Bu hikayenin önceki bölümlerini
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 1
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 2
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 3
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 4
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 5
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 6
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 7
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 8
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 9
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 10
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 11
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
“İşte tam sırası, şimdi, evet şimdi. Hadi Pythia, bana en büyük düşümü ver.” dedim içimden.
Sağ elimde deminden beri duran mavi bilyeyi sıkıca kavradım. Bir metre mesafeden kaçırmam olanaksızdı. Bilyeyi çocukken yaptığım gibi baş ve işaret parmaklarımın arasına aldım ve fısıltıyla “baş altı, yakala ufaklık” deyip mavi ışığa doğru fırlattım.
Elimden fırlayan mavi bilye yumuşak ve çocuksu bir eğri çizerek ışık küresinin üstüne düştü. Kürenin tam üstüne gelince sanki görünmeyen hızlı bir el onu yakalamış gibi birden durdu ve ışık küresinin hemen beş santimetre kadar üstünde öylece asılı kaldı.
Manyetik rezonans? Hayır, hayır, bilye camdır. Helyum çıkışı? Hayır.
Herkes nereden geldiği belli olmayan bilyeye bakakalmıştı. Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Karım dahil herkes ışık küresine öylesine dalmışlardı ki bilyeyi fırlattığımı kimse görmemişti, tabi kameralar hariç.
Bilyeyi önündeki ekranda fark eden kontrol panelinin başındaki adam “işlemi durduruyorum” diye bağırdı.
“Hayır durun, bir saniye durun, lütfen böyle durun”
Ne kadar yalvar yakar olsam da sistemi durdurma prosedürlerine başlamışlardı. Yine de birden kapatamazlardı. Bir şansım olabilirdi.
Elmasın çevresindeki herkes donakalmıştı.
Mavi bilye, onu izleyenlerin dikkatini yeteri kadar topladığına ikna olmuş bir pop star gibiydi. Herkes susunca gösterisine başladı. Yavaşça, neredeyse yuvarlanıyormuş gibi mavi ışığın içine, elmasa doğru kaymaya başladı. Hayranlıkla onu seyrediyordum.
Düşmüyordu, kayıyordu. Yerçekimi sanki hiç umurunda değilmiş gibi hareket ediyordu. Işığa sevdalı aşık ama onurlu bir aşık gibiydi. Kendini teslim etmeden önce aşığından emin olmak isteyen bir kadın gibi nazlıydı. Sonra birden kendi etrafında hızla dönmeye başladı. Ne kadar hızlı döndüğünü kestiremiyordum. Lazer ışıklarının kesiştiği noktaya gelince dönüş hızını anlayabildim. Etrafında dönerken mavi lazer çizgilerini yukarı dağıtmaya başladı.
Yukarı doğru yayılan mavi lazer çizgilerinden bir ışık konisi oluşmuştu. Koninin sivri ucu bilyeden başlıyor ve sonra yukarı doğru geniş bir açı ile büyüyordu.
Bilye Kendi etrafında o kadar emin dönüyordu ki, en ufak yatay veya düşey titreşim olmadan, ekseninden milim sapmadan inanılmaz bir hızda dönüyordu. Etrafına yaydığı ışık cennetiyle, güzelliğinden emin bir gelin gibi yavaşça aşağıya hareket ediyordu.
Yavaşça süzülürken üstünde bir taç gibi duran mavi ışık konisinin açısı da küçülüyordu.
Aşağıya doğru, mavi ışığın göbeğine aktı, aktı, aktı…
Ve gözden kayboldu. Artık görünmüyordu. Mavi ışık konisi de, dümdüz dikey bir çizgiye dönüştü ve onunla birlikte birden yok oldu.
Hala şaşkınlıkla bakıyorduk. Mavi bilye kaybolduktan iki saniye sonra elmasın çevresindeki ışık küresi de kayboldu. Büyük yüzükteki lazer çizgileri silindi ve elmas piramit tekrar göründü.
Hemen ileride duran bir ışıklı panoda SYSTEM SHUT DOWN yazısını gördüm. Tüm ışıklar yandı, vınlama sesi kesildi.
Öylece duruyordum. Gözlerimi kıstım, dikkatlice baktım. Elmas piramidi saran titanyum bloğun çevresinde mavi bilyemi aradım.
Yoktu. Tanrım yoktu. Şükürler olsun ki yoktu. Başından beri ben haklıydım.
Neredeyse sersemlemiş bir halde dururken, kontrol odasında bir telaş başladı. İngilizler çıldırmıştı.
“O mavi bilyeyi bulun, bulun onu, ne yaptınız Mr.Arı, bu ne sorumsuzluk” diye bağırıyordu Rektör.
Ortasında büyük elmasın olduğu dev yüzüğün üstünde bir robot kol hızla hareket ederken gözlüğümü ve kaskımı çıkarttım. Büyülenmiş gibi hala önüne bakan Suna’nın elinden tuttum ve dışarı çıktık.
–0–
Bu hikayenin devamını Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 13 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 