Brand Finance, marka değerleri konusunda çalışan bir kuruluş. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir etkinlik de düzenleyen kuruluşun Türkiye direktörü Muhterem İlgüner ile İstanbul’un marka değeri konusunda konuştuk :
turk-internet.com : Muhterem Bey, merhaba. Siz Brand Finance’in Türkiye direktörüsünüz. Bize lütfen kendinizi tanıtır mısınız?
Muhterem İlgüner : 2002 yılından beri marka konusunun Türkiye’nin gündemine geleceği ve önemli bir yer işgal edeceğini düşünerek marka konusunda uğraşmaya başladım. Bir uzmanlık elde etmek için çok çaba harcadım. Yani bir iki fakülte bitirmiş olsaydım anca bu kadar çaba harcayabilirdim. Türkiye’ye markaya derinlik kazandırabilecek konuları getirmeye çok gayret ettim. Çünkü bu marka konusunu yüzeysel değil daha derinliğine işlememiz gerektiğine bu ülkede inandım. O nedenle marka değerlerinin saptanması, ölçülebilmesi, şehirlerimizin markalaştırması gibi konularda dünya çapında işbirlikleri tesis ettim.
turk-internet.com : Sizin şehirlerin markalaşması konusundaki söyledikleriniz ilginç. İstanbul sizce bir marka mıdır veya başarılı bir marka mıdır?
Muhterem İlgüner : Bazı çiçekler vardır kendiliğinden yetişir doğada, bazıları vardır insan gayretiyle mükemmel hale gelir, yetişir. İstanbul doğada yetişmiş tarihin ve bulunduğu konumun ona bahşettiklerinden yararlanan ama pek de kontrol edilemeyen bir markadır. Ancak eğer çok iyi yönetilebilse, kontrol edilebilse bu marka getirisi ve kazançları tahminlerimizin çok ötesinde olacaktır.
turk-internet.com : Peki, shopping fest gibi kavramlar yerine daha yumuşak, bize ait kavramların öne çıkarılması gerektiğini, batı taklitçiliği yapılmaması gerektiğini marka yolunda söylediniz. Bunları bize açar mısınız?
Muhterem İlgüner : Şehirlerin markalaşması konusunda iki kategoride unsurdan faydalanmanın mümkün olduğu söyleniyor. Ama geçmişte bir yolculuk yaptı şehirler. 50’lerde, 60’larda yolların yapılması, yeni binaların yapılması, altyapının yapılmasıyla başladı. Gittikçe bir evrim geçiriyor. Geldiği nokta şu anda daha fazla artı değer yaratacak unsurların yumuşak unsurlar olduğu. Yani bunlar yaşam kalitesi, kültürel miras gibi insanların daha değer verdiği, bunun için bedel ödemeye hazır olduğu hatta yatırım yapmayı dilediği unsurlar oluyor.
turk-internet.com : İstanbul’da kültürel miras çok yüksek değil mi, marka olmasına yetmiyor mu sizce?
Muheterem İlgüner : Kesinlikle çok fazla var. Ama İstanbul bunu ne kadar kullanıyor. Ama bunu düz mantık içinde kullanmak en tehlikelisi. Yani benim bir takım taşlarım varsa bunları bir yere götürüp sergileyeyim demek var ya da buralardan hikayeler çıkartmak var. Buralardan çıkarılan hikayeler çok kalıcı oluyor. Bunlar anıya dönüşebiliyor. Yine İstiklal Caddesi’nde belediyenin İstanbul’la ilgili kitap gibi ürünlerin satıldığı yerervar. Gidin bakın hediyelik eşya konusunda İstanbul’la ilgili ne görebileceksiniz yaratıcı. Hiçbir şey yok. Mevlana heykelcikleri dolu her tarafta. İstanbul’da yaşamış hangi yazarımızı çizerimizi hangi fikir insanımızı biz dünya platformuna taşıdık, gayret gösterdik bunca yıl. Bir tane yok. Eğer taşıyabilseydik belki onlar şu anda bizim dışımızdaki dünya tarafından çok fazla önemsenen kişiler olacaktı.
turk-internet.com : Dublin örneğini verdiniz çok ilginç. Onu bir tekrarlar mısınız?
Muhterem İlgüner : Dublin yılda 4 buçuk milyon ziyaretçi alıyor. Ama ziyaretçiden öte geceleme sayısı çok önemli. 4.8 de geceleme ortalaması var, çok yüksek. Bunu 4.5 milyon çarpı 4.8 dediğinizde 20 küsur milyon gece yapmış oluyor. Bir tek nedeni var, Dublin yazarlarını pazarlayarak, sunarak bu başarıya erişiyor. James Joyce ve diğer önemli edebiyatçılarını, çok önemli kütüphanesini, dünyada eşsiz kütüphanesini ve 360 gün her birine gitseniz farklı bulabileceğiniz pub’ları, birahaneleriyle size bir farklı dünya sunuyor. Dolayısıyla insanlar bunu koklamaya geliyor, burada yaşamaya geliyor. Katı unsurlar dediğimiz şeyler dünyayı pek ilgilendirmeyen şeyler. En yüksek binayı yapsanız bir sene sonra bir başkası daha yükseğini yapacak. Yani bu yarış Guinness hastalığı deniyor dünyada, böyle bir yarışma girmeye hiç ihtiyacı yok İstanbul’un. Çünkü İstanbul’un sahip olduklarıyla Guinness zaten baştan yazılır. Böyle bir şeyi İstanbul’un kullanmasını bekliyoruz
turk-internet.com : Belediyelerde bir bölüm açılması gerektiğini düşündüğünüzü söylediniz. Bunu biraz açar mısınız?
Muhterem İlgüner : Çünkü belediye başkanı eğer bu inisiyatifi eline almazsa şehirlerin markalaşması mümkün değil. Şehrin CEO’su belediye başkanı. Dolayısıyla ben İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde bir birimin, bir bölümün kapısında marka şehir yazıyor olmasını dilerdim ki sular idaresi, elektrik idaresi, tramvay idaresi gibi. Ben yönetiyorum bunu demesi lazım. Mesela dünyanın önde gelen şehirlerinin belediyelerinin gelecekle ilgili planları var. Birincisi yaşam kalitesi konusunda çok önemli planları var. Ben Türkiye’de hiçbir şehirde duymuyorum. Şunu diyor; şu anda benim karbon salım oranım – çünkü en önemli sorun bir şehrin yaşam kalitesi açısından – şudur ama ben 2020 yılında şu tedbirlerle bunu buraya indireceğim diye. Siz Türkiye’de bir şehrin bunu söylediğini duyduysanız bana ne olur söyleyin. Böyle bir ufuk var mı? Bu dünyaya şunu kanıtlıyor ziyaretçiye, a şehri Türkiye’de yaşam kalitesini arttırmak için tedbirlerini almış. Bununla ilgili ciddi bir niyeti var. Bizim hiç öyle bir şeyimiz yok.
Söyleşinin devamını İlgüner : Türkalite Markası Güzel ama Yönetimi Yok – 2 başlığı altında okuyabilir ve videosunu seyredebilirsiniz.

Kaynak : 