Son bir kaç yıldan bu yana, Belediyeler –özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi–, vermedikleri yasal fiber kazı izinleri nedeniyle Türkiye’de internetin gelişmesi açısından en büyük engel durumundalar. Son 3 yılda 1 metre bile fiber döşenmesine izin vermeyen belediyeler var.
İlk bölümünü burayı tıklayarak ve ikinci bölümünü burayı tıklayarak okuyabileceğiniz yazı dizimizin bugünkü bölümünde İstanbul’daki duruma daha detaylı bakacağız.
Peki Neden İzin Verilmiyor
İlk bölümde “acaba bu bir sansür mü?” diye düşündüğümüzü de iletmiştik. Ne de olsa internet kullanımını kısıtlamanın bir yolu da fiberleri arttırmamaktan geçiyor.
Ama konuya yakın kişiler şöyle bir hikaye anlatıyorlar;
Bu olayın temelinde rekabet yatıyor. Türk Telekom gerek İstanbul, gerekse ülkenin diğer yerlerindeki altyapısını yıllar önce kurdu. Üstelik bu altyapı, fiber yerine o yıllarda yeterli olan bakır telleri geçirmek için kurulduğundan, çok sayıda taşıyıcı göze sahip. Bakır şebekeler yıllar içinde fibere dönüyor ve fiber az yer kapladığı için çok sayıda göz boşa çıkıyor. Dolayısıyla yeni bir altyapı geçirmek gerekmiyor.
Türk Telekom 2004-2008 aralığında, –henüz altyapı lisansları verilmeden önce– diğer işletmecilere altyapı sağlıyordu. Ancak 2008’den itibaren ilk defa “altyapı bazlı rekabet” ile karşılaştı. Buna cevap verme konusunda da zayıf kaldı. Özellikle Turkcell’in iştiraki olan Superonline’ın 2010 yılında, İstanbul başta, Anadolu’nun 10 ilinde birden ilan ettiği fiber yatırımları, Türk Telekom açısından rahatsızlık yaratmış olabilir. Çünkü belediyeye baskı söylemleri ondan sonra ortaya çıktı.
Çünkü Superonline, o günlerde bireysel ev pazarında İstanbul’un çeşitli semtlerinde hızlı bir harekata geçti. Özellikle yeni inşaat modeli olan sitelere gitti. Gittiği sitelerdeki –Türk Telekom’un geleneksel pazarı olan– sabit telefon hizmetlerini de almaya başladı. Bu tür sitelerde ve fiberin gidebildiği bölgelerde, pazar payının % 60-70 arasını yakalayabildi. Çünkü Türk Telekom’un 4 Mbit verdiği yerlerde, Superonline 10-20-30 ve hatta gerekirse 1000 Mbit vermeye başladı.
Türk Telekom ilk etapta, pazarlama taktikleri uyguladı. Farklı internet paketleri yaratıldı, hızlar arttırıldı. Ancak yılların harap, bazen de kalitesiz bakır devreleri, artan hızları karşılayamadı.
Bunun üzerinde yeni projeler geliştirildi. Bakır devrelerin uzunluğunun getirdiği sinyal kalitesi problemleri, santralden saha dolabına kadar taşımanın fibere dönüştürülmesi ve kalan mesafenin de eldeki bakırlarla geçilmesi yolu ile çözülmeye çalışıldı.
Bunu yaparken fibere yer açmak için, santrallerden saha dolaplarına giden kablolar toparlanacaktı. Ama bu hareketle birlikte, daha yeni önü açılmış olan YAPA-Yerel Ağın Paylaşıma Açılması modelinin ölüm emri de verilmiş oldu. Çünkü bazı işletmeciler santrallere YAPA için DSLAM ünitelerini koymuşlar ve hizmet vermeye başlamışlardı. Ama santralden saha dolabına giden principal denilen bu kablolar söküldüğünde,YA-PA hizmeti vermenin de sonu gelmiş oldu. Nitekim bu modelin başlaması ile birlikte başta Koçnet olmak üzere işletmeciler santrallerdeki ekipmanlarını sökmeye başladılar.
Bu modelin Türk Telekom’a ikinci yararı ise yeraltından çıkan bu bakır devrelerin hurda olarak satılması ile fiberin finansmanında kullanılabilecek para akışının sağlanmasıydı. Bakır fiyatları 2005 yılından beri diğer değerli metal fiyatları ile birlikte çılgınca bir artış içinde (bkz grafik). Türk Telekom’un 300 ila 500 Milyon $ arası bir hacimde hurda bakır satışı yaptığını düşünüyoruz.
Diğer tarafta da, hemen hemen aynı günlerde Türk Telekom yönetimi başka bir rekabet önleme yolunun farkına vardı. Şehirlerde kendine ait binlerce saha dolabı vardı. Bu saha dolaplarını dönüştürülerek bu modele uyarlanması söz konusuydu. Bunun için küçük saha dolapları, santralden taşınan aktif ekipmanların saklanabileceği büyükleri ile yer değiştiriyordu.
Bu saha dolaplarına fiber ile kapasite taşınıyor, buradan da eski bakır tellerle hanelere ulaştırılıyordu. Özelleştiği günden beri Türk Telekom’un diğer işletmeciler gibi altyapı sahibi olduğu her metre için geçiş hakkı bedeli ödeyip ödemediği büyük bir devlet sırrı olmuştu. Bir söylentiye göre Türk Telekom’un satışındaki sözleşmede geçiş hakkı ödemeyeceği yazılıydı. Zaten ödediği bedel içerinde geçiş hakkı da vardı. Ancak bunun Türk Telekom’un ihalesi sürecinde diğer taliplere de bildirilmiş olması gerekmez miydi? Diğer taliplerden hiçbiri böyle bir maddeyi hatırlamıyorlardı. Üstelik sadece geçiş haklarının 20 yıllık özelleştirme süresindeki devlete/belediyelere olan katkısı satış rakamından fazla olabilirdi. Tüm bunlara rağmen zaten toplumda bu konulara olan ilgisizlik, sektör basınının aczi eklenince kimse ama kimse Türk Telekom’un belediyelere ve diğer geçiş hakkı sağlayıcılara bedel ödemesi mi, ödememesi mi gerektiğini çözemedi.
Yani, sabit telefon pazarında sürekli müşteri kaybeden ve kendisini toptancı pazarında da konumlamayan Türk Telekom açısından, tek sevindirici satış olanağı olan internetin de fiber nedeniyle kaybedilmesi kabul edilemez bir durum oldu. Muhtemelen bunun sonucunda, devletten kalma eski alışkanlıkla bazı baskılar yapıldı.
Yarın bu dizinin son bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 