RTÜK, 1994’ten bu yana, hattâ, cahil vü cühhal-ü kadimîlerin (bu tamlamaya olmaz deyin, böyle Arapça mı olur deyin de görün arapsaçınızı. O tamlama Arapça değil, uydurma ama güzel bir yazı dili olan Osmanlıca; Osmancılar uydurur da –Osmanlıcacılar deyyü de okumayın bu kelimeyi yanlışlıkla, düzgün düzgün Osmancılar diye okuyun– ben uyduramaz mıyım? Üstad’ı azâm-ı mülk-ü Osmanî mütehassısı (husus), mütehassis (his), mütecessim, mütecessis Bardakçıııı, ne dersünüz devletlüm, bu gaybı gıybet na-pinhan teeddüben serzenişime? Galiçya’nın nerede olmadığını sana sormayanlar utansın!) RTÜK öncesinde RTÜK’ü hazırlarken ortaya sergiledikleri nadide malları da hesaba katarsak, 1995’den de önce, yaptıkları herzevata bir yenisini daha eklemek üzereler: STAR TV’nin lisansını üptâl ve iptal edeceklermiş. (Üptal da ne demek diye sormayın artık, ben uydurdum. Bu memlekette kanunlar bile uydurma olunca insan yerinde duramıyor valla, uyduruyor da uyduruyor.)
Tam da benim, KARARTMA: RTÜK, RÜTÜKLENEMEZ, (Karakutu Yayınları, Kasım 2003) kitabımın yayın şafağında… Bu kadar olur yani… Tam isabet…
Bakın, Türkiye’de özel yayıncılık (dergi değil, teve ve rede ya da elektromanyetik yayıncılık—bunu da sakın bizdekine bakıp, elektromanya(..)k diye okumayın) anayasal oldu ama yasal olamadı hâlâ… Yasası var ama yasal değil… Ne güzel ülke, bu Türkiye!
Teveler ve redeler yasal değil, frekans tahsisi yapılmadı henüz çünkü; RTÜK’ün hem eskisinde (K: 3984), hem de yenisinde (K: 4756) frekans tahsisi yapılmadan önce, lisans verilir, sonra da yayın izni diye bir madde yok. (Doğrusu budur da Kanun öyle demiyor, göreceğiz ileride…) Öyle ben yaptım oldu yönetmelikleri ile de bu işler olmaaaaz… Olursa, TRT müdürü bilem seçemezsiniz; tayin de ettirtmezler, ettirtmem. Evropaya giriyorsunuz mirim. İnsan Hakları mahkemesinden döner sapı (buna sonra geleceğüz, mer’ak buyurmayın ey varaklar); hattâ siz girene kadar Evropa Ceza ve Sulh Mahkemeleri de kurulur da, iş iyice arapsaçına döner. Bu döner, o bildiğiniz yoğurtlu Alexander yaptığınız döner de değil; durmadan döner’ler de değil. Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi bu memlekette diyenleriniz de olur mu bilemem. Olursa da olur, napıyım yani… Bence de haklıdırlar mirim. Gitsinler bol bol Tevfik Fikret okusunlar.
Velhasıl herzevatın son biçimi şu: RTÜK, STAR TV’nin lisansını iptal edecekmiş… BRT’nin, HBB’nin, CTV’nin etti de sanki, STAR TV’yi küllen yekün kapatacakmış… Bunları yazan bu MEME’nin yol, târik, tarikât vs, ve bilcümle yöntem bilmez Umumi Neşriyat Müdürlerinden başlıyarak toplamını burada tadat etmek fuzuli.
Ancak MEME’nin bilmediği bir şey var ki, RTÜK bu kanunla böyle bir yetkiyi hukuksal olarak kullanamaz. Bunun birinci nedeni RTÜK’ün kendi kanunundan kaynaklanmaktadır. İkinci nedeni ise, Türkiye’nin de bağlı bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin norm olarak kullandığı Nisan 1982’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kabul ve emrettiği Declaration on the Freedom of Expression and Information’ın atıfta bulunduğu ECHR’in 10. Maddesidir.
Sırasıyla bu iki nedeni ele alacağız, yüksek izninizle bu yazıda; gözlerim yorulur, bana ne diyenler, başka yeri tıklasınlar:
4756 sayılı Kanun’un 16 maddesi, aynen şöyledir: “2813 sayılı Telsiz Kanununun diğer hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kamu ve tüm özel radyo ve televizyon kuruluşlarına kanal ve frekans bandı tahsisi ile yayın izni ile lisansı vermek ve bu tahsis ve izni iptal etmek yetkisi, münhasıran Üst Kurula aittir.”
Çok açık değil mi?
Yooo, hiç de öyle zannettiğiniz gibi değil.
Bu kanun maddesi ne demek istemektedir ilkönce ona bakalım. Ya da bu maddenin bir anlamı var mıdır, hukuk ve semantik olarak? Bu maddenin en önemli kısmını bir daha okuyalım: “…kuruluşlarına kanal ve frekans bandı tahsisi ile yayın izni ile lisansı vermek ve bu tahsis ve izni iptal etmek yetkisi…” Ne demek bu? Valla ben anlamadım, siz mutlaka anlamışsınızdır. “kanal ve frekans bandı tahsisi ile yayın izni ile lisansı vermek” ve “bu tahsis ve izni iptal etmek ….” Nasıl olacak bu? Bu ile’lerle nasıl yapacak bunu RTÜK? Ya da daha pratik bir soru: Bugüne kadar yaptı mı? Kime yaptı?
Bu maddeye göre RTÜK, tahsis ile izin ile lisans verecek ve ama sadece tahsisi ve izni iptal edebilecek. Bak, bak, bakkk, neler de yaparmış şu RTÜK!
“İle” bağlacı ile bağlandığı için, demek oluyor ki, bu üç fiil de aynı anda yapılan, ya da yapılması gereken, aynı şeyi gösteren üç şeyler. Şey diyorum izninizle çünkü bunlar Kanun’un ruhunda bulunan ruh ile şeyden başka şey değiller. İle bağlacı illiyet (nedensellik, beraberlik, aynılık) gösteren bir bağlaç. Yani, onunla olunca olunan bir şey. İlle, illâ, illi gibi kelimelere bakarsak, bunların hepsinin bir nedensellik ve mutlaka’lık gösterdiğini görürüz. Buraya dikkatinizi verin.
Bu üç fiilin teknik tanımlarına ve farklılılıklarına sonra geleceğim ama ilk önce, zaten başlamış olduğumuz, etimolojik ve semantik bir yolculuğa çıkalım. Hukuk için bu çok gerekli.
Tahsis, husus’tan gelir. Bir şeyi birinin veya bir yerin kılma demektir. Genellikle tahsis, bilabedel yapılan bir işlemdir. Husus ise Bakım, İş, Konu, Sorun, Şekil, Yön, Yol ve Birinin özel bir şeyi olma, hâkim huzuruna gidemeyecek birinin yanına hakimce gönderilen kimse demektir. Bu durumda, eğer önce tahsis yapmışsanız, o kişi için başka bir şey yapamazsınız.
Kanunun bu maddesine göre RTÜK ilk önce tahsis yapmakla mükelleftir. (Bu tahsis kavramının, bizim idare hukukunda nasıl kullanıldığını bilmiyorum. Eğer tahsis, teamüllen bilabedel yapılagelen bir şeyse, RTÜK frekans ihalesi de açamaz.)
Frekans tahsisi bugüne kadar yapılmamıştır. Bu nedenle, pıtrak gibi her dangul dungul muhkim alanlarda vericiler bulunmakta; emisyon noktaları karışık kuruşuk, buralarda yaşayanlara radyasyon saçmaktadır. İşin sağlık yönüne de eğilmek zorundadır RTÜK. (Ben RTÜK Başkanı olunca ilk önce buna eğileceğim.)
Maddenin “ile” bağlacı ile tahsis’i bağladığı ikinci fiil yayın izni’dir. Bu yayın izni, kanunun çeşitli maddelerinde bazen tek başına, bazen lisans kelimesi ile bazen de tahis kelimesiyle kullanılmaktadır. Ayrıca, Teşkilat Yönetmenliğinin 9. Maddesinde de ayrı bir daire başkanlığı olarak organize edilmektedir. Fakat burada da, işin sırası değişmiş ve lisans Kanunun tadat ettiği sıraya karşın yayın izninden önce olan bir fiil haline getirilmiştir. Ayrıca bu başkanlığın adı da bir gariptir: İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı. Bu başlıkta lisans yoktur.
İzin öncedir, tahsis sonra. Eğer, bu üç fiil aynı fiilerse, ki, ile bağlacı bir illiyet rabıtası bile oluşturmaktadır bu fiiller arasında dedik, kanunun çeşitli maddelerinde bu karakuşi kullanım eğer milletin kafasını karıştırmak kastı yoksa, cahillikten başka bir şey değildir. Eğer farklı iseler, ki bu kanunun yazılış şekli ile yapılagelen pratik ile (işte “ile” böyle kullanılır) mümkün değildir; ayrıca, Kanuncu tarafından bu ayrılık gözetilseydi, bu üç fiili “ve” bağlacı ile bağlamak ve aralarındaki illiyeti kaldırmak iktiza ederdi, ve bir sıralamayı ifade ederdi, o zaman neden yanyana kullanılmaktadırlar? RTÜK kanunun hemen her maddesinde olan bu gizemsi sır perdesi, Türk hukuk literatürünün ve tarihinin belki de, siyaset ve toplum hayatında en önemli alan olan iletişim alanının karmaşıklaştırılması ve keyfilikle yönetilmesine cevaz vermesi açısından bir yüzkarasıdır. Bu kaosun birilerine yararlı olduğu görülmektedir ama bu birilerinin arasında bugüne kadar hiç kamu, halk ve/veya millet bulunmamıştır.
Bu kanunun bir Mahkeme tarafından, sırf yazım, tanım, ve kast ile oluşmuş karışıklık açısından Anayasa Mahkemesinde külliyen iptal ettirilmesi gerekmektedir. Ama ne yazık ki, kanunlarımızda yazım ve tanım ile kafa karıştırmak kastı birer suç değildirler. Olsaydı fena mı olurdu? Milletin vekilleri, tam 12 yıldır, doğru dürüst bir radyo televizyon ya da telekomünikasyon kanunu yazma ve kabul etme becerisi gösterememiştir. Bunda bir kasıt vardır.
Epistemik ve semantik yolculuğumuza devam edelim.
Tahsis ve yayın izni Kanun muvacehesinde muallâktır. Bunu anladık. Operasyon ise şöyle yapılmaktadır. Bir kuruluş, ön şartları yerine getirerek RTÜK’e başvurmakta, eğer bu şartlar yerine gelirse, RTÜK bu kuruluşa lisans ve sonradan da yayın izni vermekte, eğer kuruluş belirli sürede yayına geçemezse bu izin iptal edilmekte veya Madde 18’e göre, “ulusal yayın” izni alan kuruluş, eğer iki yıl içinde Türkiye alanının % 70’ine yayınlarını ulaştıramadığı ve haftada asgari seksen saat yayın yapmadığı zaman bu izin hakkını yitirmektedir. Kanunen tahsis zorunluluğu bulunan, tahsis edilmemiş bir kamusal mala (frekansa) yapılan bir işlemler zinciridir bu. Tam da Yurdum İşlemidir.
Tabii bu iki madde pratikte (16 ve 18) kadük maddelerdir. Ya da, RTÜK bu maddelere dayanarak hiç bir işlem yapamaz çünkü bugüne kadar tersini yapmıştır. Bugün, RTÜK’ün, herhangi bir ulusal kanalın, Türkiye’nin coğrafyasının ne kadarında izlenebilir yayın yaptığını saptayacak teknik donanımı yoktur; çünkü, zaten eksik olan frekans planlaması sonucunda yapması gereken tahsisi yapmamış ve sadece yayın izni vermekle bu işin olacağını zannetmiştir. 18. Madde de rafa kalkmıştır. Çünkü, bu maddeye göre HBB, BRT ve CVT’nin artık yayın izinleri yoktur. (Ama bu kanallar lisans ve yayın izni başvurusunda bulunmuş olan 16 ulusal yayın kuruluşu arasında 27 Eylül 2003 tarihine kadar sayılmaktadırlar. Bunların yok olan lisans başvuruları ve var olan yayın izinleri iptal edilmemişse, STAR’ınki de iptal edilemez.)
Ne gariptir ki, bu iki madde (16 ve 18) arasında tabii ki sayı evreni matemetiğinin bir cilvesi olarak, bir de 17. Madde vardır. Evlere şenliktir. Bu madde de, her nereden kim akıl ettiyse, Kanal ve Frekans Bandı Tahsisi başlığı taşımakta, ama içinde sadece tahsis değil paylaştırmaya ilişkin kurallar, tabii kural denirse bunlara, bulunmaktadır. Bu maddede şöyle bir ibare de maalesef mevcuttur: “TRT’ye verilecek…kanal sayısı üçten; frekans bandı sayısı dörtten az olamaz…” Güzel, olmasın da, kanal nedir, frekans bandı nedir? Tabii, akıllılarınız, hemen bu Kanun’un tanımlar maddesi olan 3. Maddesine başvuracaktır bu soru karşısında, ama bu maddede ne yazık ki, frekans bandı tanımı yoktur. TV Kanalı (ya da RD kanalı) ise elektromanyetik dalgaların işgal edeceği frekans alanı olarak tanımlanmaktadır. Hatta 3. Maddenin f ve g paragraflarında, kanal ile frekans alanı aynı şeylermiş gibi tanımlamıştır. İnanmıyorsanız okuyalım: “ f: TV Kanalı: Televizyon ve veri yayını yapmak üzere bir televizyon vericisinden yayılan elektomanyetik dalgaların işgal edeceği frekans alanı…” Hadi gelin, buyrun buradan yakın! Ne güzel bir tanım değil mi? Üstelik ettiği değil “edeceği.” Yani, bilinmez, yayın bu, o anda etmeyebilir, işi geleceğe bırakabilir de… Hey güzel yurdum hey; bunların tümü Yurdum İnsanı.
Tamam, takip ediyorsanız beni hâlâ, bütün bunlar güzel de, peki 17. Maddedeki iş ne iş; neden kanal üç, frekans bandı dörtten aşağı olamaz diye sorar gibi olduğunuzu pixellerin arasından görür gibiyim. Evet, haklısınız, peki neden kanalın ve frekans alanını aynı olarak tanımlandığı bir Kanun’da bu gizemsi sır perdesi? Band ile alan aynı şeylerse, neden birinin tercih edilmediği? Neden bir maddede başka, diğerinde tanımlanmamış apayrı şeyin, üzülerek yine şey kelimesi kullanıyorum burada, yer aldığı? Neden? Bu kadar cehalet ancak kasıt ile olur… Mektebi de geçtik…
Bütün bunları neden anlatıyorum?
Diyeceksiniz ki, nene lâzım bu işlerin semantiğini, yapılması gerekli sırasını, tanımlarını anlamaya çalışmak. Doğru, nemize lâzım? Biz Evropaya giriyoruz, nasıl olsa gelecek onlar halledecekler. Allahtan ben Aziz Nesin değilim, o olsaydı NAH GELİRLER derdi. Bu siyasetçi, bu bürokratla NAH GELİRLER…
RTÜK kanunu diye bilinen şey, yukarıdaki gibi her türlü Kanun nasıl yapılmaz sorusuna verilecek cevabı içermektedir. Buna, yargı organlarından birinin müdahale etmesi gerekmektedir, çünkü ben MGK’tan artık umudumu kesmiş bulunuyorum.
Şimdi gelelim işin püf noktasına:
Bugüne kadar RTÜK hiç bir yayın kuruluşuna, kendi Internet sitesindeki bilgilere göre, Lisans vermemiştir. Uydu yayınları, her nedense hariç. Sadece Lisans başvurusunda bulunan kuruluşlara yayın izni vermiştir. Hiç bir kuruluşa frekans tahsisi de yapmamıştır. Oysa, 10.3.1995 tarihli RG 22223’de yayınlanan Radyo ve Televizyon Yayın ve Lisans Yönetmeliği’nin 40. Maddesi, lisans almayan hiç kimsenin yayın yapamayacağı hükmünü getirmiştir. Bu hükümle işler biraz daha karışmaktadır. Kanun yanlış ve karışık yazılmış, RTÜK kendi yaptığı yönetmelik hükümlerine uymayarak, hem Kanun’u hem de yönetmeliği çiğneyerek suç işlemiştir. Bunu Savcılara, suç duyurusu olarak sunuyorum.
Sadece RTÜK için, lisans almanın neleri gerektiği Radyo ve Televizyon Lisans Başvurularına İlişkin İşlemler’den ibarettir. Oysa Lisans koşulları Kanun’da ilke olarak ve şeklen tanımlanması gereken, tahsisden de önce değerlendirilmesi gereken bir durumdur. RTÜK, 1995 tarihinde çıkarttığı, artık bazı teknik maddelerinin geçersiz olduğu bir Radyo ve Televizyon Yayın İzni ve Lisans Yönetmeliği diye bir kurallar zincirini yukarıda sözünü ettiğim gibi, sadece uygular gibi yapmaktadır. En temel maddelerini uygulamamaktadır. Buna bir de MGK zoruyla, yayın izni verilecek yayın şirketi ortaklarından ULUSAL GÜVENLİK BELGESİ istenmesi eklenmiştir. (Bu RTÜK bir harika yahu, özel yayıncılık için istediği bu belgeyi, TRT Genel Müdürü koşulu olarak istememektedir, pes doğrusu… Bende var bu belge haberiniz olsun.)
İşin şakası bir yana, sırası şudur: Lisans verilecek (yeterli kişiler saptanacak); varolan kıt ve doğal kaynak (yani frekanslar) tahsis edilecek; ve en son yayın izni verilecektir. Yayın izni de Madde 18’e göre iki yıl takip edilecektir. Bütün bunlar Türkiye’de bugüne kadar hiç yapılmamıştır: Lisans verilmemiş; tahsis yapılmamış ve yayın izni iki yıl Madde 18’e göre izlenmemiştir. RTÜK sadece ekran karartmıştır. Başka hiç bir şey yapmamış; boş toplantılarla bizim gibi bilim ve sektör kadın ve adamlarını fuzuli yere işgal etmiştir. Bizi, İletişim Şura’sında, TV İzleme Ölçümleri Toplantısında ve TRT Genel Müdürlüğü seçimlerinde joker ve figüran olarak kullanmıştır. RTÜK’ü oluşturan şahışların hiç birinin bana ve bize bu tür bir muamele yapma hakkı ve yetkisi yoktur.
Tüm bunlardan sonra artık Lisans noktasına gelebiliriz. RTÜK için Lisans çok önemli bir işlemdir. Nedeni ise yukarıda ikinci neden olarak söylediğim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İfade ve Enformasyon Özgürlüğü alanında verdiği kararlar ve dayandığı bağlayıcı hukuk normudur. Okuyalım o meşhur 10. Maddeyi:
İşte o meşhur, ECHR Article 10: “Everyone has the right to freedom of expression. This right shall include to hold opinions and receive and impart information and ideas without interference by public authority and regardless of frontiers. This article, shall not prevent states from requiring the licensing of broadcasting, television and cinema enterprises.”
Okudunuz değil mi? Anlamadıysanız, onu da Oktay Sinanoğlu’na sorun…
Neyse devam edelim…
Bu maddedeki, şu andaki konumuz olan lisans konusunu açığa kavuşturma sonrasında, bu maddenin, STAR’ın kapatılması ile ilgili olan özgürlükler kısmına da geleceğiz. AZZZ SONRAAA…
İfade özgürlüğünü, ülke sınırları gözetmeden sonsuza kadar sınırsız serbest bırakan bu Avrupa hukuk normu, frekansların kamusal mal olması hasebiyle elektromanyetik yayınları ve etkili kamusal bir yaygınlığı olan sinemayı devletlerin lisans’a bağlayabileceğini söylüyor.
Demek ki, herhangi bir Avrupa ülkesinde ya da bu normu uluslararası anlaşmalarla iç hukukunun en üst noktası yapmış olan ülkelerde (Türkiye’de), elektromanyetik yayıncılık ve sinema’ya devletin en önce yapması gereken şeyin lisans verme koşullarını belirtmesi ve yayıncılara Lisans vermesidir. Oysa Türkiye’de gördük ki, bu lisanslar ortada yoktur; sadece başvuruları vardır.
Devlet bu alanda, lisans vermeden, herkese yayın ve sinema yapmak hakkını da tanıyabilir. Ama o zaman, RTÜK kanununa lisans diye bir kelime yazmaz ve bunu illiyetle (ile ile) diğer fiillere bağlamaz. Eğer bağlarsa, ilkönce lisans almanın kurallarını, aynı sürücü belgesi alma gibi, koşullara bağlar. Ve bunları koşulları sağlayanlara vermemezlik etmez. RTÜK bu koşulları belirlemiş ama kimseye bu lisansı vermemiştir. Lisans verdim diyebilir ama elimdeki bilgiler bunu göstermiyor. Ayrıca eğer verdim derse de, tahis yapmadığı için Kanununa göre yanlış ve sakat bir işlem yapıyor.
Gelelim Avrupa İfade ve Enformasyon Özgürlüğü Deklarasyonunun 10. Maddesinin özgürlüğün özü ile ilgili olarak STAR grubunun karartılması meselesine:
Madde açıkça, herkesin ifade özgürlüğünün bulunduğunu söylemektedir. Ancak burada önemli olan “receive and impart information and ideas” denilen kısımdır. Bu cümle, açıkça, herkesin, haber alma özgürlüğünü ve sadece haber alma özgürlüğünü değil, heberi istediği kaynaktan alma özgürlüğünü garanti altına alır. Böylece eğer yayın kaynakları özgür değilse, fikir ve enformasyon alanlar da özgür değildir. Bu maddenin devlete lisans yetkisi olarak sunduğu sınırlama gücü ise, yukarıda anlattığım nedenlerle RTÜK tarafından uygulanamaz. Çünkü, STAR zaten tahsise ve lisansa sahip olmadan yayın iznine sahip bir kuruluştur. Devletin tahsis yetkisi, elektromanyetik yayıncılıkta sadece doğal ve kıt kaynak olan frekans tahsisine ve kamusal yarar koşuluna bağlı olarak kullanabilir bir şeydir. Lisanslama ise Kanuna göre tahsis’ten sonra gelmelidir. Avrupa’da sinema denilen şeyin ise, sadece izleyicilerin durumlarına göre bir sınırlama taşıdığı bilinen bir gerçektir.
Hal bu olunca, RTÜK STAR’ı külliyen karartamaz. Karartırsa, insanların haber kaynağını seçme (receive and impart information and ideas) özgürlüğünü elinden almış olur. Lisans vermediği, tahsis yapmadığı bir durumda, işte sırf bu nedenle yayın iznini iptal edemez. Sınırlama gücü, sadece, program yasaklaması şeklinde kullanılabilir, o da bence tartışmaya açık bir sınırlama yetkisidir.
Kısacası, lisans ve tahsis teknik konulardır. Onların Kanun’da nasıl eften püften yapıldığını, ya da kasdî olarak yapılmadığını gördük.Yayın izni ise içerik ile ilgili konudur. RTÜK’ün içerik ile ilgili durumu sadece içler acısı olmak bir yana, ne Avrupa hukuk normlarına, ne de Türk hukuk normlarına, ne de FCC normlarına uygun değildir.
Özetle, RTÜK,
1.BRT, HBB, CTV, vd.’lerinin yayın izinlerini iptal etmemişse;
2.Lisans vermemişse, tahsis yapmamışsa;
3.Avrupa İfade ve Enformasyon Özgürlüğü Deklarasyonu (1982) ve ECHR 10. Maddesine ters düşmek istemiyorsa;
4.Kanunun kafa ve işlem karışıklığı yaratan bazı maddelerine karşın çıkarttığı yönetmeliklere ve Madde 18’e uygun kalmak istiyorsa,
STAR TV’yi veya herhangi bir başka TV veya RD’yi, tamamıyle karartamaz. Karartırsa suç işlemiş olur.
Geçici olarak ekran karartma veya para cezaları ise, içerik ile ilgili değil, Lisans koşullarına uymama hallerinde verilmelidir. İçerikle ilgili yaptırımlar ise Mahkemelerin işi olmalıdır. Bu nedenle halihazırdaki Kanunun Yayın İlkeleri bölümü de lüzumsuzdur.
Kıssadan Kısa Bir Hisse isterseniz bu yazının sonunda: RTÜK kendini daha fazla suç işlemeden fesh etmeli; yeni ve akıllı bir Kanun hazırlanmalı; hattâ, benim 12 yıldır söylediğim gibi FCC gibi, her türlü telekomüniskasyon ve yayını aynı çatıda birleştiren bir idare tarzı benimsenmelidir. Bu arada YÖK de hepten kaldırılmalıdır. (Evet yanlış okumadınız, RTÜK değil, YÖK.)



Kaynak : 