Google Apps engellemesi sürerken, konuyla ilgili bir konuşma yapmak üzere CHP Ankara milletvekili Emrehan Halıcı söz aldı ve asıl nedenden uzak bir konuşma yaptı. Yıllardır milletvekili olduğu halde sesini hiç duymadığımız, sadece Bilişim Kurultay’larındaki bilgisayarlı müzik yarışmasından tanıdığımız Halıcı’nın biraz da tribünlere oynadığı görülen, bu konuşmasına cevaben Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da yine asıl nedenden uzak ve tribünlere oynayan bir konuşma yaptı.
Ülkemizin durumunu ortaya koymak, yönetenlerin nerelerde durduğunu görmek için, Her 2 konuşmayı tam olarak yayınlıyoruz. (Not : CHP Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun sorunu sorumlulukla ele aldığı ve gerekli sualleri içeren soru önergeleri konusundaki haberimizi okursanız, bu konuşmaların asıl nedenden niye uzak olduğunu anlayabilirsiniz[1])
MEHMET EMREHAN HALICI (Ankara)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnternet giderek yaygınlaşıyor, ülkemizde de İnternet kullanıcılarının sayısı her geçen gün artıyor. Dünyada en çok ziyaret edilen İnternet sitelerindeki Türk kullanıcılarının sayısı da en üst sıralarda yer alıyor. Teknoloji kullanımı açısından bu son derece olumlu bir gelişmedir ama bu olumlu gelişmeye ülkeyi yönetenler Hükûmetiyle Meclisiyle, yani bizler, acaba yeterli katkıyı verebiliyor muyuz? Maalesef bu sorunun cevabı hayır. Katkı vermek bir yana köstek olunuyor, engeller çıkarılıyor.
Bildiğiniz gibi 5 Mayıs 2008 tarihinde Youtube sitesine, 3 Haziran 2010 tarihinde de Youtube’un bağlı olduğu Google firmasına ait IP havuzlarına erişim engellenmiştir. BTK ve TİB’in yetkilerini aşan bu uygulamaları maalesef fiilî bir sansür sonucunu doğurmaktadır. Ne yazık, yıllar sonra ülkemizde yeniden sansürle karşı karşıyayız.
Üstelik bu keyfî uygulamalar kamuoyuna önceden bilgi verilmeden yapıldığı için ciddi boyutlarda karışıklık ve belirsizlik sonuçları doğurmaktadır. Herhangi bir site barındırdığı tek bir sakıncalı içerik yüzünden kapatılabilmekte ve bu siteyi kullanan ancak sakıncalı içerikle hiçbir ilgisi bulunmayan kullanıcılar maalesef zarar görmektedir.
Yasakların ilk bakışta göze çarpmayan başka zararlı sonuçları da olmaktadır. Bu tür yasaklar maalesef İnternet kullanıcılarının yasakların etrafından dolaşmasına, dolambaçlı yollar aramasına da zemin oluşturmaktadır.
Değerli arkadaşlar, şunu bilelim: Kötü yasalar ya da kötü uygulanan yasalar insanlarımızı yasaların etrafından dolaşmaya teşvik etmekte ve bu biçimde de, bu yolla da vatandaşla devlet arasındaki güven ilişkisi zedelenmekte ve yasal sistem bir bütün olarak zorlanmakta, zayıflamaktadır. Üstelik bütün bunlara karşın istenmeyen içeriklerin İnternet ortamından tamamen kaldırılabilmesi de söz konusu değildir. Yasaklar sadece Türkiye’yi etkilemekte ve Türk kullanıcısı bundan zarar görmektedir. Türkiye bu durumdan rahatsızdır. Tepkiler, eleştiriler, protestolar her geçen gün artmaktadır.
Dün, tekrar ediyorum, dün, İnternet kullanıcıları, sivil toplum kuruluşları ve çeşitli oluşumlar bir araya gelerek İnternet’te sansüre karşı ortak platform oluşturdular ve bir deklarasyon yayınladılar. Bu deklarasyonun ilk maddesi şöyle söylüyor: “İnternet kullanıcılarının düşünce özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı engellenemez.” Ben, birazdan bu metni partilerimizin değerli grup başkan vekillerine ileteceğim. Eğer sizler de bakmak ve incelemek isterseniz “sansursuzinternet.org.tr” adresinden bu metne, bu deklarasyona ulaşabilirsiniz.
Değerli milletvekilleri, yasaları çıkaran da, uygulamaları denetleyenler de bizleriz. Kamuoyunda infiale yol açan, düşünce, ifade özgürlüklerinin kullanımını engelleyen ve iş kaybına neden olan bu sorunu çözmek bizim görevimizdir. Demokratik bir ülkenin özgürlük standartlarını karşılamaktan çok uzak olan 5651 sayılı Yasa ya yürürlükten kaldırılmalı ya da yeniden düzenlenmelidir.
Ben, burada, çok kısa bir vakitte İnternet’in öneminden sizlere bahsetmenin gerekli olmadığına inanıyorum ama kısaca şunları söylemek isterim: Bilginin, teknolojinin, sanatın, kısacası hayatın tüm katmanlarının kan damarıdır İnternet. İnternet, sadece kullanmanın değil, üretmenin de açık kanalıdır. Burada üretmenin çok önemli olduğunun altını çizmek isterim çünkü bilgi ve teknolojiyi kullanmanın önemi malum.
Yanı sıra üretmenin de ne kadar önemli olduğunu, hatta çok daha önemli olduğunu bir kez daha gördüğümüz kritik ve sıkıntılı günlerden geçiyoruz.
Eğer başkalarının ürettiği teknolojiyle istihbarat alıyorsak, başkalarının ürettiği yazılımlarla savunma sistemlerimiz çalışıyorsa başkalarına mecburuz demektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve geçme hedefine yürekten inanan birisi olarak ben başkalarına mecbur olmak istemiyorum, Cumhuriyet Halk Partisi de mecbur olmak istemiyor, eminim sizler de istemiyorsunuz. Mecbur ve muhtaç olmamak için bilmek ve üretmek gerekir. Onun için lütfen hep birlikte bilimin, teknolojinin ve sanatın önünü açalım ve hep birlikte İnternet’e can verelim. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bu konuşmaya hükûmet adına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım cevap verdi. Yıldırım, 5651 sayılı kanun dolayısıyla konunun muhatabı durumunda.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Emrehan Halıcı’nın gündem dışı yapmış olduğu konuşma üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Çağımız bilgi çağı. Artık, bilgiye sahip olan, bilgiyi üreten ve bilgiyi kullanan ülkeler, toplumlar ileri gidiyor, bundan mahrum kalanlar maalesef geri kalmaktan kurtulamıyorlar.
Değerli milletvekilleri, bu amaçla birinci önceliklerimiz arasında ülkenin bilgi toplumu olması, bunun için de her türlü imkânları seferber ederek ülkemizin her tarafına geniş bant ve hızlı İnternet erişimini yaygınlaştırdık. Ayrıca Millî Eğitim Bakanlığıyla birlikte de okullarımıza geniş bant İnternet erişimi sağladık. Hatta fiber optik kablo gitmeyen kırsal kesimlere de uydu marifetiyle İnternet erişimi sağladık.
Bilgi toplumuna ülkemizi taşıyacak en büyük kaynağın gençlerimiz ve öğrencilerimiz olduğu düşüncesiyle onların okullarda kullandığı İnternet ücretlerini de Evrensel Hizmet Fonu’ndan Bakanlığımız karşılamaktadır.
Değerli milletvekilleri, bilgi toplumuna gidişte İnternet’in önemi yadsınamaz. 1969’da ilk defa denemesi yapılan İnternet ile aya insan gönderme aynı tarihe rastlıyor. O dönemde aya insan gönderilmesi çok büyük yankı yapmış, ancak İnternet hiçbir şekilde topluma mal
olmamıştır.
Aradan geçen kırk yıl içerisinde İnternet’in aya insan göndermekten daha önemli bir gelişme olduğunu, bugün, günlük hayatımızda yaşayarak görüyoruz. Artık ticaretle olan işlerimizi, devletle olan işlerimizi, seyahatle ilgili işlerimizi, eğitim-öğretimle ilgili işlerimizi İnternet’le yapar hâle geldik. Bugün, dünyanın 3,5 milyar insanı, gece gündüz, yaz kış demeden İnternet’le birbiriyle temas kuruyor, birbiriyle iş yapıyor, alışveriş yapıyor, dostluklar geliştiriyor, yani İnternet’le yaşam, bir anlamda hayat tarzı hâline geldi.
İnternet’in yaygınlaştırılması, hem ekonomimizin verimliliğini artırıyor hem de insanımızın çok daha fazla iş yapabilme kabiliyetini sağlıyor.
İşte bu önemli buluşun, bu İnternet’in faydaları olduğu kadar zararları olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bu, âdeta bir tedavi için kullandığımız ilaç gibidir. İlacın asıl görevi tedavi yapmak ama öyle ilaçlar var ki, bir uzun liste de yan etkileri var. İşte, o yan etkilerinden korunmak için de her ülke gerekli tedbiri almak zorundadır. Hassas olduğu değerler, çocukların, toplumun korunması, İnternet’in temiz kullanılması esastır.
Türkiye’de İnternet içeriğiyle ilgili yayınlar, suç ve suça özendirici içeriklere baktığımız zaman bunların yüzde 98’inin dış kaynaklı olduğunu görürüz.
Peki, bunun sebebi ne? Bunun sebebi çok açık. Çünkü İnternet’te en önce işe başlayan, yol alan ülkeler bu ülkeler ve içerik de bu ülkelerde geliştiriliyor. Dolayısıyla İnternet üzerinde çalışma yapanların ihtiyaç duydukları bilgiler, içerikler bizim dilimizde değil, bizim ülkemizde üretilmiş içerikler değil, sayın konuşmacının da ifade ettiği gibi yabancı kaynaklı içerikleri kullanmak zorunda kalıyoruz. Doğal olarak da bu bahsettiğim tehditlere karşı herhangi bir savunmamız yoktur.
Bildiğiniz gibi, üç yıl önce Bursa’da yaşanan bir çocuk istismarı hadisesi Türk toplumun ayağa kaldırdı. İnternet üzerinden yapılan bu fiil üzerine yüce Meclisimiz bir düzenleme yaptı ve 23 Mayıs 2007 tarihinde 5651 sayılı Kanun’u kabul etti.
Bu Kanun’un amacı ne? İnternet marifetiyle işlenebilecek suçların önlenmesi veya bu suçlarla ilgili cezaların belirlenmesi.
Burada dokuz tane suç tanımı var. Bu suç tanımları esasen Türk Ceza Kanunu’nda mevcut olan suçlar, 120’den başlayıp 130’a kadar, hatta 139’uncu maddeye kadar tanımlanmış suçlar yani İnternet ortamından işlenebilecek suçlar.
Nedir bunlar? Çocuk pornografisi, çocuk istismarı, kumara teşvik, intihara teşvik, çocukların kötü alışkanlıklara azmettirilmesi, yönlendirilmesi; ağırlıklı itibarıyla çocukların sanal ortamda istismarı ve bundan doğacak mağduriyetlerin, suçların önlenmesi.
Bölücülük de bunun içinde yani ülkeyi bölmeye yönelik faaliyetler, vesaire. Bu Yasa’ya komisyon görüşmelerinde verilen önergelerle Atatürk’e yapılan hakaretler de dâhil edildi ve uygulamada, bugün, paylaşım sitelerinden bir tanesinin kapatılmasının yani 2008 Mayısında Ankara 1’inci Sulh Ceza Mahkemesinin verdiği kararla kapatılmasının sebebi Atatürk’e hakarettir.
Onun dışında hiçbir suçla ilgili, bu Yasa bakımından bir işlem yapılmamıştır. İçerikler talep üzerine çıkarılmıştır. Eğer çıkarılmamışsa savcılık ve hâkim kararıyla resen çıkarılmıştır. Ancak burada site sahibi Atatürk’e hakaretle ilgili görüntüleri çıkarmamakta ısrar etmiş ve bunun üzerine site başlangıçta yurt içinde, daha sonra da yine aynı hâkimlikçe yurt dışında paylaşıma kapatılmıştır. Olay hukuki bir olaydır.
Peki, bütün bu işler yaşanırken acaba, burada içerik ve hizmet sağlayan bu paylaşım sitesi ne yapmıştır? Burası çok önemlidir. Alınan bu mahkeme kararına karşı bu sitenin, normal şartlarda, bir üst mahkemeye itiraz etmesi lazım. Bu cezanın haksız olduğunu, kaldırılması için, hukuk süreçlerini devam ettirmesi normal şartlarda uygulanan bir yoldur. Bunu, her Türk vatandaşı, başına böyle bir iş gelirse, bir üst mahkemeye gider, ondan sonra bir üst mahkemeye gider, bütün hukuk yollarını dener.
Ama, bu paylaşım sitesi maalesef bu yolu asla ve asla tercih etmedi; bu bir. Olayları net, net ortaya koymamız lazım. Yani “Türkiye yasakçıdır, Türkiye İnternete düşmandır, Türkiye dünyanın en büyük sitesini engellemektedir.” gibi lafları etmeden önce, bu yüce milletin kürsüsünde gerçeklerin bilinmesini bir görev olarak addediyorum ve bu vesileyle de bunları cevaplandırıyorum; bir.
İkincisi: Türkiye’de içerik sağlayanlar, yer sağlayanlar yani İnternet servisi sağlayanların tamamı bir güvenlik belgesi almak zorundadır. Bu beyefendilere bunu teklif ediyoruz, “Biz bunu almayız. Biz küresel bir firmayız, biz bunu yapmayız.” diyorlar, peki.
Peki, kardeşim, bunu yapmıyorsun da Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, İngiltere, Rusya, Çin, Polonya, Kanada, Brezilya, Avustralya, İrlanda’da bu belgelerialıyorsun, burada ofis açıyorsun, buralarda vergi dairesine kayıt yaptırıyorsun, bu ülkelerden elde ettiğin gelirlerden vergi veriyorsun; e, Türkiye’de de “Ben ofis açmam. Ben belge almam. Ben vergi vermem. Ben istediğim gibi hizmet yaparım, bana da kimse yasak koyamaz, Türk mahkemeleri de dâhil.” diyorsun. Bunu Türk milleti kabul mü edecek?
Türkiye Cumhuriyeti buna boyun mu eğecek arkadaşlar? Bu bir.
İkincisi, şimdi, bu ülkelerde, saydığım ülkelerde yerli sürüm yapmış yani o ülkenin dilinde, o ülkenin uzantısında yayın yapıyor. “Türkiye’de bunu yap.” diyoruz. “Ben bunu yapmam Türkiye’de.”
Peki. Başka ne diyoruz? Diyoruz ki: “Kardeşim, bak, sen birçok ülkede adli makamlarla iş birliği yapıyorsun.” Örnek mi istersiniz? Brezilya Safernet, Brezilya savcılık ofisiyle Google arasında on-line çocuk güvenliği üzerinde bir anlaşma imzalamış. Yani Brezilya’da savcı, herhangi bir içerik, zararlı bir içerik, suç unsuru teşkil eden bir içerik varsa müracaat ediyor, hemen onu çıkarıyor.
Keza, İtalya, aynı şekilde, zararlı bir içeriği, ceza içeren bir içeriği üç saat içinde çıkardığı için, dikkat edin üç saat içinde çıkardığı için “geç çıkardı” diye suç duyurusunda bulunmuş, hakkında dava açmıştır.
Türkiye’de yakın zamanda bir genel başkanımızla ilgili bir video kondu, bununla ilgili bunun çıkarılmasını istedi arkadaşlar. Bırakın çıkarmayı, telefonlarımıza bile çıkmadılar ve hâlâ her yerden çıkarılmış olmasına rağmen bu paylaşım sitesinde bu görüntüler devam ediyor. Bu kadar hukuk tanımaz, bu kadar kendi başına buyruk bir siteyi ne yazık ki bu ülkede hararetle savunanlar var, ben bunu da kınıyorum. Bu ülke eğer hukuk devleti ise, kanunları varsa, bu ülkenin kanunlarına uymamak gibi hiç kimsenin bir lüksü olamaz. Bu paylaşım sitesinin geçiş üstünlüğü olamaz. Mutlaka Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına uyacak, burada ofisi olacak, burada yerli sürüm yapacak ve Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleriyle, savcılarıyla da iş birliği yapmak zorundadır. Aksi hâlde ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar yaygara yaparsa yapsın Türkiye Cumhuriyeti asla ve asla bunlara prim vermeyecektir, geçit vermeyecektir.
Bir başka konu, burada çok önemli, bu konuyu maalesef bilen bilmeyen
istismar ediyor. Vergi vermiyor… O tarafı beni ilgilendirmiyor, Maliye Bakanlığı peşine düşmüş, takibatını yapıyor, o ayrı bir konu. Burada şirket kurmuş, bir adam tayin etmiş reklam için fatura kesiyor, kestiği fatura Google Limited İrlanda. İrlanda’dan fatura kesiyor. Parayı burada kazanacaksın, faturayı İrlanda’dan keseceksin. Bunun ne kadar etik olduğunu takdirlerinize sunuyorum.
Ayrıca bu paylaşım sitesi, hani, Türkiye müdahalecidir filan diyor ya, bakın Brezilya’da 3.663 tane veriyi adli makamların talebi üzerine teslim etmiş, Amerika’da 3.580, İngiltere’de 1.166, Almanya’da 130, Türkiye’de sadece 1 tane. Türkiye mi yasakçı şimdi? Yani bütün rakamlar ortada, Türkiye mi yasakçı yoksa bu bahsettiğim ülkeler mi yasakçı? Müdahale edip bu verileri elinden alıyorlar.
Şimdi, son zamanlarda, efendim YouTube yasağı sona erdi. Bir de Google’ı şimdi yasaklıyorlar. Orada da yapılan oyun çok açıktır değerli milletvekilleri. Bu paylaşım sitesinin, yasaklanan “IP” giriş numaralarını bu sefer Google’a aktararak Google’a girişleri de kasıtlı olarak engellediğini tespit ettik.
Yani, YouTube’ta yasak olduğu girişleri bu sefer Google için de ücretsiz kullanılan sitelere -burası çok önemli, ücretli kullananlara vermiyorlar- verip, tahsis edip bu şekilde bizi zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Yani, “Google’a girişler yavaşlasın, zorlaşsın, toplumsal baskıyla, medya baskısıyla Türkiye’yi dize getirelim.”
Bakın, olay çok açık ve nettir. Diğer paylaşım siteleri var: MSN var, Yahoo var, diğerleri var. Bunlarda bir sorun yaşamıyoruz ama bu site, Türkiye Cumhuriyeti ile bir mücadeleye girmiştir. Burada açıkça söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse bunlara asla ve asla prim vermeyecek, boyun eğmeyecek; vatandaşımıza, sade vatandaşımıza hangi hukuki kurallar uygulanacaksa bunlara da aynı kurallar uygulanacak, onlar da bu kuralları kabul etmek zorunda kalacaktır.
Bu bize bir şey gösterdi, Sayın Halıcı da ifade etti: Eğer paylaşım sitelerimizde, içeriklerimizde, İnternet ile ilgili faaliyetlerimizde kendi ürünümüzü kendimiz üretmezsek, kendi içeriğimizi sağlamazsak bu gibi tehditler her zaman bizim karşımızda olacaktır. Bu olay bunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu, aynen, 1970’li yıllarda Kıbrıs Harekâtında yaşadığımız sıkıntılarla, ambargolarla aynı şeydir, farklı şey değildir. Çağ değişmiştir, teknoloji değişmiştir ama zihniyet değişmemiştir.
O bakımdan, değerli milletvekilleri, bu konunun hiçbir şekilde tek boyutlu olarak ele alınmaması ve ülkemizin ali menfaatleri doğrultusunda sağlıklı değerlendirilmesi bakımından bu açıklamayı zaruri gördüm ve Sayın Halıcı’ya bu vesileyle çok teşekkür ediyorum konuyu gündeme getirdiği için.
Yapacağımız iş bir paylaşım sitesinin direktiflerine göre tavır almak değil, bu paylaşım sitesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlık haklarına, hukuk sistemine saygılı olmasını sağlamaktır.
Bu konu ortak amacımız, ortak hedefimiz olmalıdır diyor, bilgi toplumu yolunda yapacağımız çalışmaların bundan böyle de artarak devam edeceğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Kaynak : 