Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Telkoder’İn 7.Olağan Genel Kurulunda bir konuşma yaptı. Konuşma bir özet niteliğindeydi. Aynen veriyoruz :
Telkoder, bugün 10.kuruluşunu kutluyor. 2 gün önce biz de bu görevde 10. Yılımızı tamamlamıştık ve Plan Bütçe Komisyonu’nda 12.bütçemizi sunduk. Aşağı yukarı bizim görev süremizle Telkoder’in aynı yaşta olduğunu söyleyebilirim.
Bugün konuşmacıları dikkatle dinledim. Aslında burada bütün taraflar, düşüncelerini gayet demokratik bir ortamda rahat bir şekilde ifade ettiler. Telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren işletmelerimiz adına Telkoder ’in 10 yıllık süre içerisindeki sektörün gelişmesine yönelik idare ve sektör ilişkilerinde yaşadıkları olayları, konuları gayet tane tane özetlediniz. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Başkanımız sektörün gelişimiyle ilgili sektör düzenleyici konumunun, piyasa oyuncularıyla ilişkileri konusunun ve siyasetin sektöre bakışı, stratejisi konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Ve nihayet Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı ve sektörün içinden gelen bir arkadaşımız Sayın Halıcı da sektörle ilgili değerlendirmelerini yapmakla birlikte gördüğü, tespit ettiği eksiklikleri ve üzerinde çalışılması icap eden konulara da vurgu yaptı.
Bana düşen de herhalde bunlarla ilgili bir değerlendirme yapmak. Herkesi memnun etmek siyasetin ana amacıdır. Ama siyaset her zaman gerçeklerle aynı olmuyor. Siyasette herkesi memnun edebilirsiniz ama gerçekte yaşanan hayatta bunun böyle olmadığını daha sonra seçim sandığı önünüze geldiğinde anlıyorsunuz. Güzel şeyler söylemişsiniz, herkese mavi boncuk dağıtmışsınız, herkes mutlu sizi kucaklamış, yanaklarınızdan öpmüş. Ama sonunda sandığa gidince gerçek düşüncesini vatandaş söylüyor. Herkes boyunun ölçüsünü alıyor. Bu bizim çok sık değil ama çok önemli sonuçlar doğuran bir imtihanımız. Vatandaşın karşısına dersini çalışmış, görevini iyi yapmış ve onun rızasını almış kişiler, kurumlar olarak gidebilmek bütün siyasi partilerin en büyük hedefidir.
Onun için de biz 10 yıl boyunca AK Parti İktidarı olarak tek bir ilkeyi kendimize rehber edindik. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu, Osmanlıyı 6 asırdan fazla ayakta tutan bir ilkeydi. Bilecik Söğüt’ten başlayan ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar devam eden bir evrensel ilkeydi. Bundan Osmanlı çok şey kazandı ve mahiyetindeki topluluklara da çok büyük hizmetler verdi. Çok büyük şeyler kazandırdı.
Bahsettiğimiz sektör, Bakanlığa geldiğimde “Bunlar çokbilmiş sektör” demiştim. Biraz böyle alaya aldılar, Bakan bu konulara çok uzak diye. Bunları diyelim ki; Beypazarı’nın köyünden bir vatandaşımızı getirip dinletseniz hiçbir şey anlamaz. Yarısı İngilizce yarısı kısaltma. Ne iş yaparsanız yapın sonunda toplumun ortalamasının algılayamadığı bir şeyden bahsediyorsanız, işinizi iyi yaptığınızı söyleyemezsiniz. Memleketin her tarafında yaşayan insanlar sizin neden bahsettiğinizi, bahsettiğiniz şeylerin hakikaten insanların hayrına mı olup olmadığını anlayabilmesi lazım. Ben görev süresi boyunca buna çok önem verdim. Hiçbir konuda da taviz vermedim.
Şimdi gelelim sektörün özelliği ne? Farklılığı ne?
Sektör çok dinamik bir sektör, gelişme odaklarını gelişme düzeylerini öyle aylık yıllık takip etme şansınız yok. Anlık gelişmeler var ve artık ben şunu da uzun süreden beri söylüyorum. Bunu, sektör olarak da değerlendirmek yanlış. Bu bir yaşam tarzına dönüştü. Bütün her alanı ilgilendiren bir işe dönüştü.
İnsanlık tarihinden beri aile yapısı ana, baba, varsa çocuklardı. Ama şimdi ana, baba cep telefonu, internet. Bunlar da aile bireylerine dâhil olan araçlar haline geldi. Bunlar olmayınca o günümüzü nasıl geçireceğiz, işlerimizi nasıl yapacağız, bu bile büyük sorun haline gelmiş durumda.
Bu kadar insanın günlük hayatını ilgilendiren ve o kadar da ülkenin bugününü ve geleceğini belirleyen bir alandan bahsediyorsak, bir gelişmeden bahsediyorsak mutlaka kendimizi sık sık yenilememiz lazım. Koyduğumuz hedefleri gözden geçirmemiz lazım. Yaptığımız düzenlemeleri tekrar tekrar gözden geçirmemiz lazım. Ve burada devlet, özel sektör gibi kesin çizgilerle ayrılmış bir anlayışı da mutlaka terk etmemiz lazım.
Bu aslında kamunun işine gelen bir şeydir. Bizim bilgi iletişim sektöründe ne yaparsak yapalım, eğer zihinsel dönüşümü sağlayamazsak çok az yol alırız. Çünkü kuşaklar arasında uçurum var ve hükümet seviyesinde bilişim sektörünü, bilgi iletişim sektörünün geleceğinin ne kadar parlak olduğunu, ülkenin 100. Yıl hedeflerini sadece bu sektöre yatırım yaparak bile kolaylıkla elde edeceğini söylediğimde hayal gücün çok geniş diye algılanıyor. Buna ben çok ama çok inanıyorum. Fakat bu dönüşümün bizim kuşakta yeterince sağlanamadığını söylemem lazım. Bu sektör gençlerin sektörü. Bilişim gençlerle gelecek, gelecek bilişimle gelecek. Bunu biz çok iyi biliyoruz.
Bugün her geçen yıl bilişim ürünlerini kullanarak, bilişim alt yapısını kullanarak ülkeler verimliliklerini artırıyorlar. Üretim miktarlarını artırıyorlar. Milli gelir içerisindeki bilgi iletişim tabanını gelirlerini paylarını artırıyorlar. Hızlı bir şekilde artırıyorlar. Bazı ülkeler için artık kalkınmanın gelişmenin lokomotifi haline gelmiş durumda.
Sanayi devrimini Türkiye ıskaladı. Onun için büyük bir imparatorluk yok oldu gitti. Ama bilişimde aynı hatayı yapmamamız lazım. Bilişim çağının önemli bir oyuncusu olmak mecburiyetindeyiz. Bunun için her şeyimiz var. Altyapımız var. Coğrafyamız çok stratejik. Ama her şeyden önemli, genç ve dinamik bir nüfusumuz var.
İnsan en büyük kaynaktır Değerli Arkadaşlar. İnsan kaynağımızın bu sektör için altın değerinde olduğunu mutlaka görmeliyiz ve buna göre işlerimizi planlamalıyız.
Yusuf Bey’in bahsettiği birkaç konuya değinmek istiyorum. Bilişimle ilgili şöyle geriye doğru baktığımızda her kayda değer gelişmelerin son 10–15 yıl içerisinde olduğunu görüyoruz. 80–90 arası Türkiye analog sistemden sayısal sisteme bir dönüşüm o günün şartlarıyla gerçekleştirmiş; ancak 90’lı yılların büyük bir bölümünde maalesef gelişme durmuştur. Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında güçlü siyasi iradenin, istikrarlı hükümetlerin olmaması vardır. Tekrar 2000’li yılların başında bilişimin önemi bir kez daha ülkenin gündemine gelmiş ve hatta o dönemde Sayın Bakan da içerisinde olduğu Emrehan Halıcı Bey’in bir bilişimle ilgili kongre gibi bir toplantı yapılmış ve geleceğe yönelik hedefler belirlenmiş. Tabi biz göreve geldikten sonra bilişimdeki değişimler bakış açısı da değişmiş oldu. Dünyada değişti.
Bunu biz keşfetmedik. Çevirmeli sistemden genişbanta ve şimdi de evlere kadar fiber kabloya varıncaya kadar internet altyapısında muazzam bir gelişme var. Bugün 7 milyarı aşan dünya nüfusunun 6 milyarı birbiriyle haberleşebiliyor. Ama sadece 2,3 milyarı internetin nimetlerinden faydalanabiliyor. Bu anlamda gidecek çok yolumuz olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Tabi yeni nesil şebekeler, geçiş hakları, tesis paylaşımı, bunlar oldukça gelecek için kritik konular.
Geçiş hakları konusunda çok kapsamlı bir çalışma yaptık. Geçiş haklarına tabiri caizse burnunu sokan çok var. Herkes buradan geçiyorsan ver bir akçe, geçmiyorsan ver iki akçe anlayışıyla bakıyor. Hata buradadır. Biz vergi memuru anlayışıyla bu işlere bakmaya çalışırsak bu alanda yol alamayız. Bunu bir şikâyet anlamında söylemiyorum. Biz zaten mücadelemizi yapıyoruz. Şimdi diyelim ki; fiber atacaksınız, baz istasyonu kuracaksınız. Hemen önünüze bir sürü adam çıkıyor “Ağabey bizi görecek misin?” Belediye ayrı para ister, oradaki mahalle muhtarı ayrı para ister, oranın değnekçisi ayrı para ister. Şimdi tamam bütün bu paraları verelim. Peki sonra … Ondan sonra mecali kalmıyor adamın. Bakın bu son Büyükşehir Belediye Kanunu’nda bu konuda belediyeler çok azimli davrandı ve bir şekilde bu işin içinde olma yönünde bir düzenleme getirildi. Müdahalelerimizle onu normalleştirdik. Eğer müdahale etmeseydik iletişim sizin de elinizden gidiyordu, bizim de elimizden gidiyordu, açık konuşuyorum.
Dedik ki; tamam siz yerler konusunda yardımcı olun. Ama bu işin bir tekniği var, bu işin esasları var, usulleri var yasal alt yapısı var. Yani “bu burada kötü gözüküyor, ben bunu koydurmam” demekle olmuyor. Haberleşmenin kendine özgü teknik icapları var. Bunlar sağlanmalı, bunlar belirlenmiş. Buna ilişkin madde konmuş, belge veririm. Belge kötü bir şey değil. Ne kadar çok belgeniz varsa o kadar uzmanlaşıyorsunuz. Ama cüzdanınız da o kadar daralıyor. Hababam her belge para. Oraya da dedik ki; bakanlık buna bir tarife belirler, sınır belirler. O sınırı kimse aşamaz. Böylelikle işi kurtardık ve geçiş hakları yönetmeliğini biz hazırladık,bitirdik. Sayıştay görüşü de geldi. Bütün görüşler geldi. Yayınlayacağız bugünlerde. O, önüme geldi. Bir baktım maliye yine yapacağını yapmış. Geçişlerle ilgili ciddi tarifeler koymuş. Bunla ilgili tekrar bir düzeltme yapmak için girişim başlattık. Durdurdum yayınını.
Arkadaşlar, küçük hesapların içerisinde olursak çok büyük fırsatları kaçırırız.Bu şuna benziyor; biz ülkelerle ulaştırma anlaşmaları yapıyoruz. Şimdi batı ülkeleriyle yaparken serbest. Ne kadar gelirse gelsin, sizden de gitsin, bizden de gitsin araçlar. Problem yok. Doğu ülkelerine gittiğimiz zaman, “şu kadardan fazla giriş farkı vermem, benimkilerin sayısı seninkilere ulaşmazsa geçiş vermem” diye ve “her km’de şu kadar para alırım”, “akaryakıt fiyat farkı alırım”, “yol aşırma parası alırım”, “dezenfekte parası alırım”. Bir sürü tarife. Resmi, gayri resmi. Gelişme farkı işte öyle bir şey. Birisi yapılan işi ticaret kabul ediyor, ondan para alıyor. Öbürü de bu ticaret değil, ticaretin artması için bir araçtır diyor. Ben buna ne kadar yol verirsem ticaret o kadar artar, o kadar da refah artışı olur. Bu anlayış Türkiye’nin doğusunda ve batısında farklıdır. Türkiye’de de bu anlayış vardır. Kamu, kaynakta önündekini kaçırmak istemez. Önce onu alır sonra gelirse yine alır. Ama onu mutlaka alması lazım. Biz bu ezberleri çok bozduk.
Havacılıkta bozduk. Serbestleştiriyoruz her şeyi. Herkes bu işleri yapacak. 2 milyarın altındaydı sektörün cirosu, 17 milyar doları buldu. Oradan daha çok para kazandı maliye. 2 tane vergi kaleminden toplam 21 lira. Vazgeçti. Kat kat fazla para kazandı. Ama biz bunu ispat edinceye kadar anlatıncaya kadar az uğraşmadık. Yılmadık, mücadele ettik. İşimizi yaptık. O bakımdan bunda sonra bu geçiş hakları sadece sektörde hizmet verenlerin ihtiyacının görülmesi olarak ben bunu görmüyorum. Türkiye’nin geleceği olarak görüyorum.
1 yılda veri akışı 4 kat arttı. Hani şimdi biz fiyaka yapıyoruz ya Harran’daki Harward’dan daha hızlı bağlanıyor diye. Doğru. Ama bugün için geçerli. Acaba o adamların veri akışındaki hacimle, bizim veri akışımızdaki hacim karşılaştırılıyor mu? Aynı hacimdeki birim zamandaki debiyi eşit hale getirelim, ondan sonra görelim. Bunda neyi demek istiyorum? Bunda demek istediğim şey, deliler gibi altyapıya yatırım yapmamız lazım. Gece gündüz. Kim yaparsa yapsın. Hiç önemli değil. Yeter ki yapsın. Çünkü her şeyimiz artık bu hatlarla. Aynen bölünmüş yollar gibi. Bölünmüş yol olmasaydı bakın bu bayramlarda seyranlarda Ankara trafiğinden beter olurdu. İstanbul trafiğinden beter olurdu. Büyük şehirlerin sorunları gibi sorunlar yaşanırdı. Nerede? Şehirlerarası yollarda. Şimdi bile yetmez hale geldi. 8 milyondan 16,7 milyona çıktı araç sayısı. Bilişimde de bu katlanarak gidiyor.
Şimdi bilişimle ilgili rakamların farklı farklı konuşulduğundan bahsettik. Çok doğru. Çünkü takip edemiyorsunuz. Onun için 160 milyar ciro hayal değil Yusuf Bey. Belki de değiştirmek zorunda kalacak Türkiye. 4 kat yani en az bugünkünün 4 katı. Ne zaman? 10 sene sonra. Ben bunu hiç uzak ihtimal olarak görmüyorum.
Bakın bizim 10. Ulaşım şûrasında koyduğumuz hedeflerden bir tanesi de 2023 yılına kadar 30 milyon genişbant abonesiydi.
Yıl kaç?
2012.
Bunu dediğimiz zaman 10 milyonun altındaydık.20 milyona geldik. Bunu bile değiştirmek durumunda kalacağız. Bu hedefi tekrar gözden geçireceğiz. Gelişme aynen bilişimin hızıyla devam ediyor. Benim bir lafım var. Patenti bana ait. “Yollarda hız felaket, bilişimde hız berekettir”.Bundan sonra her şey hız üzerine kurulacak.Onun için de altyapı lazım. Altyapıyı çok güçlendireceğiz.
Tesis paylaşımıyla ilgili oyuncuların çok daha geniş bir vizyona sahip olması gerektiğini söylüyorum. Kısa günün ticaretiyle hayatiyetlerini sürdürmeleri mümkün olmayacak. Ellerindekini de kaybedecekler. Bak, buradan söylüyorum. Biz bunun hep mücadelesini veriyoruz. Bunun yasal bir engeli yok. Her şeyi yaptık ama en sınırlı ilerlediğimiz alanların başında bu geliyor. Bunu söyleyince sadece Türk Telekom akla gelmesin. Etkin piyasa gücüne sahip bütün işletmelerde bu anlayış var. İster sabit ister mobil kimse bir başkası gelsin istemiyor.
İki tane torunum var. Birisi 1,5 yaşında, birisi daha 2 aylık. 1,5 yaşındaki sever gibi yapıyor, yanaşıyor.Şöyle bir yüzünü okşuyor,öbür tarafına yüzünü sürüyor.Ama bir fırsatını buldu mu parmaklarını geçiriyor.Ciyak ciyak bağırtıyor.Şimdi bu anlayış bizim işletmelerde de var.Aynı anlayış.Biz araya girince, tamam diyorlar,bir araya geliyorlar.Konuşuyoruz, görüşüyoruz.Sapanca’da orada burada..Biraz uyguluyorlar.Ondan sonra fırsat bulunca hemen kendi yollarına devam ediyorlar.Ama mücadele edeceğiz.Kolay değil.2000’li yılları hatırlayın.Bunların hiçbirini konuşamıyorduk.Önünüze ne gelirse yiyip içip kalkmak zorundaydınız.Ama bugün artık o günler bitti.
Bugün, az önce Başkan söyledi. Avrupa’da en fazla sms, en fazla konuşma, ay başına en az ücret. Bu kadar yüksek vergiye rağmen. Orada 20 küsur Euro, bizde 9 Euro. Bu, işte yapılan düzenlemeler, yapılan denetlemeler ve sektörün serbestleşmesinin doğal bir sonucudur. Bundan vatandaş istifade etmiştir.
Şu basit meseleyi bile terminasyon dedikleri sonlandırmayla ilgili konuyu bile, bu işin doktorasını yapmış, ilmini yutmuş bir sürü adama anlatamadım. 2 senemi aldı benim. Basit bir iş. İşimizin çok kolay olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bırakacağız mı? Bırakmayacağız mı?
Şimdi Sayın Halıcı’nın söylediklerinin bizden farklı olduğu algısı oluşabilir. Ben öyle düşünmüyorum.Sadece üslup farkımız var.Ama söylenen şeylere katılmamak mümkün değil.Bazı konularda ben eminim ki; yeterli bilgilendirmeyi yapamamışız.Bazılarında bir şeyler yaptık.
Kısa kısa değinmek istiyorum;
Bağımsız kuruluşlar konusunda farklı düşündüğümüz söylemek isterim. Hiçbir kurum bağımsız değildir. Nasıl? Eğer kamu kaynağı kullanıyorsa her kurum bağımlıdır. Telkoder bağımsız bir kuruluştur. Bizden ne para ister ne pul ister. Bana göre, benim anlayışım bu. Bu bağımlılık, gel ben ne diyorsam onu yap anlamına gelmemeli. İşini yaparken önündeki mevzuata göre iş yapacak, ben zaten bunlara baskı yapsam da yapmaz. Hepsi garantici bunların. Öyle, memur garanticidir. Bunda da ayıplanacak bir şey yok. Müfettişi var, mahkemesi var, bilmem nesi var. Tedbirini alacak ama bunun işleri tıkamaya, engellemeye dönüşmemesi lazım.
Biz arkadaşlarımızla hakikaten uygar bir diyalog içinde şöyle çalışıyoruz. Diyoruz ki; arkadaş bir düzenleme ihtiyacı var. Bir kere düzenleme ihtiyaçlarıı onlardan geliyor, benden değil, onu söyleyeyim. Benden gelen nedir?
Ben diyorum ki; kardeşim 4. Nesili verelim mi acaba?. Nasıl, ortam müsait mi?
Türkiye için faydalı mı değil mi?
Erken mi, geç mi?
Bu ve benzeri ara stratejileri başlatıyoruz süreçleri veya bir yasal düzenleme ihtiyacı doğuyor toplumda. O da yine aşağıdan yukarıya geliyor. Sivil Toplum Kuruluşları’ndan geliyor ve bunları derleyip toparlıyoruz. Yapalım mı, böyle bir düzenlemeyi yapmayalım mı noktasını istişare ediyoruz, müzakere ediyoruz. Biz adımı atıyoruz, onlar adına. Ama ikincil düzenlemelerde, denetlemelerde asla ve asla bizim doğrudan veya dolaylı hiçbir müdahalemiz olamaz.
Bana göre mevcut şartlar içerisinde en uyumlu, en iyi çalışan siyasi irade ile kurumların başında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurum’u gelir. Biz bu kültürü yerleştirdik. Bu yapı Türkiye yönetim sistemine uygun bir yapı değil. Bundan vazgeçen ülkeler de var. Yavaş yavaş vazgeçiyor. Bazıları konsolide ediyor, tekrar siyasi iradenin bünyesine alıyor. Bunlarda yapılıyor. Ama böyle bir teknik kuruluşun mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum. Aksayan yanları var. Şimdi bizim idari yargı sistemimizin, adli yargı sistemimizin, devlet yönetim yapımızın 150 yıldan 50 yıla varan bir geçmişi var. Bir kurumsal hafızası birikimi var. Bunların daha 10–12 yıllık geçmişi var. Bazı aksaklıkların yaşanması da gayet doğaldır.
Rekabette tam istediğimiz noktada değiliz. Ama 2005’ten beri ciddi bir mesafe aldık. Orada da yine görev bize düşüyor. Rekabet Kurumu’na düşüyor. Yani etkin piyasa gücüne sahip olanlara zaman zaman kısıtlayıcı tedbirler almak diğerlerinin tabiri caizse tüylenmesini sağlamak. Bunu da biz yapacağız. Ama bütün bunları yaparken vatandaşın beklentisi bizim için en önemli önceliktir. Bu işten, ben arkadaşlara şunu söylerim; kardeşim bu işi yapıyorsunuz, bir karar getiriyorlar, bundan vatandaş ne kazanıyor, ne kaybediyor, bunu bana söyleyin önce. Vatandaşın kaybı varsa diğerleri beni ilgilendirmez. Ben o işe geçiş vermem. Bakış açısı budur. Burada da çok net. Fakat bu noktada biraz zamana ihtiyacımız var. Bu işi tamamen çözebilen yoktur? Var, bir küçük çekişmesi daima vardır. Etkin kamu idaresi de bunun için vardır. Bu dengeyi kurmakla mükellefiz, mecburuz.
Düzenlemelerle ilgili bence altyapı regülâsyonları, düzenlemelerinde bir sorunumuz yok. Büyük oranda yaptık. Ama içeriğin sevk ve idaresi içerik kaynaklı toplumsal sorunlar, hukuki sorunlar, ekonomik sorunların gittikçe büyüdüğünü görüyoruz.
İşte, e-ticaret artırıyor, internetin yasadışı yollarda kullanılması artırıyor. Ulusal siber güvenlik ile ilgili tehditler artıyor, bilgilerin verilerin muhafaza edilmesi, istem dışı bilgilerin paylaşılması gibi konular herkesin gündeminde, sadece Türkiye’nin değil. Burada da küresel bir mücadele yöntemi lazım. Çünkü burada suçun işlendiği alan hükümranlık alanı Türkiye’yle sınırlı değil. Başka bir ülkede yapılabiliyor, Türkiye’de bunun mağdurları olabiliyor. Bu konuda da adımlar attık. Avrupa konseyi siber suçlar sözleşmesini imzaladık.
Ülkemizde özellikle çocukları istismardan koruyacak düzenlemeyi ilk defa yapan ülkelerin başında geliyoruz. İnternet Geliştirme Kurulumuz bu konuda bize fikirler üretiyor. Toplumun nabzını tutuyor ve önerilerini değerlendiriyoruz.
Geçiş haklarını konuştuk. Bu konuda hem fikiriz. Vergiler, hem fikiriz. Ama bu işin çok kolay bir iş olduğunu söyleyemeyiz. Burada mesafe almadık değil. Bakın Türkiye en çetin krizi yaşarken, 2009 Martında biz sabitte ve mobilde internet üzerinden vergiyi düşürdük. %5’e düşürdük. %25-%15’ten %5’e düşürdük. Dedik ki; madem hepsinde yapamıyoruz, en azından veri de bunu yapalım. Bakın bir senede toplam ciro içerisindeki sesin payı %15’tir.%60’ların altına düştü. Veri artıyor. Gelecek veri naklinde. Onun için de bu vergi kaynaklı olumsuzluklar da kısa vadede vergiyi düşüremesek bile aslında bizim yaptığımız düzenlemeyle olumlu yönde seyrettiğini ifade edebiliriz.
Evrensel hizmet aslında Türkiye’nin çok zamanlıca yaptığı bir iştir. Tam serbestleştirmeyle eş zamanlı yapıldı ve birçok ülkeyle de hakikaten ilgi ile izleniyor. Türkiye’nin evrensel hizmet uygulamaları çok ilgi çekiyor. Biz, eğitim ağırlıklı kullanıyoruz. Bilgi toplumuna dönüşüm ağırlıklı olarak evrensel hizmeti kullanıyoruz. Bence bu da doğru bir politikadır. Çünkü diyoruz, önce gençlerden başlayalım, bilgisayar okuryazarlığını, ondan sonra da daha büyük nesillere doğru taşıyalım. Bu politikamız meyvelerini de veriyor.
Bugün Fatih Projesi dünyanın bilişim destekli eğitimdeki en büyük projesidir. Bu projede de evrensel hizmet devreye giriyor. Daha buna gelinceye kadar bilgisayar sınıfları, umuma ait yerlerde internet erişim merkezleri, bütün okulların, bütün yurtların internet ücretinin bedava yapılması ve buna benzer bir çok konu evrensel hizmetle bugüne kadar desteklenmiş konudur. Bakın bugünlerde ihaleye çıkıyoruz, belki de çıktık. 2128 noktada baz istasyonu yapacağız. Yani kapsama alanı olmayan bu kadar yer kaldı Türkiye’de. Bunun da bedelini evrensel hizmetten karşılayacağız. İşletmeleri görevlendirdik , onlar yapacak.Bu da nedir? Sayısal uçurumu azaltmak, ortadan kaldırmak.
Buna benzer 10 bin okulumuza kablo gitmiyor. Baz istasyonu yok. Genişbant indirdik. Ne ile indirdik? Uydudan indirdik. VSAT’la indirdik, 5500üne. Geri kalanına da WİMAX teknolojisi için sadece Kurum buna bir karar aldı ve bir frekans tahsis etti ve orada onu kullandık. Bunlar tabi evrensel hizmetin anlamlı uygulamaları olarak var. Maksat dışı bir yerde kullandık. Ulaşımı sadece deniz yoluyla yapılan adalara evrensel hizmetten para veriyoruz. O zaman bunu yadırgadılar. O da benim kabahatim. Çanakkale’ye gittim Bozcaada’ya ulaşım yok. Gökçeada’ya ulaşım yok. Olur mu böyle bir şey? Çanakkale geçilmez dedik ama o zaman başkaydı bu zaman başka. Aradık taradık bir çare bulamadık. O ara kanun geçiyordu kaptırdık. Oraya koyduk, bir şey değil yılda 5 milyon. Helal-i hoş olsun. Ama o kadar mutlu ki insanlar. 1 yılda Gökçeada’ya gelenlerin sayısında 15 kattan fazla artış oldu. 250bin insan gidiyor.
Şimdi bu evlere internet bu bizim çok iddialı bir hedefimiz. Bunu evrensel hizmet kapsamına almak şu anda bence altından kalkacağımız bir iş değil. Ama bunun yerine biz oraya 1 GB hedef, minimum. Daha yukarıda da olabilir. Burayla her evin kapısını çalabilirsek bence bunu evrensel hizmetin içine almaktan daha önemli.
En pahalı hizmet olmayan hizmettir. En kalitesiz hizmette bedelini başkalarının ödediği hizmettir. Herkes bedel ödeyecek. Birisi ödemiyorsa onu başkası mutlaka katlayarak fazla fazla ödeyecektir. Kaçak elektrik Türkiye’nin sorunu. Bedelini başkaları ödüyor. Bunu yapmak yerine herkese götürelim. O zaman çok daha adil ve doğru bir iş yapmış oluruz, diye düşünüyorum.
İnternetin güvenli kullanılması, haberleşmenin gizliliği. Bunlar anayasal gereklerdir. Bunların altyapısı da var aslında. Türkiye’de yasal altyapı sorunu yok. Birçok alanda çıkarılan kanunların uygulamasıyla ilgili eksiklerimiz var. Bunu Avrupa birliği de sık sık söylüyor. Kanun düzenleme işinde belki birçok ülkeden fazla kanun çıkarıyoruz. Ama kanunları hayata geçirmek apayrı bir kültürdür. Apayrı bir altyapı meselesidir. Bir anlayış meselesidir. Bu da ne iktidarın ne muhalefetin sorunudur. Bu bizim zihinsel sorunumuz, toplumsal sorunumuzdur. Bunu mutlaka aşmamız lazım. Kanunlara uyanlarla uymayanlar aynı muameleyi görürse bu alanda mesafe kat edemeyiz. Etkin denetim burada işin içine giriyor. Bunu yapacak kurumlar da belli.
Bakın Türkiye’de her kanunun uygulamasını denetleyen kurum bellidir. Bir bakanlıktır. İki tane yok. Kolluk kuvveti olan bakanlıklardır veya vergiyle ilgiliyse vergi denetimleri vs. Biz karayolu taşıma kanunu çıkardık. Denetim istasyonları, belge denetimi vs. Baktık bir şey olmuyor. Bir ton belge çıkarttık, hiç kimsenin memnun olmadığını gördük. “Dünyanın parasını ödüyoruz belge alıyoruz, ama onun belgesi yok. Ne oluyor, ben bir fark görmüyorum. Ne taşıma fiyatım arttı, ne de arabamı yenileyebildim. Hiçbir şey olmadı.” Baktık doğru söylüyor adam. Tuttuk özel kanun çıkardık. Daha doğrusu kanun çıkmadan başladık denetlemeye. Hemen bir idari yargıdan karar çıktı.”Siz denetleme yapamazsınız”. Peki, ne olacak? “Yasa çıkartın.”
Şimdi 2500 tane elemanımız var. Her şeyi denetliyorlar. Herkes memnun. Denetlenmekten memnun. Niye? Çünkü adaletsizlik ortadan kalkıyor. “Ben sorumlu vatandaşım. Sorumluluğumu daha çok hissediyorum. Her şeyi yerli yerinde yapıyorum ama bir şey olmaz deyip yola çıkan aynı muameleyi görüyor.” Ona izin vermememiz lazım. Onu biz bir örnek olarak başardık. Kara taşımacılığının denetlenmesiyle ilgili bunu başardık. Bir kanunun ne kadar etkin denetlendiğini gösterdik. Bunun bütün alanlarda yapılması lazım. Belki böyle bir ihtiyaç olmadan yapılması lazım. Ama olmuyor. O halde olacak şartları hazırlamak da yine bizim boynumuzun borcudur.
Tabi mükemmel iyinin düşmanıdır. Biz hiçbir zaman mükemmeli bulalım diye iyiyi yapmayalım, bekleyelim demedik. Bazen acemice, bazen kararlı şekilde bir çok şey yaptık. Bunu biz yaptık demiyorum. Burada herkesin payı var. Telkoder’in payı var, diğer sivil toplum kuruluşlarının payı var, oyuncuların payı var. Bakın bu bütün söylediklerime rağmen hiçbir paydaş bize karşı açıkça tavır almadı, cephe almadı. Bakın bu bizden korktuğundan değil. Bu diyalogu kurduk biz. İletişimi kurduk. Daima online olduk. Onun için de hakikaten birçok şey yapıldı. Ama bu alan çok hızlı gelişen bir alan. Her an yeni bir şey geliyor gündeme. Ona da bakmak lazım.
Çok inanıyorum, bilgi iletişim sektörü bu alan Türkiye’nin geleceğidir, kurtuluşudur. Az önce onu söylüyordum. 60 bin çağrı merkezinde Anadolu’nun 25 vilayetinde iş sahibi olan gençler var. Onları görünce mutluluğum bir kat artıyor. Şöyle bir kaba hesap yaptık. 250 milyon harcama yaptık buraları kurmak için. 60 bin kişiye iş veriyoruz. Eğer biz bir sanayi tesisi kurarak bunu yapsaydık 2,5 milyar minimum para harcamamız lazımdı. İşte Türkiye’nin önünde önemli fırsatlardan biri de budur.
AR-GE yönetmeliğimiz hazır. Yeni yıldan itibaren genel AR-GE teşviklerine ilaveten biz Bakanlık olarak bilişimi desteklemek için AR-GE fonunu oluşturduk ve kullandırmaya başlayacağız. Bu, inanıyorum ki o alandaki araştırmayı geliştirmeyi, ürün çeşitliliğini artıracak.
Maalesef teknolojiyi en önce satın alıp kullanan ülkeyiz. Teknolojiyi yapan değil. Teknolojinin kullanımından kaynak transfer eden bir ülkeyiz. Bunun mutlaka değişmesi lazım. Burada da hepimize görev düşüyor. O paylaşım siteleri, arama motorları vs. bunların çok haksız yere gelip hazıra konup büyük paralar kazandığını da biliyoruz. Bu konuda da boş durmuyoruz ama yemediğimiz dayak da kalmıyor. Bu toplum algısını değiştirmek zor bir şey.
Ben, kardeşim siz burada çok para kazanıyorsunuz, gelin buraya dükkan açın, vergi dairesine gidin, deyince bombardıman ettiler beni paylaşım siteleri. Sen Maliye Bakanı mısın? Sana ne? El insaf! Kötü bir şey mi dedik? Bedavadan para kazanıyor adam.
Geçenlerde de dedim. Her yeri arıyor, bir tek vergi dairelerini aramıyor bu arama motorları. Ona da bozulmuşlar. Arayacak kardeşim. Öyle bir şey yok. Başkasının yaptığı altyapıdan hizmetten emekten, zahmetsiz yemek olmaz. Mutlaka geleceksin selam vereceksin, vergini vereceksin, güzel güzel çalışacaksın. Geliyorlar, yavaş yavaş. Onlar da işin arkasının sıkı olduğunu anladılar.
Tekrar 10. yılınızı tebrik ediyorum. 7. Olağan Genel Kurulu’nuzu tebrik ediyorum.
Yusuf beyi seçin tekrar. İyi bir arkadaştır. Bizimle siyasi fikir birliği yok, aynı değildir. Ama iyi arkadaştır.
Teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.



Kaynak : 