Türkiye’de, İnternet Konferansı(inet-tr ’09), İstanbul Bilgi Üniversitesi, Dolapdere yerleşkesinde gerçekleştirildi. Bu yıl, 14’üncüsü düzenlenen konferansta; “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve Demokrasi” ve “İnternet Yasakları” konuları ele alındı.
Türkiye internetinin bir resminin çekildiği, ana sorunlarının tartışıldığı, çözümler için ortak akıl arandığı 2 günlük etkinliklerde konuşulan konulardan biri de ‘İnternette Cevap ve Düzeltme Hakkı’ydı. Konuyla ilgili sunum gerçekleştiren Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Tv ve Sinema Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Çiftci, turk-internet.com’a konunun yasada ele alınış şekliyle ilgili bilgiler verdi;
Cevap ve düzeltme hakkı, 5651 sayılı kanunun 9’ncu maddesinde var. Ama, uygulamada bir takım problemler çıkıyor. Bir de Avrupa Birliği’AB), mevzuatında bir takım eksiklikler var.
AB mevzuatına göre, “her devlet, milliyetine ve ikametgahna bakılmaksızın cevap ve düzeltme hakkının aktif bir şekilde kullanılmasını aktif bir şekilde sağlayacak” deniliyor. Şimdi, milliyet ve ikametgah bakımından kanunumuzda böyle şeyler yok. Bunların gelmesi gerekiyor.
Bir de Avrupa mevzuatında cevap ve düzeltme hakkına eşdeğer telafi yöntemleri var. Devletlerin, onları da sağlaması gerekir deniliyor. Türkiye, nihayetinde AB’ye gireceğinden kendi mevzuatını AB’ninkine uyumlaştırmak zorunda. Kısmen Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesine uyumlaştırdı.
Ama, tam uyumlaştırma sağlanabilmiş değil. Bir de Sınırsız Televizyon Direktifi’ne uyumlaştırması gerekiyor. Bu itibarla, örneğin, kanunda “cevap hakkı”, “özür dileme”, “yazının geri çekilmesi”, “ombudtsmanlık” gibi hususlar var. Bunlar, cevap ve düzeltme hakkına eşdeğer ya da alternatif yollar olarak belirtiliyor.
Bunlar, aslında kanunda yazılı değil, ama kanunda kısmen uygulanıyor. Yaygınlaştırılmaları lazım. Çünkü, cevap ve düzeltmenin kullanılması bazen uzun sürebiliyor.
Ayrıca, mevzuatta da uyuşmazlık var. Şöyleki, Anayasamızda, TRT kanununda “şeref ve haysiyetin ihlali” diyor. Ama, 3984 sayılı kanunda “Şeref ve Haysiyet” demiyor “kişilik hakkına dokunulması” deniliyor. Halbuki kişilik hakkı çok geniştir. “Şeref ve haysiyet” kişilik hakkının içine giren değerlerden sadece bir tanesidir. Dolayısıyla, 3984 sayılı kanun, 28’inci maddede “şeref ve haysiyet” yerine niye kişilik hakkını daha geniş tutuyor bunu anlamak zor. Biz, bunun “şeref ve haysiyet” olarak algılanması gereğine vurgu yapıyoruz.
5651’e gelince, 9’ncu maddede, “kişinin zarara uğraması” gibi bir olgudan bahsediliyor. “Kişilik hakkı” ya da “şeref ve haysiyet” de denmiyor. O zaman her türlü zarar, örneğin, bir telif hakkının ihlalinde de “cevap ve düzeltme hakkı” kullanılacaktır. Bu itibarla, bu düzenleme anayasaya uygun değil.
Kanunlar, anayasanın 11’inci maddesine göre anayasaya uygun olmak zorunda. Bu şekilde, kanunlarla anayasa arasında uyumsuzluklar var. Bunların, düzeltilmesi gerekiyor.
turk-internet.com; Uygulamada ne gibi sıkıntılar var?
Prof.Dr. Ahmet Çiftçi; 5651, daha 2 yıllık bir kanun olduğu için henüz Yargıtay’dan çıkmış, az sayıda kesinleşmiş karar bulunuyor. Henüz Yargıtay’da, temyiz aşamasında. Dolayısıyla, uygulamada bir birlik yok. Benim de bu konferansa geliş nedenlerimden birisi de o problemleri ortaya koymak.
İnsanlar, artık gelinen noktada “cevap ve düzeltme”nin bir hak olduğunun farkında ve bu yola başvuruların sayısı giderek artıyor. Ama, uygulamada, Yargıtay kararları çıktıktan sonra yasada bir uyuşum olacak, ama her halükarda bana göre her şeyden önce bir kanun değişikliği gerekiyor. Çünkü, anayasa hükümleri emredici. Bir kişinin kendisiyle ilgili gerçeğe aykırı yayınların yapılması, yahut ikincisi, kişinin yayın yoluyla şeref ve haysiyetine dokunulması. “Şeref ve haysiyet” diyor. Buna karşılık 5651 “haklarının zarar görmesi” diyor. Hangi hak? O kadar çok hak var ki. Anayasa bunu sınırlamış; sadece “şeref ve haysiyet”. Onun için de bir yeknesak uygulama yok.

Kaynak : 