Söyleşinin ilk bölümünü Mevlut Dinç : Oyun Sektörüne İngiltere’de 1983’de Tamamen Tesadüfen Girdim – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Turk-internet.com : Şimdi bu konuyu biraz daha açmanızı isteyeceğim. Arkadaşınız size sadece oyun oynamak amaçlı önerdi, yazılım geliştirmek için değil. Ama siz bakarken bakarken geliştirmeyi öğrendiniz kendi kendinize. Öyle anlıyorum.
Mevlüt Dinç : Ben zaten oyunlarla hiç ilgilenmiyorum. Halen de oyun oynamam. Bunu insanlar zor kabul edebiliyor. Ben yıllarca söyledim, İngiltere’de de uzun yıllar dergiler inanmazdı röportajlarda falan.
Belki yeri gelmişken paylaşayım, çok ünlü bir oyun dergisi var CVG diye. Computer Video Games. Bu halen de yayındadır şu anda. Gelmiş geçmiş en önemli oyun dergisidir. Multi format olduğu için çok tutulan bir dergi. O dergide bir köşe olurdu, “programcılar hangi oyunları oynuyor” diye. Ben de güya işte ünlü programcılardan bir tanesi olarak kabul edildiğim için beni de” şu oyunu oynuyor” diye her ay bir şey yazıyorlar. Hatta benim oğlum Necati de o zamanlar oyunlarla büyüdüğü için Mevlüt Jr da şunu oynuyor veya baba oğul Street Fighter oynuyor diye böyle asparagas haberler vardı. Bir gün herifleri aradım, dedim ki : ”ben oyun oynamıyorum, yazıları ona göre yaz, hani birisi benimle oynayacak söylediğin oyunları, rezil olacağım. Ben oyun oynamıyorum, biliyorsun kaç kere de söyledim.
“Ya”, dedi, Bırak şimdi dalga geçmeyi, oyun oynamayan adam, oyunları nasıl yapar.”Ya” dedim, Bunun üzerinden kaç kere geçtik, geçmişte röportajlarda. Neden inanmıyorsunuzdedim.
O zaman da Londra’da Tottenham Court Road diye meşhur bir cadde vardır. Elektronik kameraların falan olduğu bir cadde. Orada Arcade Shop’lar bu atari salonları diye Türkiye’de herhalde geçiyor. Çünkü bizde adettir ya, mendil Selpak olmuş. Sanki Selpak’tan başka mendil yapan yok. Atari de herhalde ilk gelmiş buraya ki, bir sürü firma yapıyordu. Neyse, Gidelim oraya gör, yani nasıl iyi miyim, değil miyim. dedim.
O zaman da R-type diye meşhur bir oyun var. Yeni çıkmış, inanılmaz etkileyici bir oyun. Tamam dedi, gittik oynuyoruz, nasıl terliyorum. Gerçekten de çok hoşuma gitti oyun. Oynamaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Beşinci seviyeye geliyorum ölüyorum, altıncıya gelemiyorum, rezalet yani. Döndü Çok kötü oynuyorsun dedi. Hatta İngilizce dedi ki “you are crap” yani “boktan bir oyuncusun”, dedi. Ben de dedim ki, ”Teşekkür ederim. Yıllardır söylüyorum bunu. İnanmıyordunuz işte kendin gördün.”
Bir sonraki sayıda, yarım sayfa ayırmıştı bana. Yerden yere vuruyor, ”adam, odun gibi hiç oynayamıyor” yazdı. Şimdiye kadar doğru söylüyormuş, inanamadık. Ben halen inanamıyorum, nasıl oyun yazıyor falan yazdı.
Turk-internet.com : Sizin oyun geliştirme konusu mu dikkatinizi çekti. Nasıl çekti o?
Mevlüt Dinç : İlk o dünya ilgimi çekti. Dedim yani nasıl bir şey? Dil içerisinde yeni bir dil. Bir de makina bilgisayara bağlıyorsun televizyonu, bir iki bir şey yazıyorsun ve bir görüntü ortaya çıkıyor. Bir de etkileşim var hani sinemadan, televizyondan çok farklı. çünkü orada izliyorsun tek taraflı. Buradaki etkileşimden dolayı acaip bir dünya diye ilgimi çekti. Ama oyun oynamak hala hiç ilgimi çekmiyor. Dedim acaba bunu öğrenebilir miyim? Kendim bir şeyler yapıp, yazabilir miyim. Programcılık ilgimi çekti, mantık gördüm ben orada. Mantığım da iyidir diye düşünüyorum ben. Şimdiye kadar pek faydası olmadı, her zamanki bilgim ve tecrübemle ne işi yaptıysam. Belki öğrenebilirim dedim, kitabı daha çok kurcalamaya, okumaya başladım. Ama dediğim gibi anlamakta zorlandım biraz.
Sonra oyun dergileri almaya başladım. Bir tanesi vardı, hiç unutmuyorum. Popular Computer, çok meşhur bir dergi. Öğrendiğim şeylerin %80’ini o dergi sayesinde öğrendim ben. Saman kağıdına yazılmış çok basit bir dergiydi, her hafta çıkıyordu. Her hafta çıktığı için de her hafta büyük bir heyecanla bir sonraki sayıyı bekledim. Bir ay çok uzun bir süre. Sanal dünya çok dinamik o zaman bile bir hafta çok uzun. Şimdi düşünün saniyelerde milyonlarca bilgi alışverişi olabiliyor. Ben o dergide bir makale okudum. Aynen şöyle demişti, “eğer oyun programcısı olmak istiyorsanız, basic falan unutun. Yeterince hızlı değil. Performansı çok kötü. Makine dili öğrenmeniz lazım.”
Ne olduğunu, aradaki farkı bilmenin gerekliliğini, adam böyle bir şey diyorsa böyledir. Ben dedim makina dili öğreneyim. O zaman South Hampton diye bir liman kenti vardı güneyde. Orada oturuyordum. South Hampton Üniversitesi vardı, bayağı iyi bir üniversite. Özellikle ekonomik alanda en iyi üniversitelerindendir. Oraya gittim. Böyle böyle, makina dili öğrenmek istiyorum, dedim. Adam dedi ki, yok böyle bir ders. Nasıl olmaz, üniversite değil mi dedim. Evet ama biz Pascal mı, Fortran mı onu öğretiyorlarmı. O iki dilden birisini söyledi, unuttum şimdi.
Turk-internet.com : O yıllar fortran daha popülerdi.
Mevlüt Dinç : Fortran büyük ihtimalle. Onu öğretiyoruz dedi. Yok dedim, basic hikayeymiş. Makina dili öğrenmek istiyorum ben oyun yazacağım dedim. Valla o zaman kendi kendine öğreneceksin, dedi. Aynen böyle.
Çıktım oradan müthiş bir hayal kırıklığıyla. O dergide de böyle örnek küçücük programlar olurdu. Hem basic hem makina dilinde. Makina dilindekileri böyle girerdim. İşte kurcalıyorum, ne olduğunu anlamıyorum. Rakamları değiştiriyorum, bir şeyler yapıyorum. Korkmuyorum da hiç.
Çünkü teknolojiden insanlar korktuğu için, biliyorsunuz yetişkinler fotoğraf makinalarına dokunmaktan korkarlar, bir şeyi programlamaktan korkarlar, bozulur diye. Onun için yeni nesil çocuklar hiç korku beslemediği için inanılmaz hızlı öğreniyorlar teknolojiye çok yatkın oluyorlar. Ben de o şekilde, paldır küldür daldım. Değiştiriyorum, bakalım ne olur falan diye. Tabi program patlıyor, kilitleniyor falan ama fişi çekiyorum tekrar takıyorum. Yani onu kavradım, makinaya zarar veremeyeceğimi. Sonra bir kitap buldum. Bir kitap bulmam lazım, bu bilgiye kitapla ulaşabilirim dedim.
Tabi, tabi makina diliyle ilgili ama özellikle Spectrum için yazılması gerekiyor. Bir de yeni başlayanlar için yani kendim için kitap arıyorum. Gerçekten bir kitap buldum, adı da tam şöyle “Machine Coding Programming For the Absolute Beginner with Spectrum”. Adam benim için kitap yazmış dedim sanki benden başka bu işi öğrenmek isteyen yokmuş gibi. Çok komik. Ben o kitabı aldığımda bir konu vardı, gerçekten zorlanıyordum. 8 bit makina ya. 8 bit rakamlar da 0’dan 225 arası bir rakam skalası. 8 bite o kadar büyüklükte bir sayı girebiliyorsun. Diyorum ki, ya bu 16 bin, 20 bin, 30 bin, 60 bin, bunları nasıl giriyorum hafızaya.
Söyleşinin devamını Mevlut Dinç : Yeteneğin Doğru Ortamda Olmasıyla ve Gayret Sarfetmeyle Her İşte Başarılı Olunur – 3 başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 