Son bir kaç yıldır piyasada gördüğümüz çift SİM kartlı bir cep telefonu düşünün.
Bu cep telefonunu kullanabilmek için, ilk SİM yuvasına takılmak üzere mutlak suretle A firmasından SİM kart satın almanız ve devamlı bu SİM kartı takılı tutmanız gerekiyor. Bu SİM kartıyla her türlü arama yapılabiliyor. Kalitesi iyi. Tarifesi ve aylık sabit ücreti yüksekçe. Tarife ve paketleri çok esnek değil; müşteri hizmetleri de tahammülleri zorlayan noktada olsa da yıllardır tek SİM kartını A firması ürettiği için, seçme sansımız olmadan bu kartı kullanmışız. Yani telefonların tamamında bu karttan mevcut. Bu SİM kart olmadan cep telefonu kullanma şansımız hiç yok.
Şimdi alternatif bir B operatörü var ve cep telefonunun ikinci yuvasına ondan aldığınız SİM kartını takabiliyorsunuz. Konuşmalarınızı B firmasının SİM’inden yaptığınızda uygun tarifeden konuşabiliyorsunuz. Müşteri hizmetleri daha iyi. Tarife esnekliği sağlıyor. Ne var ki, bütün bu avantajlarına karşın, telefonların ancak %9’unda bu karttan var.
Telefonu tam anlamıyla çalıştırmak için A firmasının SİM kartını kesinlikle çıkarmamanız lazım.
Kalitesi iyi ve de görüşme ücretleri ucuz olduğu için siz de elinizden geldiğince görüşmelerinizin çoğunu B firmasının hattından gerçekleştiriyorsunuz. Ancak kanun gereği bazı numaraları ararken A firmasının hattını kullanma zorunluluğunuz devam ediyor. Ayrıca, size gelen telefon çağrıları da kanun gereği hat-A’dan geçtiği için o kartı çıkaramıyorsunuz. Bu hattı hiç kullanmasanız da dişe dokunur bir sabit ücret faturasını da ödüyorsunuz. Eliniz mahkûm, birinci yuvaya A firmasından başka bir firmanın SİM kartı asla yerleşemeyecek.
Kanun yapıcılara tüketici olarak yalvarıyorsunuz. “Şu A-hattındaki özelliklerin bir kısmını izin verin B-hattı da kullansın da tek hat taşıyalım” diye. Kanun yapıcılar size “Hayır, olmaz öyle şey, henüz yeterince Avrupalı değilsiniz” diyor. Başınız önde, çift SİM kartı taşımaya devam ediyorsunuz.
Her iki kart da takılı durmak zorunda olduğu için ay sonunda hem A, hem B firmasından fatura geliyor. Kimi önce, kimi sonra geliyor. Şaşırıyorsunuz. Bir de üstüne faturalar için ayrı ayrı ödeme yapmanız gerekiyor. Şirketinizde böyle telefonlarınız varsa, her telefon için iki ayrı faturayı muhasebeleştiriyorsunuz.
İki ayrı kartın olması sizin için nimet mi külfet mi anlayamıyorsunuz.
Kimi zaman da o kadar ilginç şeyler yaşanıyor ki… Mesela, temelde aynı baz istasyonunu kullanmalarına rağmen bazen A hattınızın sinyali tam çıkarken, B hattınız sinyal almıyor. Sonra öğreniyorsunuz ki A firması büyüklüğü, denetlenmezliği ve son 7 yılda görüldüğü gibi ne yaparsa yapsın dişe dokunur bir ceza almayacağının rahatlığıyla, B firmasının baz istasyonu sinyallerini bozabiliyor.
Bir de maalesef tek bir müşteri destek hattı yok. Faturalarla ilgili veya hizmet kalitesi ile ilgili şikâyetlerinizde, çeşitli soru ve itirazlarınızda her iki firmanın müşteri hizmetleri ile ayrı ayrı irtibat kurmanız gerekiyor. Çoğu zaman aradığınız ilk firma probleminizi çözemiyor, öteki firmaya kabahat atabiliyor. Bir oraya, bir buraya yönlendirildikçe, arada kalıyorsunuz.
İşin üzülesi yanı, B firması 6-7 sene öncesinde hazırlıklarını yapmış, A firması gibi tek başına size görüşme olanağı sağlayabileceği günü bekleyedursun, kanun yapıcılar ile A firması birlikte takımlaşarak B firmasının tek başına tüketicisine ulaşmasını engellemek için imeceyle çalışmaktalar.
Ve işin ilginci, bu kadar sıkıntıya rağmen B firmasının kartını %9’luk bir bölüm taşımaya devam ediyor.
B firmasını emeklerinden, %9’un içindeki tüketiciyi de teknoloji sevgisinden dolayı tebrik ederim. Sizce de bir “bravo”yu hak etmediler mi?
(*) Gerçek olmayan hikâyemizin gerçek rakamlarına göre bahsi geçen ülkede %9 olan oranın gelişmiş Avrupa’da %40-60 arasında olduğu söyleniyor…
Referanslar: BTK – 3 Aylık (s. 24)



Kaynak : 