Tunus’ta başlayıp Mısır ve daha sonra Libya’da filizlenen Arap Baharı, aslında birçokları için bir ilham kaynağı özelliğini taşıyor. Zira, hala pek çok ülke baskıcı rejimlerle yönetiliyor. Bölgedeki, geleceği tayin hakları bulunmayan bir çok ülkenin halkı yaşanan gelişmeleri sahip oldukları kısıtlı imkanlarla da olsa takip etmeye çalışıyor.
Geçtiğimiz hafta, İstanbul’da Genç Siviller’in insiyatifiyle gerçekleştirilen “Nahda Network”, Ortadoğu devrimlerinde rol oynamış Mısır, Tunus, Lübnan, Filistin ve Suriye’den aktivistleri bir araya getirerek, hikayelerini anlatabilmelerine zemin hazırladı. Etkinlikte görüştüğümüz Lübnanlı gazeteci ve blog yazarı Assaad Thebian, doğru bildiğimiz yanlışları dilinin döndüğünce anlatmaya çalıştı.
turk-internet.com: Rica etsem bize bölgede devrimin nasıl başladığını anlatır mısınız?
Assaad Thebian: Bence dünyamızdaki devrimlere istinaden yapılabilecek iki tanım söz konusu. Birincisi internet devrimi olarak isimlendirebileceğimiz ve internete hak ettiği itibarı teslim eden, internetin tek araç olduğu. İnsanlar interneti basılı kağıt, ya da mobil telefonları kullandıkları gibi, bir devrime ihtiyaç bulunduğunu birbirlerine söyledikleri gibi kullanabiliyor.
Bu nedenle internet devrimini bir özgürlük hareketi olarak tanımlamak bir hata. İkinci hatalı veri ise tüm bu olaylar Şubatta, Ocakta hatta Mart’ta olurken bunun “Arap Baharı” olarak isimlendirilmesi oldu. Bence bu da bir hata çünkü bizim devrimimiz aslında seneler önce başladı. Bu iki faktörü eleyip daha genel bir açıdan düşünmeye başlarsak, bunun bir sonuç olduğunu, asıl faktör olmadığını da görebiliriz.
Bu geçen senelerde bizim dünyamızda olan şeylerin bir sonucu. İnsanlar Mısır’da gösterilere katılıyordu, her sene 8 bin gösteri oluyordu ancak kimse bundan haberdar değildi. İnsanlar, (Tunus’ta) Binali’nin sansür adına bir şey yapmadığını söylediler, ancak kampanyalar 3 veya 4 kere oldu. Sansürden sorumlu kişi karşıtı kampanyalar düzenlendi. Ve tüm bu mevzular 2011 Ocak’tan veya Şubat’tan önce gerçekleşti.
Buna dayanarak bunun genel bir bilinç olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar son 30 yıldır bizim dünyamıza hükmeden diktatörlükten şikayetçi olmaya başladılar. 50’lerin veya 60’ların ürünü olan aynı rejimler insanların kararsız, zayıf olduğu ve geleceğin ne getireceğini bilmediği sömürgecilik döneminden hemen sonraydı.
Sonrasında bazı diktatörler geldi – çoğu ordudan çıktı ve Arap ülkelerinin hakimiyetini ele geçirdiler. Yıllar içinde insanlar eğitim gördü, özellikle internet dahil olmak üzere diyalog kurmanın çeşitli tekniklerini öğrendiler. Ancak tabi ki baskı vardı. Çünkü bu rejimler insanlara saygı duymuyordu, demokrasiye, saydamlığa inanmıyordu ve yolsuzluk oranı çok fazlaydı.
Aynı partideki bir başka kişiye otoriteyi devretmeyi düşünmediler bile. Tüm bu faktörleri Arapları değişmeleri gereken bir noktaya getirdi. Bu değişim Muhammed Azizi adında bir adam ile başladı, bunlara daha fazla tahammül edemediği için kendini ateşe verdi. Ve bu ateş Arap dünyasında Tunus’a, Mısır’a, Yemen’e, Bahreyn’e, Suriye’ye ve diğer ülkelere sıçradı. Biz Lübnan’da da gösterilere şahit olduk ama maalesef bizim olayımız aynı değil. Bizim bir tane diktatörümüz yok, onun yerine içinde bir sürü lider barındıran kusursuz bir rejimimiz var ve bu henüz dramatik bir değişim yaşamadı.
turk-internet.com: Peki bölgedeki insanlar değişime hazır mıydı?
Assaad Thebian: Öncelikle bence bir ülkeden diğerine, sorulması gereken soru insanların değişime hazır olup olmadıkları değil. Bunu seçmek bize düşmez. Olan değişim bir zorunluluktu. Bu liderleri değiştirecek şey bir kişi değil, yeni bir sistem. Ancak bunu herkesin haklarının belirli olduğu, herkesin eşit muamele gördüğü, eşit çalışma şartlarının ve tedavilerin bulunduğu, herkesin okula gidip düzgün eğitim aldığı, herkesin barınacak bir yerinin, yemeğinin ve eşit maaşının olduğu laik bir düzen inşa ederek yapabilirsiniz. Sonrasında gücü devralacak kişi İslamcı, Hristiyan geçmişi olan, ılımlı, laik, inanç sahibi veya değil her ne olursa olsun bir sisteme ihtiyaç var. Çünkü bir ülkeyi bir kişiye veya bir gruba dayatırsanız o kişiler elbet gider. Gitmezse de diktatörlük gelmiş demektir. Yapılması gereken bir sistem inşa etmek. İnsanlarımızın bir sistem inşa etmeye hazır olup olmadıklarına gelince, bence evet bazıları hazır, bazıları değil. Ancak bu, çoğunluk bir ulus inşa etmek istemiyorsa biz de ‘tamam bir ulus inşa etmeyelim’ diyebileceğiz gibi bir anlama gelmiyor. Sağduyumuz bunun yalnızca bizimle alakalı bir konu olmadığını söylüyor. Bu çocuklarımızla ve gelecekle alakalı. Ve çocuklarımız bizden laik uluslar kurmamızı, herkese saygı duymamızı ve kararın insanlar için neyin iyi olduğunu bilen, ulus için neyin iyi olduğu bilen kişilerden gelmesini bekliyor. Yabancılardan değil.
turk-internet.com: Peki sonrasında Mısır veya Libya gibi ülkelere ne olacak sizce?
Assaad Thebian: Bence şu ana kadar 3 başarılı devrim gerçekleşti. Onlar da Tunus, Libya ve Mısır. Hepsinin başarıyla giderken farklı rotaları oldu. Tunus’taki bence yeşeriyor bile. Demokrasi geldi, seçimler yapıldı, insanların % 90’ı oy vermek istedi ki bu en yüksek oran. Hepsi oy verdi ve demokratik bir şekilde hareket etti. Şu anda anayasayı bekliyoruz. Bu nesle ve bir sonraki nesillere saygı duyan bir anayasa gelecektir. Libya da farklı bir durum ama bence Libyalılar da demokrasi istediklerini kanıtladı. Herkes Kaddafi’nin ölümünü eleştirdi ama hepsinden sonra şu anda Libya’da yeni bir başbakan var. Ve bence şu an Libya öyle bir noktada ki uzun yıllardır acı çekiyordu, şimdi demokrasiyi inşa etmek insanların elinde. Diğer yandan Mısır’da işler hala biraz zorlu gibi görünüyor. Ordu, meclis otoritesini eline aldı ve maalesef henüz demokrasiye ulaşamadılar. Ülkede Mübarek’in önceki bölünen ve uygulanan rejimiyle aynı konseptte bir rejim hüküm sürüyor. Ordu kışlaya geri dönmeli ve kontrolü insanlar almalı. Ülke ile ilgili kararları yine insanlar vermeli. Ordu ise kararları takip edip uygulamalı ancak bunları diğer siyasi partilerin üzerinde bir güç olarak kullanmamalı.
turk-internet.com: İnsanlar Batılıların değişimi desteklemesiyle ilgili ne düşünüyor?
Assaad Thebian: Bence bu, dünyadaki tüm ulusların değişimi desteklemesiyle ilgili bir şey. Bir ulus insanları temsil eder ve bence dünyadaki tüm insanlar demokrasiyi, özgürlüğü ve adaleti ister. Eğer bir ulus adalet, eşitlik ve demokrasiden oluşan bu üç kelimeyi temsil etmiyorsa kendi insanlarını yansıtmıyor demektir. Yani dünyadaki bizim dünyamız veya Arap olmayan ülkelerdeki hangi devrimi desteklerseniz destekleyin bu standartlara bağlı kalınmalı, politik koşullara değil. Bu yüzden ülkeler olan biten bir yana, bu değişimi destekliyor. Bizim ülkelerimiz bize umut veren ülkelerden örnek alıyor. Onlar bu desteği özgürlüğe veriyorlar. Ancak çok seçici olan ve neyi destekleyip neyi desteklemeyeceğini ince eleyip sık dokuyan ülkeler insanların hisleriyle oynuyor. Kendi politik takvimlerine göre her şeyi ölçüp biçiyorlar. Bu da bizim reddettiğimiz bir husus ve insanlar da sonunda bu ülkelerin demokrasiye, kendi ilgi alanlarına gösterdikleri kadar saygı göstermediğini anlayacaktır.
turk-internet.com: Son sorum, lütfen okuyucularımız için kendinizi biraz tanıtır mısınız?
Assaad Thebian: Benim adım Assaad Thebian. Lübnanlı bir blog yazarıyım. Beyrut’taki tarikatçılık karşıtı rejim hareketinin bir parçasıydım ve şu anda bir sosyal medya danışmanı olarak çalışıyorum. Gazetecilik mezunuyum.
turk-internet.com: Çok teşekkür ederiz.
Assaad Thebian:

Kaynak : 