Yukarıdaki resime bakın. Barcelona’daki Mobil Dünya Kongresinden (MWC) bir sahne. Ne görüyorsunuz? Turkcell genel müdürü Ali Taha Koç.. Şurayı tıklarsanız, kendisi 2025 yılındaki MWC sırasında da, 3.250 adet Ulak baz istasyonu satın almak için imza atmıştı. Şimdi soralım aradan geçen 13 ayda acaba Turkcell kaç tane Ulak Baz İstasyonu satın aldı? Ya da Ulak, Turkcell’in MWC’de “bir şey yaptı” propogandası için bir manken vazifesi mi gördü?
Ulak 4.5G Baz istasyonu konusunda, senelerdir pek çok yazı yazdım. Sonu kötü biten (henüz bitmedi diyenler varsa, lütfen bize gösterin demek istiyorum) bir yerli teknoloji hikayesi oldu maalesef. Bu yazıyı da şu anda atanan yeni genel müdür (ki hiç tanımıyorum kendisini) dolayısıyla yazıyorum. Çünkü halkla ilişkiler müdürlüğünden geçen bir genel müdürlüğe nazaran, herhalde daha iyi işler yapabilir. Bir ümit 4.5G baz istasyonuna yeni bir yön verebilir.
Baz İstasyonu Yaptık ama Sisteme Dahil Etmeyi Başaramadık
2011’lerden bu yana gelen Ulak projesi, heyecanlı bir süreç oldu. Bugün hâlâ şu cümleyi kurabiliyoruz: “Türkiye baz istasyonu yapabiliyor.” Ama artık şu soruyu da sormak zorundayız: “Peki neden bu başarı bir sisteme dönüşemedi?”
ULAK’ın hikâyesi aslında Türkiye’nin daha büyük bir yapısal sorununu gösteriyor. Evet, bir ürün geliştirildi, sahada çalışmakta olan network içinde kullanıldı. Yani mühendislik kabiliyeti kanıtlandı. Ama bunların hiçbiri tek başına yeterli değil. Çünkü telekom bir ürün işi değil, sistem işidir ve Türkiye’nin asıl problemi burada başlıyor. Ürün geliştirebiliyoruz, ama sistem kuramıyoruz.
“Yapmış Olalım” Refleksi
Bu noktada rahatsız edici ama gerekli bir tespit var. Türkiye’de kamu projelerinde sıkça görülen bir refleks var: “Biz de yapmış olalım.” Bu refleks, görünür çıktıyı ödüllendiriyor, ölçeği ve sürdürülebilirliği geri plana itiyor. Sonuçta, proje tamamlanıyor ama strateji olmadığı için proje atıl kalıyor. Propoganda anlamında “başarı” sunuluyor. Ama bu sürdürülebilir olmayan bir başarı. ULAK da bu tuzağa kısmen düştü.
ULAK başarı kabul edildi. Çünkü şöyle ya da böyle canlı networkde çalıştı. Ama kimse şu soruları yeterince yüksek sesle sormadı. Ne kadar yaygın kuruldu? Operatörler neden sınırlı kullanıyor? Rekabetçi mi? 5G’ye uzanacak mı?
Teknoloji romantizm kaldırmaz. Operatörler matematikle hareket eder. Bir operatör için en önemli soru, “Bu çözüm bana daha iyi hizmet veriyor mu?” olur. Ulak örneğinde çokca “hız” konusu dile getirildi. Ama hangi hızdan bahsediliyor? Bugün Türkiye’nin hızı ne ki, Ulak’ın hızından şikayet edilsin. Sonuçta en hızlı kadar hızlı olmadığı açık ama bu teknolojiler kullanılmadan, sorunları görülemez ve geliştirilemez. Dünya 66cılığındaki hızlardayken, Ulak’ın en azından düşük hızlı bölgelere kurulması sağlanamaz mıydı?
Ya da diğer eleştiri, daha pahalıysa, acaba ülkeye cari açık getirecek çok uluslu cihazları kullanmak daha mı kârlı? Bu noktada mesele sadece teknoloji değil, ölçek, güven ve de dijital egemenlik meselesidir. Güven ise, politika ile değil ekosistem ile kurulur.
ULAK’ın önünü kesen şey sadece hız ya da fiyat değildi. Asıl sorun, dijital egemenlik’in anlamını farkedemeyen hükümet yani siyasilerdir. Rusya’nın başlattığı 5G baz istasyonu inisiyatifi bize bunu hatırlatıyor.
Üstelik siyasi iradenin içinde bulunduğumuz korkutucu çağda teknoloji anlamında atladığı şey sadece Ulak da değil. Eksik olanlar, güçlü fiber altyapı, büyük veri merkezleri, yerli 5G çekirdeği, bulut altyapısı
internet değişim noktaları ve bunları bir araya getirecek olan siyasi irade, stratejidir.
ULAK konusunda dönersek, ölçek dediğimiz boyut kolaylıkla yakalanabilirdi. ULAK bir sanayi politikası olarak ele alınmadı. Bir proje olarak ele alındı. Aradaki fark hayat şudur, proje başlar ve biter ama politika büyür ve derinleşir. ULAK başarısız değil ama Türkiye’nin neyi yapamadığının bir başka kanıtı. Ölçek kuramadık, ekosistem inşa edemedik, strateji kuramadık, sürdüremedik.
Gerçek strateji zorunlu yerli kullanım, uzun vadeli alım garantileri, fiber + veri merkezi + cloud entegrasyonu bütüncül dijital sanayi politikası ile olabilirdi. Mevcut durumda, projeler yapılıyor, başarı ilan ediliyor ama ölçek için gerekli strateji oluşturulamıyor.
Türkiye ULAK ile “Biz de yapabiliriz”i kanıtladı. Ama artık başka bir şeyi kanıtlama zamanı, “Biz bunu büyütebiliriz, sürdürebiliriz ve rekabet edebiliriz” diyebilimeliyiz. Çünkü dijital çağda egemenlik, bir şeyi üretmekle değil, onu sistem haline getirebilmekle ölçülüyor.



Kaynak : 