Prof.Dr.Kerem Alkin ile yaptığımız “dünya ekonomisi, Türkiye ekonomisi ve dijital yatırımlar” temalı söyleşimizin ilk 2 günkü bölümünde dünya ekonomisi için dijital yatırımların önemini konuşmuştuk. “Dünya ekonomisi dijital yatırımların önemini anladı” bölümünü burayı tıklayarak ve “neden dijital dönüşüm” bölümünü ise burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugünkü bölümde “Türkiye için neden dijital dönüşüm?” konusunu konuştuk (not : söyleşinin videosunu son bölümünde izleyebileceksiniz) :
turk-internet.com : Peki, bu dijital yatırımlara Türkiye açısından bakar isek, Türk ekonomisini nasıl etkiler sizce?
Prof.Dr.Kerem Alkin : Olağanüstü etkiler. Biz şu anda zaten orta gelir tuzağına yine düşmüş durumdayız. 10.400 dolar civarında takıldık, kaldık ve Türkiye maalesef bu gün itibariyle yavaş yavaş 13-14 bin dolar düzeyine doğru gitmekte olan orta gelir tuzağından kurtulan ülkeler seviyesinden hızla geriye kalıyor.
Yani, dolayısıyla rakiplerimiz bizi fena halde geçmeye başladılar, çok kısa bir süre içerisinde Çin, kişi başına yaşam standardında Türkiye’yi yakalayacak ve geçecek.
Türkiye’nin bundan geri kalma lüksü yok. Yani, biz eğer orta gelir tuzağından kurtulmak adına dijital dönüşüm ile ilgili bu yatırımları gerçekleştirme kabiliyetini kaybeder isek, Türkiye ekonomisi 9 bin dolar ile 10 bin 500 dolar arasında bir yere sıkışarak, burada patinaj yapmaya başlar ise, o zaman bugün itibariyle dünyada 17.veya 18.sırada olduğunu söylediğimiz Türkiye ekonomisini yarın 19.sıraya, sonra 20.sıraya, ondan sonra da belki de 21., 22.sıraya doğru düştüğüne şahit olacağız ve buna memnun olmayacağız.
O nedenle Türkiye’nin mutlaka daha yüksek katma değeri üretmek adına ve orta gelir tuzağından kurtulmak için 10.500 dolar’dan 13 bin dolar seviyesindeki bir kişi başına yaşam standardına sıçraması için mutlaka bu dijital dönüşüm ile ilgili yatırımların devam etmesi gerekiyor.
turk-internet.com : Dijital dönüşümde mevcut ulusal politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof.Dr.Kerem Alkin : Burada ulusal politika boyutunda çok büyük eksiklik olduğundan endişe duyuyorum ve bu eksikliğin bir uzantısı olarak, fiber optik kablo yatırımları başta olmak üzere bu alanın çok ihmal edildiğini ve maalesef operatörler üstü bir politika eksikliği nedeniyle de, Türkiye’nin burada ciddi anlamda sıkıştığını düşünmekteyim.
Yani, nasıl duble yollar yapmaktan, belki de mega proje diyebileceğimiz boyutta körfez geçiş köprüsü gibi pek çok alanda önemli projeler yapan bir Türkiye, demiryolu havayolu, karayolu, denizyolunda bir kavşak ülke olma mücadelesi ortaya koyuyor ve bu konuda mesafe alıyor, Marmaray mesela, Çin’den kalkan bir trenin Londra’ya kadar devam etmesi adına tarihi bir proje; Türkiye’nin kendi mücadelesi ile gerçekleştirmeyi başardığı bir proje ama bunun sanal dünya ile ilgili boyutu bunu uluslar arası internet ağı ile ilgili boyutunda eğer biz Türkiye’nin Afrika, Ortadoğu, Körfez, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Balkanlar boyutu ile bakıldığı zaman bulunduğumuz birinci ve ikinci kuşak coğrafyanın dünya ile entegre olması adına burayı internet kavşak noktası yapamaz isek, bununla ilgili milli politikalar, ulusal politikalar üretemez isek, fiber optik kablo yatırımları bu şekilde durmaya devam eder ise, biz dondurur isek, Türkiye çok ağır bir bedel öder diye bir endişem var.
Dolayısıyla olağanüstü seri adımlar ile yani bir koalisyon hükümeti mi kurulacak, yeniden seçime mi gideceğiz, ondan sonra tek parti iktidarı mı olur, onları bilemem ama iktidara ister bir koalisyon hükümeti gelsin, ister tek başına bir parti hükümet olsun, açık ve net bu dijital dönüşüm ile ilgili milli politikalar boyutunda inanılmaz hız ile bazı süreçlerin tamamlanması gerekiyor.
Ben bunun şakası olmadığının tekrar altını çizmek istiyorum. Etrafımızda bizim kendimize göre küçük kardeşimiz olarak gördüğümüz ülkelerin bu işi ciddi ciddi gündemlerine almaya başladıklarını ve Türkiye’nin burada kendisini sürekli dev aynasında görerek, bu konuları ihmal etmesi ve yakın dönemde onlarla ilgili coğrafyamızda başka rakip ülkelerin çıkmayacağını zannederek, kendimizi kandırmaya devam etmemiz halinde ciddi bir bedel ödeyeceğimizden, ödeme riski ile karşı karşıya olduğumuzdan endişe duyuyorum.
Bu nedenle bu konular ile ilgili olarak mutlaka bir bilgi, politika üretme süreci başlatmalı, nasıl ki mesela Finansal İstikrar Komitesi diye bir komite kuruldu, ekonomi alanında Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu gibi Türk ekonomisinin bürokratik boyuttaki en önemli kurumları bir Finansal İstikrar Komitesi’nin altında birleştirildiler, bence bakanlıklar arasında koordinasyon boyutunda ister bir koalisyon hükümeti, ister tek parti hükümeti bir hükümet kurulma süreci tamamlandıktan sonra mutlaka mutlaka bir dijital dönüşüm kurulu gibi bütün bakanlık temsilcilerinin içinde yer aldığı – başta Kalkınma Bakanlığı olmak üzere- mutlaka bir yapı oluşmak suretiyle burada son derece ihtisaslaşmış, son derece profesyonelleşmiş bir ekip ile birlikte Türkiye’nin küresel anlamdaki dijtial dönüşüm sürecinden geri kalmaması için üretilmesi gereken tüm politikalar – bunun bir boyutu milli bir fiber optik şirketinin kurulması mıdır, bunun doğal sonucu olarak da telekom operatörlerinin tümündeki bu fiber optik kablo alt yapısının ve bu milli şirket aracılığı ile daha etkin kullanılmasını sağlamak mıdır, bugün yerel yönetimlerin konuyu anlamamasından kaynaklanan bürokratik engellemeler nedeni ile aksamakta olan fiber optik yatımların önün açmak adına yerel yönetimler üstü bazı yasal düzenlemeler de gerekmektedir.
Bu yatırımsal düzenlemeler ile operatörlerin olağanüstü bir hız ile uzun zamandan beri ihmal edilmiş olan ve geri kalmış olan fiber optik yatırımlara çok hız ile girişmeleri mi gerekmektedir, bunların hepsini bence gündemimize almamız gerekiyor. Yani biz siyasi anlamda eğer bu konular ile ilgili meseleleri çok ileriki bir zamana bırakmak hatası içerisinde olur isek, bu konuları 2018-2020’ye bırakma hatası içerisinde olur isek, yani her 1 yıl biz bu alanda daha hızlı giden ülkelerden 3 yıllık fark yiyoruz.
Ben siyasilere dönüp söylüyorum, her kaçırdığımız 1 yıl, bu alanda bizden daha iyi giden ülkeler bize 3 yıllık fark atıyorlar. Demek ki, 3 yıl sonra “ ooo” deyip de biz bu konulara baktığımızda, 9 yıl fark yemiş olacağız.
Aynen şu anda Uzak Doğu’daki Çin gibi, Güney Kore gibi ülkelerden sanayileşme stratejisinden en az 15-17 yıl fark yemiş olduğumuzun farkında olmamız gibi.
Bunun şakası yok. Eğer Türkiye bu anlamda dijital dönüşümde ciddi bir sıçrama yakalamaya başlar ise, ilk etapta Türkiye’nin her yıl ve her büyümesine, eğer milli gelir büyümesine 0.5 puan, dijital dönüşüm ile ilgili süreç belli bir aşamaya geldikten sonra da Türkiye’nin reel büyümesine her yıl 1,5 puan civarında bu sürecin katkıda bulunacağı tahmin ediliyor. Bunlar Kalkınma Bakanlığı tarafından daha etraflıca analiz edilebilecek bir husus ama böyle tahminler var.
Demek ki, şu anda Türkiye ekonomisinin yüzde 4.5, yüzde 5.5 büyüme yakalayabilmesi için bu sürecin tamamlanması gerekiyor ki, biz bu yapacağımız dijital dönüşüm sıçraması ile 4.5 civarında, 4.8 civarında giden büyümemize 1.5 puanlık daha katkı yapıp Türkiye’nin büyümesini 5.5, 6, belki 6.3 puanlara, 6.2 puanlara çıkarabiliriz. Bu Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün de raporunda var. Yani Türkiye’nin mutlaka yüzde 6.2 ortalama büyüme trendine geçmesi gerekiyor önümüzdeki 10 yıl için. İçten dönüşüm olmadan, içten dönüşümsüz bunu başarmamız mümkün değil.
Bu söyleşinin son bölümünü Kerem Alkin : Olağanüstü bir Tempoyla Mutlaka Yerli Yazılım ve Donanım Yöntemlerini Bulmamız Lazım – IV başlığı altında okuyabilirsiniz.

Kaynak : 