Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) düzenlediği Babıali Senliği’nin ikincisi geçtiğimiz hafta itibariyle Sultanahmet Parkı’nda gerçekleştirildi. Dün gerçekleştirilen kapanış etkinliğinin öne çıkan ismi Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan oldu. Önce Basın Müzesi’ni gezen Doğan, daha sonra meydanda kurulu standları ziyaret etti ve kitap satın aldı. Aydın Doğan, etkinlik süresince TGC Başkanı Orhan Erinç ile de sohbet etme imkanını buldu.
Etkinlik sonrasında görüştüğümüz TGC Başkanı Orhan Erinç ile, gazeteciliğin içinde bulunduğu sorunlardan internet yayıncılığına kadar bir dizi konuyu konuşma fırsatını bulduk;
turk-internet.com; Bugün itibariyle Türkiye’de gazetecilik ne durumda bulunuyor?
Orhan Erinç; Gazetecilik derken yayın organlarına göre bir değerlendirme yapmakta fayda var. Çünkü, topluca medya diye bir değerlendirme yapmak bizi yanlış noktalara götürüyor. Çünkü, geçmişte yaygın basın sayısı çok azdı. Bugün 38 yaygın gazete var. Eskiden sadece TRT varken, bugün çok sayıda özel sektör televizyonu var. Şimdi ise internet gazeteciliğine sıra geldi.
Ancak, şu anda internet gazeteciliğinin ne tanımı var; ne de internet gazetecilerinin bir tanımı var. Yani, şu an itibariyle hakları konusunda bir gelişme yok. Bu açıdan bakıldığında bu eksikliğin giderilmesi sorumluluğu siyasilere düşüyor. Bu konuda İnternet Yayımcıları Derneği’nin bir takım girişimleri oldu. TGC’nin de bazı önerileri oldu, ama onların henüz yasal bir dayanağı ne yazık ki yok. Bu da olmayınca basın kartı alabilme imkanı yok.
Gazetecilik iş kolu tanımında da çalışma mevzuatına bakacak olursak internet gazeteciliği daha o iş koluna eklenmiş değil.
Bunun yanında, internet bireysel işlevler de görüyor. Bu çerçevede çok sayıda bloglar var. Yayın organı niteliğini taşımayan, ama kendi görüşlerini yansıtmayı amaçlayan yayınlar var. Onlarla gazeteciliğin arasındaki farkı belirlemek gerekiyor.
İnternetin, en enteresan tarafı bireysel olarak da kalarak topluma katılmak imkanını yarattı. Özellikle, bireysellik 1980 sonrasında özendirilen yanlış bir yaklaşımdı.
İnternet, bu yüzden bu yaklaşımın yanlışlarını düzeltme olanağını yarattı. O açıdan internet yayıncılığı, bizim için özel bir önem taşıyor.
turk-internet.com; İnternet yayıncılığının geleneksel yapıya göre daha farklı bir çizgisinin olduğu görülüyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Orhan Erinç; Görüntü olarak daha özgür gibi görünüyor. Şunu da anımsayalım; 1990’da, biliyorsunuz özel radyolar yayına başladı, ama yasası 1994’te çıktı. Yani o özgürlük, zaman zaman kuralsızlığa da dönüşme tehlikesini beraberinde getirebiliyor.
İnternet gazeteciliği dışındaki yayınlarda da o dağınıklığı görüyoruz. Gazetecilik açısından haber değeri olmayan dedikodu düzeyinde yayınlar da internet ile yaygınlaşır bir hale geliyor ki bu da gazeteciliği zora sokuyor. İnternet yayıncılığı yaparken de meslek ilkelerine göre hareket etmek bu bağlamda önem arz ediyor.
turk-internet.com; Medyanın eleştirilmesine gelecek olursak neler söyleyeceksiniz?
Orhan Erinç; “Medya” kavramını genelleştirmek yanlış. Hem çok seslilik olsun diyoruz, hem de yayınlanan haberler nedeniyle bir takım eleştiriler yapılıyor. O nedenle, “medya” kavramını eleştirmek yerine yayın organlarını ele alarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü, ‘militan medya’ dediğimiz bir tür var. Bunlar, bazı grupların, ya da partilerin, örgütlerin görüşlerini yaymak için yayın yapıyorlar. Onların, bu tür yayınlar yapmaları kendileri açılarından çok doğal. Onlara bakarak bütün medyayı eleştirmek de haksızlık. Bunların yanında düzgün ve ilkeli yayınlar yapan medya kuruluşlarının da olduğu unutulmamalı.
Bugün, gündemde olan konuların pek çoğu, basın yoluyla ortaya çıkarılmıştır. Buradan bakıldığında da görevlerini çok iyi yapan gazetecilerin olduğunu da sevinerek görüyoruz.
turk-internet.com; Son dönemde sıklıkla dile getirilen konulardan bir diğeri de basında oto-sansür ve bazı şeylerin görmezden gelindiği noktasında odaklanıyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Orhan Erinç; Şimdi bakın, Atatürk’ün, 1924’lerde söylediği bir söz var. Ki, bugün hala yaşama geçmesini diliyoruz. Atatürk, orada; “basın özgürlüğünden doğan sakıncaları gidermenin yolu yine basın özgürlüğüdür” diyor.
Yani, biz gazetenin bir konuyu yazmamış olması, halkın bilgilenme hakkını kullanması açısından bir eksiklik. Ama, diğer yayın organları da aynı şeyleri yazıyorlar. Yazmayanlar da bir süre sonra zorunlu olarak, gündemde olmaları sebebiyle onlara değinmek durumunda kalıyorlar. O nedenle, önemli olan yayınların bağımsız olabilmeleri.
turk-internet.com; Son yerel seçimler öncesinde basına karşı yapılan boykot çağrıları için Avrupa Birliği’nin(AB) aldığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Orhan Erinç; Açıkça şunu söylemek isterim ki, ben, AB’nin, Türkiye’yi doğru yerlerden ve yeterince tanıdığı düşüncesinde değilim. Bir örnek vermem gerekirse; 2005 yılında Türk Ceza Yasası(TCY) değiştirildi. Bunun, alt hazırlık aşamasında biz de TGC olarak bazı maddelere, suç tanımlarına ve ya basın yayın yoluyla cezanın artırılmasına karşı çıktık. Ama, ilk aşamada başarılı olduğumuzu pek söyleyemem.
AB’nin, en çok takıldığı maddelerden biri 301 ve 305’nci maddelerdi. Ama, AB TCY açıklandığında bunun bir reform olduğunu söyledi. Şimdi, hem bazı maddelere karşı çıkıyorsunuz, hem de reform olarak nitelendiriyorsunuz. Bu, politik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir ama gerçeği yansıtmayan bir yaklaşım.
Biz, sonrasında yasanın değiştirilmesi yönünde bir takım kampanyalar yürüttük. O kampanyalar sonucunda yasanın Nisan ayında yürürlüğe girmesi Haziran ayına ertelendi.
Bu, yürürlüğün durdurulması konusunda da AB çok ciddi eleştiriler yöneltti. Oysa, o arada AB’nin, çok önem verdiğini söylediği ifade özgürlüğü kapsamında 5 maddede değişiklik yapıldı; 8 maddede de basın-yayın yoluyla işlenen suçlara verilecek cezaların artırılmasını öngören bölümler çıkartıldı.
Bana sorarsanız, şimdi, bu karşı çıkışlar, özellikle ifade özgürlüğü konusundaki değişikliklerin de önünü kesmiş oldu.
Mesela 301’in değiştirilmesi gündeme geldiğinde AB’nin yaptığı ‘reform’ açıklamaları bizim önümüzü kesti ve ikinci madde, ancak 3 yıl sonra değiştirilebildi. Oysa, AB, reform yerine daha farklı bir ifade kullanmış olsaydı sanıyorum bu aksaklıkta gündeme gelmezdi. Yani, o açıdan bakıldığında AB,’nin yaptığı açıklamalardaki bilgilenme yerleri konusunda kuşkularım var.
Önceki gün sona eren Türk-Alman gazeteciler toplantısında da bu tür konuları ele aldık. Orada söylenen şuydu; “AB’de 27 ülke var. Yani, o ülkelerin yöneticilerinin kendi iç politikalarına yönelik açıklamalarını da siz çok ciddiye alıyorsunuz.
Oysa, Türkiye’nin AB ile ilişkileri 27 ülkenin ortak kararıyla çıkacak. Birkaç ülkeyi dikkate alarak, değerlendirme yapmak yanlış dediler. Bana da yanlış gelmedi. O açıdan Türkiye’nin, AB üyeliği önümüzdeki hedeflerden biri . Ama, herhalde çeşitli nedenlerle biraz gecikecek. Bu gecikmenin bizi fazla etkilememsi gerektiğini Türkiye’nin de uygar dünyaya ayak uydurması için çalışmalarını, reformlarını sürdürmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kaynak : 