Bu röportajın ilk bölümünü Eryılmaz : 2007 Ortalarında koysepete.com’un Cirosu 10 Milyon $’ın Üstüne Çıkmıştı – 1, ikinci bölümünü Eryılmaz : e-Ticaret’in En Büyük Gideri, Bankalara Ödenen Komisyonlardır – 2 ve üçüncü bölümü Eryılmaz : Büyük Gruplara Ait eTicaret Siteleri Daha Avantajlı Banka Komisyon Anlaşmaları Yapıyorlar – 3 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Eticaret yazı dizimizde Koysepete.com’u inceliyoruz.
Enis Eryılmaz (kaldığı yerden devamla) : e-Ticaret işinde paradox da var. Verim artışı teknolojik artıştan geliyor. Teknolojik yatırımın hızlı gerçekleşmesi lazım. Hızlı gerçekleşmesi için teknolojik yatırımın miktarı kısa dönemde büyük olmalı. Buna karşılık teknolojik yatırım gecikirse işletme giderleri bu yatırımı yapana kadar yüksek kalıyor.
Çok doğal olarak teknolojik yatırıma hız vermeyi öngördük ve bunu yaparken ciromuzun düşmemesi için bankalarla yapacağımız kampanyalar bizim için hayatiyet kazandı.
Tam bu dönemde, Finansbank’la girmiş olduğumuz yoğun ilişki ve avantajlı kampanya, bizim aradığımız ciro artışını sağlarken, yapmış olduğumuz teknolojik yatırımlar ve verimlilik artışları ile şirketi 2008 temmuz ve ağustos aylarında operasyonel kara geçirmeyi başardık.
Herşey güzel, ciro arttı, karlılık artıyor, giderler azaldı, müşteri memnuniyeti arttı, marka bilinirliliği arttı ve Türkiye’deki ilk 3 şirketten birisi olduk.
Tam bu dönemde ağustos 2008’de weblebi.com iflas etti. İflas ederken de, bankalar üzerinde ciddi bir risk oluşturdu. Bu riskten ürken bankalar başta biz büyükler olmak üzere, e-ticaret sitelerinden ciddi teminatlar istediler.
Turk-internet.com : Bu teminat neydi? Sizi nasıl zorladı?
Enis Eryılmaz : Bizim durumumuzda en fazla ciroyu yapmış olduğumuz Finansbanktı. 6-7 milyon $’lık ciroların (ciromuzun 3-4 milyonu B2B’den geliyordu, kontör ticareti de yapıyorduk. Yani Turkcell’den toplu alıp, ara toptancılara satıyorduk), 2 milyonu Finansbank’tan geliyordu.
Finansman, bu dönemde hiçbir uyarı yapmadan ve haber vermeden, bir Cuma akşamı, saat 5’te Pos’ları kullanıma kapattı. Herhangi bir yazılı ihbar yapılmadan, yapılan işlem yani Finansbank’ın almış olduğu bu karar, toplam ciromuz içindeki % 60 paya sahip bir olanağın yokolması anlamına geliyordu.
Finansbank Genel Müdür dahil, yapmış olduğumuz bütün görüşmelerde hiçbir sonuç alamadık.
Şirketin kara geçtiği, verimliliğin arttığı, marka değerinin arttığı, pazarda 3 oyuncudan biri olduğumuz bir dönemde bu bankanın sadece ve sadece kendi ticari risklerini düşünerek defansif bir tutum içerisinde yapmış olduğu uygulama, bizim nakit akışımızı sürdürebilme şansımızı ortadan kaldırdı.
Buna rağmen 1,5 aylık bir süre, diğer bankalarla faaliyetimizi sürdürüp çözüm aradık, ancak aynı dönemlerde bankaların komisyon oranlarını başta Garanti ve Yapı Kredi olmak üzere % 6-7’lerden % 13-14’lere çıkarması, bu sistemin sürdürülebilir olması imkanını ortadan kaldırdı.
Burada ciddi bir analiz yaptığımızda yaklaşık 5 yılda 4 milyon dolara yakın bir öz kaynağı yaratmış ve sisteme koymuş olmamıza, gerekli tüm yatırımları çok önemli ölçüde tamamlamış olmamıza rağmen bankalara bu durumumuzu anlatamadık. Piyasadaki kriz etkisi de dışarıdan kaynak bulma veya öz kaynak yaratma konusundaki çabalarımız olumsuz etkiledi.
Bankaların risk yönetim bölümleri ile çalışmalar yaptık, toplantılar yaptık, ancak bankalar bu noktada sektörü riskli gördükleri için, ortak bir tavırla, destek vermediler. Vermeleri gereken tek destek uyguladıkları faiz oranları düşük seviyelerde turtarak geçici olarak da olsa rekabet gücümüze destek vermek olmalıydı.
Burada sorun bankaların olaya makro ve stratejik sektör olarak bakabilme yeteneklerinin olmamısından geliyor. Türkiye’de alternatif finans piyasaları (risk sermayesi gibi) gelişmediği için tüm yük bankalrın omuzlarında. Onlarda stratejik düşünerek risk almak ve yönetmek yerine risk gördüklerinde anında uzaklaşmak şeklinde bir reflks geliştirmişler. Bu aslında çok sağlıksız bir durum. Her şeyi piyasaya bırakıyorsunuz. Sinerjik işbirlikleri olmaması potansiyelleri yok ediyor.
Regulasyonlar son derece yetersiz. Halbuki e-ticaret kayıt dışının kayıt altına alınmasının en güçlü araçlarından biri. Başta Maliye Bakanlığı olmak üzere kamuda da bu bilinç yok. Nedeni kamunun mevzuata bağımlılığı. Geleceğe yönelik mevzuat yapacak bir Kamu zihniyeti yok, hatta kamu, mevzuatı olaylar olduktan sonra reaktif olarak geliştiriyor. Planlama ve yönlendirme anlamında düzenleyici yapılanma maalesef oluşmamış.
Öksüz çocuk gibisiniz, bu aslında az gelişmiş ülkelerin genel kaderi, tüm sektörler bu durumda. Dayanışma ve destek siztemleri olmayınca yapı çok kırılgan oluyor. Bir çok çaba ve bilgi de sonuçta çöpe gidiyor. Ben burada korumadan bahsetmiyorum. Kaynakların verimli kullanımı ile ilgili. Ortada yapılan bir şeyler varsa ve bir değer ifade ediyorsa bu değeri görecek ve değerlendirecek mekanizmalar var olmalı. Örneğin bizim vakamızda muhatabımızın risk yönetimi okmaması ve iş geliştirme ve değerlendirme birimlerinin olması lazım. Ama bu tarz bir bankacılık yok.
Yaşanan son global kriz Bankacılık sektörü ile reel sektör arasındaki organik ilişkinin ne kadar hayati olduğunu ortaya çıkardı ve gelecekte Bankalar bu tarz yapılanmalara gitmek zorunda kalacak. Bu yatırım bankacılığından farklı bir şey. Intangible (elle tutulamayan ve klasik bilanço kalemlerinde görülmeyen) varlıkların değerlendirilebilmesi süreçlerinden bahsediyorum.
Röportajın devamını Eryılmaz : eTicaret sadece Siteler değil, Sektörün İşortaklarını da Geliştiren Bir Sektör – 5 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 