İfade Özgürlüğü Derneği (“İFÖD”) tarafından, sosyal medya platformlarının Türkiye’deki internet sansüründeki rolünü inceleyen “Dijital İtaat Rejimi: Türkiye’de Sosyal Ağ Sağlayıcıları ve Şeffaflık Yanılsaması” başlıklı rapor yayımlandı. Rapor, Facebook, X, TikTok ve YouTube gibi platformların, Türkiye’de asıl müşterileri olan “kullanıcıların haklarını” değil, kendi “ticari çıkarlarını” korumak adına devletin sansür taleplerine nasıl boyun eğdiğini belgeleriyle ortaya koyuyor.
Raporun detaylarını, İfade Özgürlüğü Derneği adına yazarlardan Prof.Dr.Yaman Akdeniz ile 9 ana başlık altında konuştuk.
I — Büyük Resim: Bu Rapor Neyi Söylüyor?
1. Bu raporu hazırlama ihtiyacı nereden doğdu? Hangi boşluğu doldurmayı hedefliyorsunuz?
Türkiye’de 5651 sayılı Kanun’da yapılan 2020 ve 2022 değişiklikleriyle sosyal medya devleri Türkiye’de ofis açmaya zorlandı. Bu süreçte kamuoyuna “muhataplık sağlanacak, haklar korunacak” denildi. Ancak bu ofislerin gerçekte nasıl işlediğine, şeffaflık raporlarının içeriğine ve şirketlerin performansına dair bütünlüklü bir analiz eksikti. Bu rapor, yasal uyumun ardındaki “fiili sansürü” ve veri karartmayı belgeleyerek bu boşluğu doldurmayı hedefliyor.
2. Raporda kullandığınız “dijital itaat rejimi” kavramını biraz açar mısınız? Neden özellikle “itaat” kelimesi?
“İtaat” kelimesini bilinçli seçtik. Çünkü küresel şirketler, Türkiye’deki ticari varlıklarını sürdürebilmek adına, evrensel ifade özgürlüğü ilkelerini terk edip devletin idari ve adli taleplerini sorgusuz sualsiz yerine getiren bir konuma geçti. Artık hak savunucusu değil, devletin taleplerine boyun eğen, emre amade birer aktör konumundalar.
3. Bu rapor, önceki yıllarda yapılan ifade özgürlüğü veya sosyal medya raporlarından hangi yönleriyle ayrışıyor?
Önceki EngelliWeb raporlarımız daha çok erişim engelleme sayılarına ve mahkeme kararlarına odaklanıyordu. Bu rapor ise ilk kez, platformların kendi yayınladıkları şeffaflık raporlarını, BTK ile olan “kapalı devre” ilişkilerini, şirketlerin kurumsal yapılarını (paravan temsilcilikler) ve algoritmik müdahaleleri teknik ve hukuki olarak çapraz analize tabi tutuyor.
4. Rapor hangi dönemi kapsıyor ve hangi veri kaynaklarına dayanıyor?
Rapor 2021-2025 dönemini kapsıyor. Temel veri kaynaklarımız; platformların yayımladığı şeffaflık raporları, EngelliWeb projesinin veri tabanı, Ticaret Sicili verileri, İFÖD’ün BTK’ya yaptığı bilgi edinme başvuruları ve Google şeffaflık verileridir.
5. Okuyucu bu raporu okuduğunda tek cümleyle neyi anlamalı?
Küresel sosyal medya devleri, kullanıcı haklarını koruma vaadinin aksine, Türkiye’de devletin sansür mekanizmasının “uyumlu birer aparatı” haline gelmiştir.
II — Hukuki Zemin: 5651, Temsilcilik ve Görünmeyen Baskı
6. 5651 sayılı Kanun’daki son değişiklikler sosyal medya platformlarını nasıl dönüştürdü?
Platformlar, “İnternet aktörü” olmaktan çıkıp, yerel yasalara uyum adı altında devletin sansür taleplerini daha hızlı ve sessizce uygulayan birer “kolluk birimine” dönüştü. Özellikle, 19 Mart 2025 tarihi ve Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreç ve sonrasında, bu dönüşüm çok daha belirgin bir hal aldı.
7. Türkiye’de temsilcilik açma zorunluluğu, pratikte platformların davranışlarını nasıl etkiledi?
Temsilcilik zorunluluğu, şirketler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan “bant daraltma” ve “reklam yasağı” tehditleriyle, onları daha ürkek ve işbirlikçi yaptı. Raporda belgelediğimiz üzere, şirketler yasal sorumluluktan kaçmak için yetkileri kısıtlı “paravan şirketler” kurma yoluna gittiler. Bir taraftan bu paravan şirketlerle kendilerine bir koruma kalkanı oluşturduklarını düşünürken, özellikle 2022 Yasa değişiklikleri sonrasında, artan cezalarla birlikte, ticari kaygılar ön plana çıkmış ve raporda da belirttiğimiz üzere “kullanışlı aparatlara” dönüşmüşlerdir.
8. Temsilcilik rejimi, şirketleri hukuken mi yoksa fiilen mi daha “itaatkâr” hâle getiriyor?
Hukuken şekli bir uyum ama fiilen tam bir itaat söz konusu. Yasal prosedürleri uyguluyor gibi görünürken, aslında sansür taleplerine direnç göstermiyorlar artık. Baştan beri, Türkiye’deki yasal düzenin içine girmelerinin hata olduğunu söyledik.
9. Rapor, bu temsilcilik yapılarının kullanıcı hakları açısından ne tür riskler yarattığını söylüyor?
En büyük risk, “adli makamlara bilgi verme” oranlarındaki artış. Temsilciliklerin açılmasıyla birlikte, kullanıcı verilerinin (IP, kimlik bilgileri) savcılıklarla ve mahkemelerle paylaşılması, bazı suçlar bakımından kolaylaştı. Bu durum anonimlik hakkını ve muhalif seslerin güvenliğini belli bir seviyede tehlikeye atıyor. Kaldı ki, dezanformasyon suçu da (TCK 217/A) savcıların ve mahkemelerin bilgi talep edebileceği suçlar arasında yer alıyor. Dolayısıyla, istisnai bir uygulamadsan öteye bir durum söz konusu.
10. Bu düzenlemeler, diğer ülkelerdeki benzer uygulamalarla kıyaslandığında nerede duruyor?
Almanya (NetzDG) veya AB (DSA) gibi örneklerde temel amaç “hesap verebilirlik” ve “kullanıcı hakları” iken; Türkiye’deki model tamamen “içerik kaldırma”, “susturma” ve “kontrol” odaklıdır. Bizdeki model, şeffaflığı değil itaati zorunlu kılıyor.
11. Düzenleyici ve uygulayıcı kurumlar olan BTK, ESB, Mahkemeler şeffaf davranıyorlar mı?
Yaklaşımlarını nasıl değerlendirirsiniz? Hayır, davranmıyorlar. Raporda belgelediğimiz en vahim durumlardan biri bu. BTK, platformlardan aldığı raporları “ticari sır” ve “kişisel veri” gerekçesiyle halktan gizliyor. Sistem tamamen kapalı devre işliyor ve kamusal denetim engelleniyor.
III — Şeffaflık Yanılsaması: Raporlar Gerçeği Ne Kadar Yansıtıyor?
12. Sosyal medya şirketlerinin yayınladığı şeffaflık raporlarını neden “yanılsama” olarak tanımlıyorsunuz?
Kısacası, yayınlanan raporlar, neyin sansürlendiğini anlamamıza yarayacak detaylardan yoksun. Sadece “sayı” içeren, bağlamından kopuk ve işlevsiz veri setleri sunuyorlar. Bu raporlar gerçeği aydınlatmıyor, aksine bir “şeffaflık tiyatrosu” ile sansürü perdeliyor. Dün yaptığım bir paylaşımda, bu verileri kısaca “çöp” olarak değerlendirdim.
13. Bu raporlarda özellikle hangi bilgilerin eksik olduğunu tespit ettiniz?
En temel eksiklik, içeriklerin hangi yasa maddesine göre çıkarıldığının ayrıştırılmaması. Örneğin Meta, bir içeriği “kişilik hakkı ihlali” (Md. 9) nedeniyle mi yoksa “özel hayatın gizliliği” (Md. 9/A) nedeniyle mi kaldırdığını raporlamıyor. Hepsini tek bir havuzda sunarak analizi imkânsız kılıyor. Bu sorun sadece Meta ile de sorunlu değil. Aslında basit olması gereken bir raporlama işini doğru düzgün yapmıyorlar. BTK’nın da umurunda değil. Açıkçası, yapılması gereken denetlemeyi ilk defa biz yapmış olduk.
14. İçerik kaldırma taleplerinde hangi gerekçeler sistematik biçimde belirsiz bırakılıyor?
Platformlar, içerikleri yerel yasaya göre mi (mahkeme kararı) yoksa kendi “Topluluk Kuralları”na göre mi kaldırdıklarını -özellikle TikTok örneğinde gördüğümüz gibi- karıştırıyorlar. Siyasi içerikler çoğu zaman “Topluluk Kuralı İhlali” denilerek kaldırılıyor, böylece resmi sansür istatistikleri düşük gösteriliyor.
15. BTK’nın “ticari sır” gerekçesiyle verileri açıklamaması kamusal denetimi nasıl etkiliyor?
Bu tutum, sivil toplumun ve bağımsız araştırmacıların platform verilerini doğrulamasını engelliyor. Şeffaflık raporlarını sadece devletin görebildiği “kapalı devre bildirimlere” dönüştürüyor. Bu da devlet ile şirketler arasında, halktan gizlenen bir pazarlık olduğunu gösteriyor. Bir diğer taraftan, raporda da açıkladığımız üzere iki farklı raporlama öngörülmüş. Biz, kamuya açıklanan veya açıklanması gereken şeffaflık raporlarını değerlendirdik. Bir de çok daha detaylı veriler içeren ve sadece BTK’ya sunulması gereken raporlar var. Yasada bu raporların içeriğinde ne olması gerektiği belirtilmiş ve bu veriler için “ticari sır” veya “kişisel veri” demek de mümkün değil. Kaldı ki, varsa bile bu tip bilgiler, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereği, ayıklanıp, kalan verilerin paylaşılması gerekiyor.
16. Şeffaflık raporları bugün kime hizmet ediyor: kullanıcıya mı, devlete mi, şirkete mi?
Kullanıcıya hizmet etmediği kesin. Bu raporlar, şirketin “ben yasal uyumu sağladım” demesine ve devletin “kontrol bende” mesajı vermesine hizmet eden bürokratik birer vitrin. Hiç bir işe yaramadıklarını detaylandırdık raporda. Kaldı ki bu raporları da bulmak bir mesele. Bulunmaması için bayağı iyi saklamışlar. “Var ama yok” demek daha doğru olur.
IV — Sansürün Yeni Biçimi: Gölge Sansür ve Algoritmalar
17. “Algoritmik gölge sansür” tam olarak nedir? Klasik sansürden farkı ne?
Gölge sansür, bir içeriğin resmen silinmesi yerine, algoritmalarla görünürlüğünün azaltılması, akışlarda en alt sıralara itilmesidir. Klasik sansürde bir mahkeme kararı ve bildirim görürsünüz; gölge sansürde ise hiçbir bildirim almazsınız, sesiniz sadece kısılır.
18. İçerik kaldırılmadan görünmez kılınması, ifade özgürlüğü açısından neden daha tehlikeli?
Çünkü “görünmez” bir sansürdür. İtiraz edebileceğiniz bir muhatap veya karar yoktur. İçeriğiniz oradadır ama kimseye ulaşmaz. Bu, ifade özgürlüğünün en sinsi ihlalidir.
19. Kullanıcılar gölge sansüre uğradıklarını nasıl fark edebilir?
Genellikle ani ve açıklanamayan trafik düşüşleriyle veya etkileşim kaybıyla. Örneğin raporda yer verdiğimiz HalkTV örneğinde, Google Discover trafiğinin bir anda bıçak gibi kesilmesi bunun en somut göstergesidir. Kaldı ki, biz İfade Özgürlüğü Derneği olarak, bazı EngelliWeb paylaşımlarımız hakkında, Google’dan sürekli delisting dediğimiz arama motoru sonuçlarından çıkartma bildirimleri alıyoruz. Bugüne kadar 40’a yakın bildirim geldi. Bildirim “mahkeme kararından” bahsediyor ama ortada karar falan yok, künyesi dahi yok. Kim talep etmiş belli değil, herhangi bir itiraz mekanizması da yok. Bu delisting bildirimlerinin Diken ve Bianet gibi bir çok basın kuruluşlarına da gönderildiğini tespit ettik.
20. Bu tür algoritmik müdahaleler raporda ölçülebiliyor mu, yoksa sistematik olarak gizli mi kalıyor?
Tam olarak ölçülemiyor çünkü platformlar algoritmalarını “ticari sır” olarak saklıyor. Bu da denetimsiz bir “kara kutu” yaratıyor. Biz sadece sonuçlar (trafik verileri, delisting bildirimleri) üzerinden tespit yapabiliyoruz. Daha derinlemesine inceleyeceğimiz bir konu.
21. Algoritmalar artık bir tür politik aktör hâline mi geldi?
Kesinlikle. Haber akışını yöneten, hangi bilginin kitlelere ulaşacağına karar veren algoritmalar, bugün editoryal ve politik bir güç kullanmaktadır. Avrupa Komisyonu’nun yakın tarihte başlattığı Google soruşturması da bunun bir göstergesidir. O soruşturmadan bir şey çıkar mı çıkmaz mı, kestirmek zor. Fakat, bu sorun, sadece Türkiye ile sınırlı değil.
V — Platform Platform: Kim Ne Kadar “Uyumlu”?
22. Raporda LinkedIn ile ilgili dikkat çekici bir çelişkiden söz ediyorsunuz. Bu neydi?
Bu tam bir skandaldır. LinkedIn, Türkiye’ye sunduğu yerel raporda “0” (sıfır) talep aldığını beyan etti. Ancak kendi küresel şeffaflık raporunda, aynı dönemde Türk hükümetinden gelen taleplere %100 oranında işlem yaptığı ortaya çıktı. Bu, kamuoyunu açıkça yanıltmaktır. Zaten, LinkedIn, dokuz raporlama döneminden sadece bir tanesinde rapor yayınlamış. Bu da başlı başına bir sorun.
23. TikTok’un Türkiye’den gelen taleplere yüksek uyum oranı ne anlama geliyor?
TikTok’un Türkiye’den gelen taleplere %92,65 oranında uyum sağlaması, platformun Türkiye pazarını kaybetmemek için sansür taleplerine karşı neredeyse hiçbir direnç göstermediği, tam bir itaat içinde olduğu anlamına geliyor.
24. YouTube’un hukuki geçerliliği tartışmalı normlara dayanarak içerik kaldırması nasıl açıklanmalı?
Anayasa Mahkemesi 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesini iptal etti. Buna rağmen YouTube, 2025 raporlarında hâlâ bu maddeye dayanarak içerik kaldırdığını beyan ediyor. Hukuken yok hükmünde, iptal edilmiş bir maddeyi “fiili mutabakatla” yaşatmaya devam ediyorlar. Bu da zaten rapor içeriklerinin de güvenirliğine gölge düşürüyor.
25. X’in (eski Twitter) Türkiye’ye özel uygulamaları, AB ile kıyaslandığında ne gösteriyor?
Elon Musk öncesi daha şeffaf olan platform, şimdi Türkiye’de tam bir “kapalı kutu” olmayı seçti. AB’de (DSA kapsamında) şeffaflık standartlarına en azından kağıt üstünde uyarken, Türkiye’de veri paylaşımını minimuma indirdi. Fakat, 19 mart 2025 sonrası süreçte, X’in Türkiye’deki yasal süreçlere fazlasıyla uyum sağladığını hep beraber gözlemliyoruz. Durum böyle olunca da, şeffaflık raporlarını doğru düzgün yapıp yapmadığına bizden başka kimse bakmıyor.
26. Platformlar arasında “en uyumlu” ve “en dirençli” olanlar hangileri?
Verilere göre TikTok ve LinkedIn “en uyumlu” (itaatkâr) platformlar. Geçmişte Twitter dirençli sayılırdı ancak gelinen noktada “dirençli” platform kavramı kalmadı; hepsi “uyumlu aparat”a dönüştü.
VI — Kullanıcı Ne Yaşıyor? Dijital Kamusal Alanın Daralması
27. Bu politikalar sıradan kullanıcıyı günlük hayatta nasıl etkiliyor?
Kullanıcılar haber alma haklarını kaybediyor ve ciddi bir otosansüre itiliyor. İnsanlar artık “Acaba bunu beğenirsem veya paylaşırsam başım belaya girer mi?” korkusuyla hareket ediyor. Her an hesabınız kapanabilir veya Türkiye’den görünmez kılınabilir. Platformlar da uyumlu aparatlara dönüştükten sonra, devlet sansürü de etkili olmaya başladı. Dolaysıyla, işiniz sadece ota, böceğe bakmak değil ise, ve biraz siyasetin içindeyseniz, her an sosyal medya hesaplarınız kapanabilir.
28. Haber alma, protesto çağrısı yapma, eleştiri üretme gibi pratikler nasıl sınırlanıyor?
Muhalif haber sitelerine uygulanan erişim engelleme, içerik çıkartma yaptırımlarının yanısıra algoritmik engellemelerle bu içeriklerin dolaşımı kısıtlanıyor. 19 Mart 2025 sürecinde çok sayıda hesabın, özellikle kadın ve öğrenci grup ve platformlarının hesaplarının çok hızlı bir şekilde engellendiğini ve Türkiye’den görünmez kılındığını gördük.
29. Raporda engellenen içeriklerin türleri (haber, hesap, paylaşım) hakkında ne tür veriler var?
EngelliWeb verilerine göre 2024 sonu itibarıyla 1.2 milyon web sitesi engelli. Fakat, bu raporun konusu olmaktan ziyade, biz bu konuyu Eylül 2025 içinde yayınladığımız EngelliWeb 2024: Dijital Kafeste Kafkaesk Sansür: Yargı Eliyle Gerçeğin Susturulması başlıklı raporumuzda değerlendirdik. 2025 raporunun da hazırlığına başladık. 2024’ten devam eden Wattpad, Roblox ve Discord platformları ile ilgili erişim engelleme kararları halen devam ediyor. Anayasa Mahkemesi ise henüz Wattpad ve Roblox için yaptığımız başvuruları değerlendirmedi. Haber türleri bakımında, her zaman yolsuzluk haberleri başta geliyor. Fakat, genelde hükümetin beğenmediği ve devlet büyüklerimizi rahatsız eden her türlü haber erişim engelleme ve içerik çıkartma kararlarına konu olabiliyor.
30. Bu durum uzun vadede dijital kamusal alanı nasıl dönüştürür?
Dijital alan, çoğulcu bir tartışma ortamı olmaktan çıkıp, sadece devletin onayladığı veya “sakıncalı bulmadığı” içeriklerin dolaşabildiği steril, tek sesli ve denetimli bir alana dönüşür.
31. Kullanıcılar çoğu zaman sansürle karşılaştıklarının farkında mı?
Çoğu zaman değiller. Özellikle “gölge sansür” uygulandığında, kullanıcılar içeriklerinin neden etkileşim almadığını veya bir haberi neden göremediklerini anlamıyorlar.
VII — Eleştiri ve Sınırlar: Bu Raporun Neyi Yapamadığını da Konuşalım
32. Bu raporun metodolojik sınırları neler?
En büyük sınır, verilerin kaynağı. Analizlerimiz şirketlerin sunduğu verilere dayanıyor ancak bu veriler o kadar tutarsız ve manipülatif ki, buzdağının altını tam olarak göremiyoruz.
33. Hangi veriler özellikle eksik veya erişilemezdi?
BTK’nın elindeki “gizli” raporlar ve algoritmik müdahalelerin arka planındaki teknik kriterler halen erişilemez durumda.
34. Platformların kendi iç algoritmalarına erişememek analizi nasıl sınırlıyor?
Algoritmalar şeffaf olmadığı için sansürün “niceliksel” boyutunu tam ölçemiyoruz. Sadece sonuçlar (trafik kaybı, listeden çıkarma bildirimleri) üzerinden bir okuma yapabiliyoruz.
35. Bu rapora yöneltilebilecek en güçlü eleştiri sizce ne olur?
Belki “Neden bu kadar karamsar bir tablo çizildi, hiç mi iyi bir şey yok?” denilebilir. Ancak veriler ortada; sistem o kadar kapalı ve baskıcı ki, teşhis koymak şu an “umut pompalamaktan” daha acil ve gerekli gözüküyor.
VIII — Çözüm Yolları: Ne Yapılabilir?
36. Sosyal medya şirketleri açısından en acil reform ihtiyacı nedir?
AB’deki (Dijital Hizmetler Yasası – DSA) şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını Türkiye’de de derhal uygulamalılar. Çifte standarttan vazgeçmeliler. Fakat, bunun kısa dönemde gerçekleşeceğini beklemiyorum.
37. Devlet ve düzenleyici kurumlar için hangi değişiklikler şart?
BTK, elindeki kuruma sunulan raporları “ticari sır” kalkanının arkasına saklamaktan vazgeçmeli ve derhal kamuoyuna açmalıdır. Bu raporlarla ilgili bugüne kadar herhangi bir açıklama dahi yapılmadı.
38. Sivil toplum ve akademi bu alanda nasıl bir rol üstlenmeli?
“Şeffaflık nöbeti” tutmaya devam etmeli, veri tutarsızlıklarını ifşa etmeli ve platformlar üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmalıdır.
39. Kullanıcılar bireysel olarak haklarını nasıl savunabilir?
Talepkar olmalı. Platformlara “neden bu içeriği kaldırdın?” diye sormalı, itiraz mekanizmalarını kullanmalı ve dijital haklarının farkında olmalı.
40. Uluslararası hukuk ve insan hakları mekanizmaları bu tabloya nasıl müdahil olabilir?
Şirketlerin insan hakları ihlallerindeki sorumluluğu uluslararası arenada vurgulanmalı ve gündeme getirilmeli. Biz BM standartlarına raporda atıf yaptık. Şirketlerin de insan hakları standartlarına uyumu söz konusu. Raporun İngilizce sürümünü de yakında yayınlayacağız ve raporu AB, Avrupa konseyi ve BM nezdinde de gündeme getireceğiz.
IX — Sonuç
41. “Dijital itaat rejimi” kalıcı mı, yoksa kırılabilir mi?
Mevcut yasalar ve siyasi irade değişmedikçe, bu rejim kurumsallaşmış ve kalıcı görünmektedir. Ancak güçlü bir sivil toplum baskısı ve hukuki reformla kırılabilir. Fakat, kısa dönemde ben bunu mümkün görmüyorum.
42. Türkiye’de sosyal medya artık bir özgürlük alanı mı, yoksa denetimli bir kamusal alan mı?
Maalesef artık bir özgürlük alanı değil; sınırları devlet tarafından çizilen, şirketler tarafından bekçiliği yapılan “denetimli bir kamusal alan”dır.
43. Bu raporu okuyan bir karar vericinin alması gereken en net mesaj sizce nedir?
Sosyal medya şirketleri artık kullanıcının dostu veya özgürlüğün teminatı değildir; onlar devletin sansür aygıtının “gönüllü” veya “zorunlu” birer parçasıdır. Şeffaflık ise koca bir yanılsamadır.



Kaynak : 