Bu makalenin ilk bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
BILIŞIM SUÇLARI VE TURIZM
TÜİK 2006 verilerine göre yıllık ithalat harcaması 139 milyar $, ihracatı ise 85 milyar $ olan ülkemiz, ihracata sürekli destek vermekle, ithalat ihracat arasındaki 50 milyarı aşan açığı kapamayı hedeflemektedir. Böyle bir çaba içerisine girilmez ise girdi gelirlerinin düşük, çıktı giderlerin ise yüksek olduğu ülkemiz, sürekli kan kaybeden ve bir önceki yıla kıyasen daha az iktisadi büyüklüğü olan bir ülke olacaktır.
Ülkemizin ihracat gelirleri, desteğe rağmen, ithalat açığını kapatamayınca, gözler “bacasız sanayi” adı verilen turizm gelirlerine yönelmiştir. Devlet aynen ihracat alanında olduğu gibi turizm alanında da dev tesislere, arsalara, sayıları gittikçe artan çok yıldızlı otellere milyar dolarlara varan kredi, teşvik ve destekler vererek sürdürülebilir bir iktisadi gelişmeye çabalamaktadır.
Güvenlik ile hizmet sektörüne endeksli ve çok kırılgan bir sektör olan turizm sektörü üzerinde değerlendirme yaparken, sadece fiziksel güvenlik hususunu dikkate almak büyük bir hata olacaktır. Turistin, daha çok huzur ve dinlenme turizmi olarak ifade edebileceğimiz deniz ve kum için geldiği bir ülkede, harcama yaptığı kredi kartının dolandırıcılar tarafından içinin boşaltıldığı ve kendisine ödemek için sadece yüklü bir fatura bırakılmasının oluşturacağı kişisel travma tahmin edilebilecektir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verileri değerlendirildiğinde, kredi kartı ve internet banka dolandırıcılarının büyük bölümünün yaz aylarında turistik bölgelerde “mesai” yaptıkları anlaşılmaktadır. Bunun temel sebeplerinden birisi, turistlerin hesap ekstrelerini muhtemelen ülkelerine döndüklerinde kontrol etme imkanı bulabilecekleri ve dolandırıldıklarını kendi ülkelerindeyken fark edecek olmalarıdır. Karşılaştıkları dolandırıcılık vakasını ülkelerindeki makamlarına şikayet eden turistlerin, istenilen seviyede olmayan uluslararası işbirliği sebebiyle paralarını geri alabilmeleri oldukça zor olacaktır.
Örnekteki gibi mağdur olan bir turistin, ilk refleks olarak bir daha dolandırıcılık yaşadığı bu ülkeye gelmeyeceğini tahmin etmek zor olmayacaktır. Diğer taraftan kendi ülkesinde çevresini etkilemek bir yana, yapacağı şikayet üzerine, ilgili makamların tutacakları rapor ve istatistikler de ülkemizin turizm atağını baltalayacaktır.
Nitekim 2004 yılında polis tarafından Antalya’da gerçekleştiren “beyaz dalga” operasyonu çerçevesinde tutuklanan kişilerden elde edilen veriler, özellikle Alman tursitlere yönelik kredi kartlarını bilgilerini kopyalarak suistimal edilmesi konusundaki rakamların büyüklüğünü gözler önüne sermiştir.
Turistlerin dolandırılma istatistikleri yüksek olan bir ülkeye, vatandaşlarını “tatil” için göndermeye istekli olacak bir ülke düşünmek, elbette gerçeklikten uzak olacaktır. Ülkemize gelmeyi düşünen turistlere, kendi yetkili makamları tarafından, kredi kartı, internet bankacılığı dolandırıcılıkları konusunda uyarı yapılan kişilerden acaba kaçta kaçı Türkiye’de tatil düşüncesinde ısrarlı olacaktır?
Bu tür duyuru, uyarı ve yönlendirmeler karşısında, turist adaylarının büyük bölümü kendini güvenli hissetmeyeceği için Türkiye’ye gelmekten vazgeçecek olduğunu, gözünü karartıp ülkemize gelenlerinde ilk refleks olarak kredi kartı kullanmama eğiliminde olacaklarını tahmin etmek için uzman olmaya gerek yoktur. Kredi kartı kullanmayınca, güvenlik gerekçeleriyle üzerinde sınırlı miktarda para taşıyabilecek olan turistin bırakacağı döviz ise hedeflenen gelir miktarını düşürecektir.
Görüleceği üzere sadece tek bir sektörde bile bilişim suçlarının ne denli bir kayıp oluşturduğu yukarıdaki örnekle görülebilmektedir. Bilişim suçlarını önleme alanında yapılacak yatırım, gelir kaçışını önlemeyle doğru orantılı olacağından hesaplar ve teşvikler yapılırken güvenlik, özellikle dijital güvenlik ve bağlı olarak bilişim suçlarıyla mücadele konusu gözden kaçırılmamalıdır.
Bu makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 