The New York Times’ın köşe yazarı ünlü gazeteci Thomas Friedman Özyeğin Üniversitesi’nin yeni araştırma pesrpektifi lansmanı için Türkiye’deydi. Buna ait haberi dün yapmıştık [1]. Lansman toplantısında bir sunum yapan Friedman “Sıcak, Düz ve Kalabalık: Neden Yeşil Devrime İhtiyacımız Var” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.
Konuşmasında içinde bulunduğumuz yüzyılı enerji ve iklim yüzyılı olarak niteleyen Friedman küresel ısınma sorununa dikkat çekiyor. Friedman günümüz ortamını ise “Sıcak, Düz ve Kalabalık” sözcükleri ile özetliyor. Bu konuda çeşitli tespitlerde bulunan Friedman şunları söylüyor:
Son 2 yıl içinde iki önemli büyük kriz yaşandığını söylüyorlar: Ekonomik kriz ve çevre krizi. Ben ise bu ikisinin aslında bir bütün olduğunu söylüyorum. 2008 sonlarında ve 2009 yılında hem pazar ekonomisi hem de doğa anamız tam anlamıyla bir duvara toslamıştır. Ve bu iki gelişme bizlere, en azından Amerikalılara şunu göstermektedir: Hem ekonomik anlamda hem de çevresel anlamda sürdürülemez bir büyüme yaşamaktayız.
Peki bu nasıl oluyor derseniz son derece basit. Her geçen gün daha fazla mağaza açıp daha fazla ürün satıyoruz. Satışlardaki bu artış Çin’deki fabrikalarda üretimin artışını tetikliyor. Çin’deki fabrikalar ise bu sayede her geçen gün daha fazla kömür yakıt tüketiyor. Bu süreç sonunda Çin’deki gelir düzeyi artıyor. Çinliler daha fazla para kazanarak daha fazla ABD Hazine bonosu alıyor, bu bonolar da ABD’de daha fazla mağaza açmak için sermaye olarak kullanılıyor ve tüm süreç baştan başlıyor.
Konuşmasının bu bölümünde sürdürülebilirliğe vurgu yapan Friedman bu olgunun hem ekonomi hem de doğa için geçerli olduğunu söylüyor. 2008 sonu ve 2009’un tamamında etkili olan global ekonomik krizin mortgage kredilerinden doğduğunu belirten Friedman özellikle ABD finans sektöründeki vurdumduymazlığı IBG ve YBG kısaltmaları ile açıklıyor. Bu kısaltmaların anlamı (I’ll Be Gone – You’ll Be Gone) kısaca “borcunun vadesi geldiğinde ne ben orada olacağım ne de sen.” Friedman sözlerini şöyle sürdürüyor:
Ben iki çeşit davranış biçimi olduğunu düşünüyorum: Sürdürülebilir yaklaşımlar ve durumsal yaklaşımlar. Hem ekonomik anlamda hem de çevre anlamında kriz yaşamamızın sebebi durumsal yaklaşım biçimini takip etmiş olmamız. Durumsal yaklaşım günü kurtarırken ve sadece içinde bulunulan anın mantık değerlerini sorgularken uzun vadeli sonuçları görmezden gelmektedir. Örneğin mortgage kredisinde eğer sistem size 750.000 dolarlık bir ev almak için her yıl 15.000 dolar kredi verme imkanı tanıyorsa durumsal yaklaşım bu işlemi onaylar. Ancak sürdürülebilir yaklaşım bunun doğru olmayacağını söyler.
Sürdürülebilirlik IBG ve YBG prensiplerine dayanmaz. Sürdürülebilirlik ülkeniz için, çocuklarınız için, iş yaptığınız müşterileriniz için, tedarikçileriniz için “Her zaman burada olacağım” sözüdür.
Bu kavram sadece işletmeler için değil, çevre için, politika için, jeopolitik dengeler için de geçerli olan bir kavramdır.
Sürdürülebilir yaklaşımların kaçınılmaz olarak ve bir an önce benimsenmesi gerektiğini savunan Friedman bunun için yeni bir Enerji Teknolojisi disiplini geliştirilmesi fikrini ortaya atıyor. Bilgi Teknolojileri fikrinin (IT) geçmişte dünyayı değiştirdiğine vurgu yapan ünlü yazar, şimdi de bir Enerji Teknolojileri (ET) devrimi zamanının geldiğini söylüyor. Friedman bu devrimin önündeki sorunları ise beş kategoride topluyor:
- 1- Enerji ve Doğal Kaynaklara Olan Arz ve Talep
2- Petro-diktatörlükler
3- İklim Değişikliği
4- Enerji Fakirliği
5- Biyolojik Çeşitlilik Kaybı
Bu beş sorun üzerinde uzun uzadıya konuşan ve sıklıkla yazdığı “Sıcak, Düz ve Kalabalık: Neden Yeşil Devrime İhtiyacımız Var” kitabından örnekler veren Friedman bu sorunların aşılmasının gerçekten de güç olduğunu söylüyor. Ancak Friedman yine de tüm bu karmaşık sorunların aslında tek bir ortak çözüm yani sürdürülebilir enerji teknolojileri ile çözüleceği görüşünde.
İnsanoğlu gerçekten de ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu anlamak ve bir devrim gerçekleştirmek zorunda. Bu devrimin kolay olacağını söylemiyorum. Bugün baktığınızda herkes “yeşil ve çevreci çözümler” sunduğu iddiasında ancak bu iddiaların çoğu gerçek anlamda sürdürülebilir çözümler sağlamaktan ziyade “yeşil” modasının ucundan yakalamaya çalışan ve kazanca yönelik girişimler.
Gerçekten yeşil devrimin başladığını ancak kendisini “yeşil” olarak adlandıran oteller olmadığında anlayacağız. Sürdürülebilir enerji kaynakları kullanan, enerjiyi en verimli şekilde kullanan otellere “yeşil oteller” değil sadece “otel” deniyorsa bilin ki yeşil devrim amacını ulaşmıştır.
Yine de ben iyimserliğimi koruyorum. Herkes yeşil devrimin gerekliliğini er veya geç kavrayacak ve buna uygun adımlar atacaktır. Bir toplantıda konuşmam sonrasında bir arkadaşım yanıma gelerek niye bu kadar iyimser olduğunu sonunda anladım: İyimsersin çünkü boyun kısa. Bardağın sadece dolu tarafını görebiliyorsun dedi. Ancak ben boyumun kısa olduğunu düşünmüyorum, sadece insanoğlunun sağduyusuna güveniyorum.
[1]- Thomas Friedman : Sıcak, Düz ve Kalabalık; Neden Yeşil Devrime İhtiyacımız Var?



Kaynak : 