Türk Telekom pazarında, mobil telefon operatörlüğünün başladığı 1994 ile birlikte serbestleşme yönünde hareketlenme başladı diyebiliriz. Bu yıl 15.yılı olan bu dönemin içinde 2000 yılında kurulan BTK tarafından 250 civarı firmaya lisans verilmiş gözüküyor. Ancak alternatif Telekom operatörleri olarak adlandırılan firmalar, sektörün serbestleşmesini yeterli görümüyorlar. Bu firmaların temsilcisi durumundaki Telkoder’in Başkanı Yusuf Ata Arıak’dan durumu bize özetlemesini istedik :
turk-internet.com: Türkiye’de son birkaç yıldır gelişen alternatif bir Telekom sektörü var. Alternatif Telekomcular ya da serbest Telekom işletmecileri olarak adlandırılıyoruz. Bu sektör ISP’lerin (internet servis sağlayıcılarının), 1997’den itibaren sektöre girişiyle başlamış gibi gözüküyor. 2004’ten itibaren de uzun mesafe telefon hizmetleri UMTH şeklinde sürdü. Bize bu firmaların nasıl oluştuğunu, bugüne kadar nasıl geldiğini ta ki şehir içi rekabetin açıldığı 9 Mayıs tarihine kadar özetleyebilir misiniz?
Yusuf Ata Arıak: Bütün dünyada, ancak devlet müdahalesiyle rekabete açılabilen, aksi halde doğal olarak kendi içinde rekabet oluşmayan sektörler var. Bunlardan birisi de telekomünikasyon sektörüdür. Bildiğiniz gibi 1980’lerden itibaren önce Amerika, arkasından İngiltere ve sonra Avrupa’nın geri kalan ülkeleri Telekomünikasyon sektörünü tekel yapısından çıkarmak ve rekabeti artırmak için serbestleşme dediğimiz işleme başladılar.
Türkiye’de bu konular 1990’larda konuşulmaya başlandı. 1990’ların ortalarına doğru bir serbestleşme olmadı ama Türk Telekom’un geleneksel olarak verdiği bazı hizmetler, gelir paylaşımı denilen usulle başka firmalar tarafından verilmeye başlandı. Mesela uydu haberleşmesi gibi.
Daha sonra 1994 yılında yine gelir paylaşımı usulüyle cep telefonu işi, Türk Telekom patronajı altında başlatıldı. Bu iş,Türk Telekom’un yaptığı bir ihaleyle en çok gelir payını veren firmalara işi vermesi biçiminde olmuştur. Tüm yatırımları ve işletmeyi kendileri yapan bu firmalar,kazançlarının yüzde 70 mertebesindeki bölümünü Türk Telekom’ a “gelir payı” adı altında vermişlerdir. Tabii daha sonra lisanslarını almışlardır ve artık Türk Telekom hakkı kalkmıştır.
Aynı şekilde Türkiye’de biraz önce bahsettiğim gibi uydu yer istasyonu işletmeciliğinde de bu gelir paylaşımı yöntemi kullanılmıştır, uygulanmıştır, büyük sektörlerden birisi olan kablo sektöründe de uygulanmıştır. Maalesef kablo sektörü, lisanslarını da aldıkları halde , gelir paylaşımından bağımsız bir şekilde kablo altyapısını işletir duruma geçememişlerdir.Engellenmişlerdir.
Daha sonra önce internet servis sağlayıcılar çıkmaya başladı. Yine gelir paylaşımı usulüyle çalışmaya başladılar. Türk Telekom’a gittiler, “biz internet işi yapmak istiyoruz” dediler ve İnternet servis sağlayıcı firmalar ortaya çıktı. Epeyce renkli, hareketli günler yaşandı fakat bu firmaların hiçbiri yaşama şansını bulamadı.
Neden öyle oldu? Çünkü bu firmaların tamamı hem altyapı hizmetini Türk Telekom’dan satın alıyorlardı, hem de Türk Telekom’un sunduğu hizmetlerin aynısını sunuyorlardı ve Türk Telekom’un gönülsüz davranışlarıyla, ‘’nereden çıktı bunlar’’ diyen rekabetiyle karşı karşıya geliyorlardı.
Dolayısıyla Türk Telekom her halükarda hâkimdi ve gelişmesini istemediği unsurların gelişmesini durdurmak istiyordu ,nitekim öyle oldu. Dolayısıyla Türkiye’de birinci ders böylece alındı. “Bir temel altyapı eğer tek bir firmanın elindeyse, o firma aynı zamanda kendisinin rakibi olan işletmecilere altyapı hizmet satıyorsa ve onların ürettiği hizmetleri kendisi de satıyorsa, bu yeni sektörü yaşatmak kolay bir iş değil.”
Nitekim 2000 yılında ,hem altyapı işletmeciliğini, hem de devlet adına regülâtörlük görevini yapan Türk Telekom bunları yapmasın, batıdaki gibi olsun bu işler” diye düşünüldüğü için bağımsız idari kurul hüviyetinde, Telekomünikasyon Kurulu kuruldu. Artık Türk Telekom, sadece bir işletmeci haline geldi.
2000 yılından sonra tabii acemilik yılları yaşandı. Hem sektör hem kurumun kendisi yeterince “Serbestleşme nedir? Nasıl yapılacaktır?” gibi konularda yeterli bilgiye sahip değildi. Kurul, kendi kurumlaşmasını sağlamaya çalıştı.
Fakat siyaset(hükümet), özellikle Ulaştırma Bakanlığı daima işin içinde oldu ve etkili oldu. Bağımsız İdari Kurul’u, gerçekten bir bağımsız idari kurum haline getirmek pek mümkün olmadı. Kurul 2002 yılında internet servis sağlayıcıları ruhsatları verdi, uydu haberleşme ruhsatları verdi. Ama işin daha büyük ve dünyada ilk rekabete açılan hizmet uzak mesafe telefon hizmeti ile ilgili lisanslar, 2004 yılı ortasında verilebildi.
Röportajın devamını Yusuf Ata Arıak : Uydu Sektörünün % 70’i Devletleştirilmiş Gibi – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Röportajın videosunu Yusuf Ata Arıak : Yeni Oluşan Abonelerin % 10’unu Alternatif Telekomcular Alıyor – 3 başlığı altında seyredebilirsiniz.



Kaynak : 