Geçtiğimiz günlerde, bir konferans dolayısıyla İstanbul’a gelen Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Tv ve Sinema Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Çiftçi ile tanıştım. Kendisine, kişisel mahremiyet(privacy) konusunda kafa karışıklığına neden olan bazı sorular sordum. Prof.Dr.Çiftçi, Türkiye’de basının, uygulamada yapılan bazı yanlışlıkların dışında Avrupa ile hemen hemen aynı standarlara sahip olduğunu ifade ediyor.
turk-internet.com; Günümüzde sıklıkla karşımıza çıkan mahremiyet konusunda kısaca bilgi verebilir misiniz?
Prof.Dr.Ahmet Çiftçi; Kişilerin özel hayatı, 3 alandan oluşur. Bunlar, insanın özel hayatı altında Anayasa’nın 20’nci maddesinde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bir temel hak olarak korunuyor. Bu 3 alandan bir tanesi çok dardır ki buna biz, “sır alanı” ya da “gizli alan” diyoruz.
Herkesin bir sır alanı vardır ve bu hukuken korunur. Bir ikinci halka da “özel alan”dır. Bu da, insanların çok yakınlarıyla paylaştıkları bilgileri ifade eder. En dışta yer alan “ortak alan” ise kamuya ve medyanın bilgisine açık bir bölgeyi içerir.
Biz, insanları ikiye ayırırız; “sıradan insanlar” ve “kamuya mal olmuş insanlar.”
Daha önce bahsetmiş olduğum üç alan, insanların dahil oldukları gruba göre şekilleniyor. Sıradan insanların sır alanlarının hukuken korunma kapsamı oldukça geniştir. İnsanların, eş ve dost çevresine açtıkları alanda geniştir. Kamuya açık alan nisbeten dardır. Kamuya mal olmuş kişilerin en içteki sır alanı oldukça dardır. Dolayısıyla, her kesin özel hayat hakkı vardır.
Örnek vermek gerekirse, basın, bir haber yaparken sıradan bir vatandaşın sır alanına giremez. Ama kamuya mal olmuş bir kişinin, örneğin hangi yatla gezdiğini, hangi restoranda kiminle görüntülendiğini haber olarak verebilir. Basın mensupları, bu dengeleri gözetmekle yükümlü bulunuyor.
turk-internet.com; Türkiye’de uygulamada gözünüze çarpan ne gibi şeyler var?
Prof.Dr.Ahmet Çiftçi; Medyanın, sanatçı ya da politikacı olsun zaman zaman kamuya mal olmuş kişilerin sır alanı dediğimiz alanlarına girdiklerini görüyoruz. Onların da bir sır alanlarnın olduğu unutulmamalı. Bir de basın mensubu, tanınmış biriyle ilgili bir haber yapıyorsa sadece o konuyla ilgili haberleri vermeli. Haber, “Haber Verme Hakkının Sınırları” doktrini doğrultusunda hakkın icrasının sınırları içerisinde kalmalı. Bu nedenle, bir haberde doğruluk, güncellik, ölçülülük hususlarına dikkat etmeli; haberin veriliş şekliyle haberin konusu birbiriyle uyumlu ve orantılı olmalı. Konunun özü, asparagas haber yapmamak şeklinde ifade edilebilir. Dolayısıyla, basın mensubu bunlara uyarsa hukuken ve cezaen sorumlulukta olmaz.
turk-internet.com; Peki medya mensubu bunu nasıl sağlayabilir?
Prof.Dr.Ahmet Çiftci; Medya mensubu, bir haberi yayınlamadan önce, elinden gelen azami gayretle haber doğru mu, değil mi diye gereken araştırmayı yapacak. Medya, gerçekleşen bir olayla ilgili olarak oradaki tüm kaynaklara, ki bu kişinin kendisi, bir polis memuru ya da görgü tanıkları olabilir, ulaşmaya çalışacak. Ortalama bir basın mensubundan beklenen budur. Bunlardan sonra, olayın, verilen haberdeki gibi olmadığı ortaya çıkarsa basın mensubu sorumlu olmaz. Çünkü, kendisi azami gayreti sarfetmiş, bilgiye ulaşmak için elinden geleni yapmıştır. Burada en önemli kriter, azami çabanın gösterilmesi.
turk-internet.com; Olayda adı geçen kişi konuşmazsa yapılan haber sorumluluk açısından nasıl bir nitelik taşıyacak?
Prof.Dr.Ahmet Çiftçi; Tabii, kişilerin konuşmama hakkı var. Eğer, o konuşmazsa görgü tanığı ya da emniyet yetkililerinden bilgi alınabilir. Yani, ulaşılabilecek kaynak çok.
Haberde, “sorularımıza rağmen kendisi bize bilgi vermedi” denilebilir. Bunu, kamuoyu değerlendirir.
turk-internet.com; Türkiye’de basın üzerine baskı uygulandığını düşünüyor musunuz?
Prof.Dr.Ahmet Çiftçi; Türkiye’de, basın-yayın Avrupa’daki kadar hür. Hatta, ondan daha da fazla hür. Ben, 25 seneden beri basın-yayın hukukuyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Avrupa’yı dolaştım. Bizim, basın-yayın hürriyetimiz Avrupa’dan daha aşağıda değil.
Anayasamızın, 26’ncı maddesi ifade hürriyetini, düşünce ve kanaatlerini açıklama hürriyetini belirliyor. Orada 9 tane sınırlama var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’ncu maddesine bakarsanız, orada da aynı sınırlamalar var.
Ancak, uygulamada bir takım hatalar olabilir. Zira, herkes aynı eğitim seviyesinde değil. Yoksa basın-yayın hürriyetinin sağlanmış olması bakımından aynıyız.

Kaynak : 