Cezayir depremi sonrası oluşan durum bende bazı şeyleri yazma isteği uyandırdı. Başımdan geçen bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istedim.
Ben 1999 senesinin Eylül ayında okumak için 1 seneliğine Fransa’ya gittim. İlk gittiğimde çok şaşırmıştım. Pek çok insan internet nedir bilmiyordu. Gençlere ICQ dediğimde yüzüme garip garip bakıyorlardı. Çoğunluk dial-up bağlanıyordu ve fiyatlar çok pahalıydı (o zamanki Türkiye fiyatlarının kat kat üstündeydi). Kablo bağlantı mevcuttu ama o da pahalıydı ve pek yaygın değildi.
Kısa süre sonra (Benim gidişimin 4. ayında) ADSL çıktı. Ben de sağdan soldan tasarruf edip ADSL almaya karar verdim. O zaman 512 Kb dosya indirme ve 128 Kb dosya yükleme bağlantısı için 500 FF ödeme yapılıyordu (yaklaşık 70$, ayrıca bilgi için söylüyorum böyle bir bağlantıyla teorik olarak bir cd yaklaşık 3 saat kadar bir sürede indirilebilir)
Başlarda çok büyük sıkıntılar çekildi. Bağlanamayanlar oldu, yavaş bağlananlar oldu. Ben oldukça merkezi bir yerde oturduğum için belki bu problemlerin hiçbirisini çekmedim. Yine de başıma nelerin gelebileceğini bilmediğimden, yeni kurulmuş olan ADSL derneğinin (ADSL-France.org) mesaj listesine üye oldum ve sürekli takip etmeye başladım.
ADSL derneği şunları yapıyordu:
- Kullanıcıların şikayetlerini topluca France Telekom’a iletiyorlardı (Ve çoğunlukla yetkili bir insandan yazılı cevap alıp bunu internet sitesinde yayınlıyorlardı). Hatta Telekom yetkilileriyle yüzyüze görüşmeler düzenleyip kullanıcıların şikayetlerini iletip cevap alıyorlardı.(Tabi bu cevaplar herşey yapılacak, birgün herşey düzelecek cinsinde değildi)
- Çözülmeyen problemler için dernek bünyesinde yardım amacıyla görev yapan ve konuyla ilgilenen avukatlar tarafından dava açılıyordu.
- Topluca şikayetler için dilekçe veriliyordu
- Seslerini duyurabilmek için kampanya yapıyorlardı. Herkes kendi yöresinin milletvekillerine mektup yazıp mesaj gönderiyorlardı.
Hatta bazı durumlarda kullanıcılarla olan sözleşmenin eksik zayıf noktalarını kullanıp para ödememelerini önerdiler. Bunu bile Fransız Telekomu bir ara kabul etmek zorunda kaldı. Birçok durumda kendilerine hizmet edilmesi gerektiğini yüksek sesle ifade edebiliyorlardı. Ve karşılarından kesinlikle cevap geliyor ve hatalı oldukları durumlarda olabildiğince çabuk düzeltme yoluna gidiyorlardı. Bilgi olarak şunu da söyleyeyim ADSL ilk çıktığında devletin ortak olduğu telekom şirketi ISS’inin elinde tekeldi (Wanadoo). Bu konudaki tartışmaların çoğunda Fransız parlamentosundaki milletvekilleri de aktif olarak rol alıyor ve insanların taleplerine bir şekilde cevap vermeye çalışıyorlardı.
2000 senesi sonunda ben döndüğümde Fransa ileri gitmiş ve Türkiye yerinde sayıyordu. Kişi başına düşen milli geliri 10 bin dolarlarla ölçülen Fransa’da bugün 512/128 Kb bağlantı 45 Euro iken kişi başına düşen milli geliri bin dolarlarla ifade edilen Türkiye’de 128/32 bağlantı yaklaşık 35 Euro. Tabiki aynı fiyatı beklemiyoruz Turk telekomdan ancak daha ucuz ve daha yaygın olabileceği kanaatindeyiz.
O günden bugüne kablo internet ve ADSL Türkiye’de de çıkmış olsa bile yapılan arz talebin yanında çok kısıtlı ve fiyat/kalite oranı oldukça düşük gözüküyor. Çoğunluk ise 2000 senesindeki gibi telefon hatlarından internete bağlanmaya çalışıyor. Bu konuda aslında yapılabilecek çok şey olduğunu düşünüyorum: Öncelikle sesimizi cumhurbaşkanına Başbakana bakanlara e-mailler/mektuplar aracılığıyla duyurabiliriz. Bıkmadan usanmadan onlara internetin ne olduğunu ve çok kısa bir sürede Türkiye’ye neler kazandırabileceğini, yaptıkları vergi barışından daha çok parayı internet sayesinde 3-5 senede kazanabileceklerini anlatabiliriz. Birer seçmen olarak da böyle bir beklentimiz olduğunu söyleyebiliriz mesela. Medya organlarını sürekli durumdan haberdar tutabiliriz. İlgili kurumlara yol gösterici mail/mektup gönderebiliriz. Son kullanıcıları durumdan haberdar etmek için mail aracılığı ile bilgilendirici yazılar gönderebiliriz. Ne dersiniz bunlara başlayalım mı?



Kaynak : 