Söyleşinin ilk bölümünü Tuğrul Tekbulut : Logo Çeyrek Yüzyılda Elde Ettiği Çok Geniş Müşteri Tabanıyla Direk Teması olan bir Kuruluş – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Kaldığımız yerden söyleşimize devam ediyoruz..
Turk-internet.com : Peki bu partnerler derken, eleman konusunu size sormak istiyorum. Sonuçta son dönemlerde Türkiye’de Ar-Ge diye büyük bir atılım başladı. Telekom firmalarının da yazılımcı elemanlar çalıştığını biliyoruz. Siz, yeterli eleman bulabiliyor musunuz, yeterli nitelikte, kalitede eleman bulabiliyor musunuz?
Tuğrul Tekbulut : Bizim Logo olarak her zaman şöyle bir tarzımız olmuştur, biz hazır eleman almayız. Biz elemanımızı yetiştiririz. Onun için makul ve belli yeteneklere sahip, makul bilgiye sahip herkesi işe alabiliyoruz eğer Logo’da çalışmak istiyorsa. Yani Logo’da çalışabilmek için belli testleri geçmek gerekiyor. Ondan sonra da alıp insanlarımızı çok uzun sürekli eğitimlere tabi tutuyoruz.
Bunun hem avantajı var, hem dezavantajı var. Özellikle bundan şikayetçiyiz de; çünkü bazı şirketlerin, bazı büyük şirketlerin, Logo’nun bu tarzını bilerek elemanlarımız için neredeyse mezuniyet günü gibi eğitim dönemleri tamamlandığında, bunları da takip ederek çok yüksek ücretler teklif ettiklerini görüyoruz.
Turk-internet.com : Bu sadece sizin şikayetiniz de değil.
Tuğrul Tekbulut : Değil.Türkiye’de özellikle piyasaya yönelik eğitilmiş eleman pek bulamazsınız. Bunun için kendi adamınızı yetiştirmeniz lazım ve biz çok nitelikli eğitim veriyoruz. Verdiğimiz için de maalesef böyle bir sorunla karşı karşıyayız.
Ancak şunu da söyleyeyim, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Biz bundan sonra da bu tarzımızı değiştirmeyeceğiz, yani biz adam yetiştirmeye devam edeceğiz.
Size şöyle söyleyeyim biz seneler önce başladık bu işe, bugün başka ülkelerde de adam yetiştiriyoruz. Bugün hem Türkçe’yi hem Farsça’yı hem İngilizce’yi konuşabilen, hem Logo bilen elemanlar var. Bu insanlar bu çeşitli çevre ülkelerde gidip ürünlerimize destek verebiliyorlar, satışlarına katılabiliyorlar.
Ben yalnız demin bir şey söylemeyi daha unuttum, ilk sorunuzun yanıtı olarak. Yaptığımız hizmetlerde KOBİ’lere ulaşmayı kolaylaştırıyoruz dediğimiz için, buna telekom şirketleri, bankalar, b2b şirketleri her firmayı söyleyebilirim.
Örneğin Ali Baba’yı söylemeyi unuttum. Ali Baba’yla bu bağlamda bir işbirliği yaptık. Ali Baba dünyanın en büyük b2b portallerinden bir tanesi. Biz Ali Baba’yı niye aldık veya Diyalogo şirketini niye kurduk? Şu amaçla; KOBİ’lerin en birinci hizmet ihtiyaçları önce satışlarının arttırılması. Yani para kazanması olduğunu gördüğümüzden dolayı.
Özellikle son kriz bize bu aklı verdi, eğer benim KOBİ para kazanamıyorsa, LOGO yazılımın olması mümkün değil.
Bu nedenle biz son zamanlarda kobilerimize para kazandıracak faaliyetlere de giriştik. Ve onların ürünlerinin pazarlanması için de uğraşıyoruz. Bu konuda da çok ciddi başarı sağladığımızı söyleyebilirim, Ali Baba’yla yapmış olduğumuz işbirliğiyle müşterilerimizin ciddi şekilde ihracatlarını arttırdığını düşünüyorum, görüyorum.
Turk-internet.com : Çok güzel. Peki sizin pazarda da rakipleriniz var. Bunlar genellikle çok uluslu firmalar, birkaç tane de yerel rakibiniz var. Bunlarla sizin aranızdaki fark nedir?
Tuğrul Tekbulut : Önce o firmalara sormak lazım, Türkiye’de bu kadar iyi hizmet veren yerel firma varken sizin bu piyasadan beklentiniz nedir diye sormak lazım.
Çünkü bu pazara girmiş yabancı şirketlerin çoğu bu piyasadan çıktılar. Bu daha önce beyaz eşyada da olmuştu. Yerli firmalar yeteri kadar güçlü ve rekabetçiyse o piyasaya gelen yabancılar o piyasanın kalitesinin artmasını sağlıyor.
Bunun ötesinde bence yerli firmalara çok da büyük bir zarar vermiyorlar. Acer’ın kurucusunun çok güzel kitapları vardır şimdi ismini unuttum ama onun kitabında şöyle bir şey söylüyor, Tayvan’da hangi sektörde diş dişe bir rekabet varsa yabancılar, global şirketler o sektördeki firmaları ezemedi.
Hangi sektör devlet tarafından çok desteklenmiş ve o sektördeki rekabet az ise yabancılar geldiğinde bu firmalar pazarlarını teslim ettiler diye söylüyor.
Turk-internet.com : Çok ilginç bir şey söylediniz.
Tuğrul Tekbulut : Ben buna çok inanıyorum. Madem bizim piyasadaki rekabetçiliğimizi biliyorsunuz, ben 25 sene söyledim 27 sene aslında, 27. senemizdeyiz. Ve hala bu yerli rekabette en ufak bir azalma görmüyorum.
Bu kadar rekabetçi bir piyasanın içinde yerli firmalar da son derece sağlam ve rekabetçi oluyorlar. Onun için yabancı firmaların bizim sektörümüzde elde edeceklerin şeyin sınırlı olacağını biliyorum.
Üstüne üstlük şunu söylemek istiyorum. Türkiye bir kobi ülkesi olarak bir Rönesans yaşıyor. Türkiye bütün dünyadaki sıkıntıları, başka ülkelerde bilinmeyen bazı çözümler yaratarak bugün dünyada rekabetçi hale geliyor.
Buna başka ülkelerin koşullarına göre tasarlanmış çözümlerin burada çözüm getirmesi veya bu ülkenin kendine özgü rekabetçiliğini desteklemesi mümkün mü?
Bugün Çin var bir tarafta, bir tarafta Amerika, Avrupa ve Almanya var. Siz bunların ortasında hala mal satabiliyorsanız bunların hiç birinin bilmediği bir şey biliyorsunuz demektir.
İşte ben diyorum ki, bunu benim müşterim biliyor, ben Logo olarak biliyorum ve bizim ikimizin birlikte oluşturmuş olduğu çözüm biliyor ki biz hala bu kadar ağır rekabet koşullarında Türk KOBİ’si dünyaya mal satabiliyor. Başka bir ülke için oluşturulmuş bir iş modelinin veya başarı modelinin “işte bu sizin için dünyanın en güzel çalışma modelidir” diye getirilerek üstüne dikilebileceğine, uyum sağlayabileceğini açıkçası ben de inanmıyorum.
Zaten bunu müşteriler de görüyorlar, bu nedenle de bize ilk başlarda ciddi şekilde geleceğimiz hakkında soru işaretleriyle bakan insanlar koşarak geri geliyorlar ve bu bizim satışlarımıza, büyümemize de yansıyor. Bence Türkiye kendine özgü bir rekabet modeli geliştirmek zorunda, bu rekabet modelinin içinde de Türk yazılım sektörü olmak zorunda.
Söyleşinin son bölümünü Tuğrul Tekbulut : Dünya Çapında Şirket Çıkaramasak da, Yazılımlarımıza Bakın Ne Birikimler Olduğunu Göreceksiniz – 3 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 