokaktaki 10 kişiye sorsan, bazıları ‘ölmek istiyorum’ diyebilir. Ama, yok öyle bir şey. Ölümü insanın karşısına koyduğun zaman yaşamın ne demek olduğu ortaya çıkıyor. Ben de yaşamak istiyorum. Bunun için çalışacağım. Bunları yaparken de kendimden geriye izler bırakmak için yazı yazmaya devam edeceğim. Bu arada, içinde bulunduğum bir sosyal sorumluluk projesi var: “Her Şeye Rağmen Yalnız Değiller”. Tedavimin ardından Temmuz ortasında motosikletle yola çıkmayı düşünüyorum.
www.herseyeragmenyalnizdegiller.com sitemizle de desteklediğimiz projemizle kanser hastalarına moral vermek istiyoruz. Kanser hastaları genelde evde tek başlarına otururlar ve TV izlerler. Büyük bir yalnızlık hayatınıza çöker. Bu, hastalıktan daha moral bozucu bir şeydir. Dolayısıyla, gelip de kapınızı birisinin çalması bütün ilaçlara bedeldir. Kemoterapi ilaçlarından sonraki en halsiz durumundayken bile bu insanı canlandırır. İşte, ben bunu başlatmak, hastalara moral vermek istiyorum.
Bu arada, malum bu çok büyük paralarla tedavi edilebilen bir hastalık. Yeterli parasal gücü olmayan insanlara da sitede bir şekilde yer vermek istiyorum. Sitemizi, gönüllü arkadaşların da yardımıyla diğr yabancı dillerde de yayınlamak istiyoruz.



Kaynak : 