Yazının önceki bölümünü Geleceğe İlgi Neden Bu Kadar Az? – 1 başlığı altında okuyabilirsiniz.
Nasıl bir alternatif gelecek senaryosu?
2003’den 2023’e uzanacak olursak dünyada bu dönemi etkileyecek beş temel değişim gücü görülüyor:
- (i) Gezegenimizdeki insanların sayısı ve coğrafi dağılımı;
(ii) dünyadaki jeopolitik kurum/dengeler ve bunların karşılıklı etkileşimleri;
(iii) uluslararası ekonomik sistem;
(iv) yeni teknolojilerin yansımaları; ve
(v) doğal çevrenin empoze ettiği ekolojik kısıtlamalar.
Bunların her biri dünyanın geleceğini derinden etkileme potansiyeline sahip kuvvetlerdir. Dengelenmeleri ve uyum içinde tutulmaları son derece güçtür. Dünya toplumu neye karar verirse versin nihai sonuç, devletler, çokuluslu şirketler, uluslararası örgütler, dini hareketler ya da aşırı gruplar gibi devlet-dışı aktörlerin niteliğine, etkileşim biçimlerine bağlı olacaktır.
“2020 Visions” başlıklı bir kitap okudum geçenlerde. İki gelecek bilimci, Richard Carlson ve Bruce Goldman, teknolojinin, değişiklik ve ekonomik çatışmanın sürükleyici gücü olduğunu vurgulayarak, televizyon/bilgisayar/telefon birleşmesi yoluyla “teknotopya” toplumu doğacağını; biyoteknolojinin etki bakımından enformasyon teknolojisi ile rekabet edeceğini; ulus devletlerin mega devletlere dönüşeceğini; 21’nci yüzyılın `Avrupa Yüzyılı’ olarak tarihe geçeceğini; bazı Kanada eyaletlerinin ABD’ye katılacağını; Japon mucizesinin sürdürülemeyeceğini; Çin’in yükseliş trendinin devam edeceğini; dünya enerji talebinin yüzde 50 oranında artacağını; ve uyuşturucu kullanımının tedricen suç olmaktan çıkartılacağını öngörüyorlardı.
Biyoteknoloji tarımsal verimlilikte, sağlık hizmetlerinde ve çevrenin korunmasında büyük ilerlemelerin yolunu açma potansiyeline sahiptir. İleri malzemeler, havacılık-uzay, otomobil, elektronik, tekstil ve inşaat sektörlerinde devrim yaratabilir. Ulaşım, ısıtma ve elektrik üretimi için alternatif enerji kaynakları geliştirilebilir. Ulaşım altyapısındaki ilerlemeler, hizmetlerde bilgi teknolojisinin kullanımı sayesinde, uluslararası ticaret ve turizm için daha geniş fırsatlar yaratılacak, küresel ulaşım maliyetleri azaltılacaktır. Giderek düşmekte olan maliyetler, tüm bu teknolojiler gelişme yolundaki ülkelerin bile ulaşabileceği düzeye getirmektedir.
Biraz gecikmeyle de olsa “Pasifik Yüzyılı” sloganı gerçekleşme yoluna girecek gibi görünüyor.
Süratli, yüksek hacimli telekomünikasyon teknolojisi – bilgisayar sürati, bilgi depolaması ve kapasitesindeki muazzam iyileşmelerle de birleştiğinde – küresel alanda birbirine bağlanmış geniş, enteraktif bilgisayar veri temellerinin geliştirilmesini mümkün hale getiriyor. Bu teknoloji bütünleşmesi sayesinde dünyanın en zengin bilgi hazinesi evindeki bilgisayar ekranının önünde oturan sıradan bireyin kullanımına sunulmaktadır. Bilgisayar yongalarının mikro-minyatürü ve nano-teknoloji, yapay zeka ile de kaynaştığında, ürün geliştirilmesi sürecinde devrim yaratacaktır. Robotların günlük yaşamımızda daha yaygın kullanımları mümkün hale gelecektir.
Bilgi teknolojisi ve süper-bilgisayarlar yaşam biçimlerinin genetik mimarisinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. 2023’e kadar bir genetik mühendislik devriminin başladığına tanıklık edeceğiz. Bu yeni teknoloji, yaşam kalitesini ve tıbbı büyük ölçüde iyileştirecek, gıda arzını da artıracaktır. Bu arada, tabii ki kaçınılmaz olarak bazı dini ve manevi değerlere aykırılık temelinde itirazların yükselmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Dinler arasındaki diyalog ve yakınlaşma fanatik köktendinciliği ağırlığı altında ezebilir.
Siyasi-askeri alanlarda ne gibi tehditler beklemeliyiz?
Belki de bugünleri mumla aramak zorunda kalabiliriz. Şiddet, terör ve silahlı çatışmalar teknolojik ilerlemeler yüzünden çok daha tehlikeli boyutlara tırmanacak, önlenmeleri ya da kontrol edilmeleri daha da güçleşecektir.
Varlıklı ülkeler, bilginin denetimi yoluyla kendi insanlarının refah düzeylerini artırmaya çalışacaklardır. Bu ülkeler, yoksul ülkelere de yardımcı olmaya çalışacaklar, ancak başkaları için özveride bulunma konusunda isteksiz davranmaları nedeniyle, bu çabaları arzu edilen etkiyi yaratamayacaktır. Hatta bireyselciliğin yükselişi nedeniyle eğitim, ulaşım, adalet ve kamu sağlığı gibi kaygılar bireyin servet elde etme arzusu ile çatışabileceğinden değer bunalımları bile doğabilecektir.
Gelecekte ulusal hükümetlerin güç yitirmesi ve teknolojinin mobiliteyi artırması nedeniyle uluslararası örgütlü suç şebekelerinin denetlenmesi daha da güçleşecektir. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı günden bu yana uluslararası yeraltı dünyası Rusya ve diğer eski Doğu Bloku ülkelerine taşındı. Rusya’da hızla yükselen karaborsa, uyuşturucu üretim ve ticaret potansiyeli, her çeşit silahın kolaylıkla bulunabileceği askeri depolar, dünyanın en zengin doğal kaynakları, insanlardaki doyurulması güç dolar açlığı ve de Batılı ortak arayışındaki güçlü yerli mafya ülkenin geleceğini tehdit ediyor. Sicilya, Amerikan, Kolombiya, Türk, Kürt, Çin ve İran mafyaları Rusya’daki işbirlikçileri ile ortaklıklar kurmak suretiyle sınırsız bir yeraltı dünyası oluşturuyorlar. Halihazırda örgütlü suç şebekelerinin yıllık kârının 1 trilyon dolar (dünya ekonomik büyüklüğünün yüzde 4’ü) civarında olduğu tahmin ediliyor.
Önümüzdeki yüzyılda devletlerin bölgesel konfederasyonlar çerçevesinde gevşek örgütlendikleri çok kutuplu bir dünyaya gidişi de göreceğiz. Avrupa Birliği, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği, Amerikan Devletleri Teşkilatı ve NAFTA gibi bölgesel bütünleşme girişimleri işte bu yeni ortaya çıkmakta olan düzenin güç kazanacak aktörleridir. ABD; serveti, teknolojik üstünlüğü, askeri gücü ve diğer devletler arasında konsensüs inşa etme yeteneği nedeniyle en azından 21’inci yüzyılın ortalarına kadar dünyanın önde gelen süper gücü olmaya devam edecektir.
Diğer büyük bölgesel güç merkezleri arasında Almanya (özellikle Avrupa Birliği güçlü bir kimlik geliştirirse), Japonya, Çin, belki de Brezilya ile Rusya’nın da sayılabileceği söyleniyor. Bu arada, devlet-dışı aktörler uluslararası ilişkiler düzeni üzerinde kapsamlı etki yapmaya devam edeceklerdir. Çokuluslu şirketler, suç örgütleri, hızla serpilen sivil toplum örgütleri ve devlet dışı siyasi gruplar açık ya da örtülü yöntemlerle ulusal/uluslararası politika kararlarında önemli roller oynayacaklardır. Ulusal hükümetlerin rolü nüfuslarının refah ihtiyaçlarının karşılanması gibi daha ziyade içe dönük olacaktır.
Devletlerarası ilişkilerde toprak kazanımı, bölgesel rekabet ve eski etnik ya da dini düşmanlık gibi geleneksel çatışma kaynaklarının tamamen kaybolup gitmesini de beklemeyelim. Onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Belki 21’inci yüzyılda bunlara başka bazı etmenler de katılabilir. Ulusal güvenlikte ekonominin öneminin giderek artmakta olması, bunu çatışma kaynağı olarak daha fazla gündeme getirebilir. Kuşku yok ki, günümüzün ticaret savaşları geleceğin ekonomik savaşları yanında hafif kalacaktır.
Ekonomik bloklar arasındaki rekabetin sıcak çatışmalara dönüşmesi ihtimali de yabana atılmayacak kadar ciddiyet kazanabilir. Şayet ticari ve istihdama dönük yan faydaları da olmayacaksa sırf ulusal güvenlik amacıyla devletlerin uzaya ya da silah sistemlerine yatırım yapmaları, bunlar için parlamentolardan karar çıkartmalarının hayal olacağını da şimdiden söyleyebiliriz.
Irk, etnik, dini, toplumsal, siyasi ya da özel menfaat grupları arasındaki farklılıklar ve toplumların parçalanması devletler içinde ve devletler arasında çatışmalara zemin hazırlayacaktır. Etnik self-determinasyon savaşlarının eski SSCB ve Yugoslavya’da olduğu gibi yeni devletlerin doğuşuna yol açması şaşırtıcı olmayacaktır. Bugünkü 190 civarında devletten oluşan “uluslararası toplum”, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Afrika’daki kabile ya da etnik çizgilere göre kurulacak yeni devletçiklerle birlikte 250 üyeli bir “küresel köy”e dönüşebilir.
Devletlerin etkinliğinin azaltılması sürecinin hızlanarak süreceğinden kuşku duyulmuyor. Buna karşılık, devlet dışı aktörlerin, alt bölgelerin güç kazanmaları, aşırı grupların sahneye çıkmaları beklenilebilir. Hava, deniz ve karada korsanlık, kaçakçılık, yasadışı mallar ticareti, şantaj, bilgi hırsızlığı, sanayi casusluğu, teknoloji sabotajı ve diğer faaliyetler devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki çatışmaya yoğunluk kazandıracaktır. Kitle imha silahları ve onları gönderme araçları, aksi yöndeki tüm çabalara karşın, yayılmaya devam edecektir. Uzaydan bu faaliyetlerin izlenmesi, hatta çevre korunmasına uygunluğun saptanması, gerektiğinde standartlara riayet için zor kullanma dahil yaptırımlara başvurulması da mümkün hale gelebilecektir.
Büyük ekonomik külfet altına girmeden ve gerektiği zaman uzaya ulaşabilen devletler uluslararası toplumun diğer üyeleri üzerinde daha fazla ticari ve askeri üstünlüğe sahip olacaklardır. Büyük güçler önümüzdeki yüzyılda, şayet uzaya ulaşmayı ve uzayı kendi menfaatleri için geniş şekilde kullanmayı başarmışlarsa, dünya sisteminde süper güç olarak kalmaya devam edebileceklerdir. Askeri ve ticari uzay sistemleri arasındaki ayrımların da belirsizleşeceğini bekleyebiliriz. Zengin ülkeler, uzayda kurdukları altyapıyı kendi egemen topraklarının bir parçası olarak görecek ve onları korumak için ileri uydu savunma teknolojileri geliştireceklerdir. Yerküresine büyük hasar verebilecek asteroitlerin yörünge dışına çıkarılmaları ya da imha edilmeleri için ortak uluslararası çabalar başlatılması da mümkün.
Yazının devamını Geleceğe İlgi Neden Bu Kadar Az? – 3 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 