Bu hikayenin önceki bölümlerini
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 1
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 2
- Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 3
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
“Almanların meşhur Büyük Bertha’sı gibi mi?”
“Evet, tam onun gibi. Biz İngilizlerin onunla hoş olmayan anılarımız var ama benzetme doğru. Kuantum bilgisayarı çok güçlüdür ama onun da atış yapması için bir ön hazırlık devresi gerekir. Bize iki gün süre vermenizi rica ediyorum, Pythia’nın hazırlanması için. Siz de bu arada Londra’yı gezersiniz. Sadece British Museum bile bir insanın iki yılını alabilir”
“Teşekkür ederim, tavsiyenizi dikkate alacağım”
Rektörün onaylayan bakışları altında iki milyon dolarlık çeki imzalayıp uzatıyorum.
“Buyurun, minnettarlığımın küçük bir ifadesi”
Rektör çeki gülümseyerek alıyor.
“Pandora’ya hak vermemek elde değil. İnsan merakını yenmek için her bedeli ödemeye hazır gibi”
“Evet” diyorum. “Kutunun içinden ne beklediğinize de bağlı bu”
–0—
İngiltere’nin neredeyse bulutlara değecek yeşil ovalarının arasında arabayla gidiyoruz. Direksiyonun sağda olmasına hala alışamadım, sol elle vites değiştirmek çok zor. Uzakta görünen devasa tesisi parmağımla gösteriyorum.
“İşte buraya gidiyoruz”
“Bu ne şimdi?”
“Bir bilgisayar”
“Bilgisayar mı?”
“Evet bir bilgisayar. Dünyanın en güçlü bilgisayarı.“
“Hayatta inanmam, bu daha çok şeye benziyor, Petkim gibi”
“Bir kimya tesisine değil mi? Evet öyle gözüküyor. Aslında bir kimya tesisi de diyebiliriz ama bu bir bilgisayar, kuantum bilgisayarı.”
“Kuantum bilgisayarı mı? yeni bir marka mı? Hani HAL gibi falan.”
Gülüyorum. “Hayır, hayır, bu bambaşka bir şey.“
Kafası iyice karışmış karım arabanın camından tekrar dışarı bakıyor. Hidrojen tankları, birbirinin içine girmiş uzun boruların oluşturduğu karmaşa ve biraz uzaktan çıkan buharıyla bir petrokimya tesisinden farklı olmayan Kuantum bilgisayarına bakıyor.
“İyi de bu bilgisayarın klavyesiyle, ekranı nerede?”
İster istemez kahkahalarla gülmeye başlıyorum.
Karım gülmeme kızıyor. “Gülme ama, hiç böyle bilgisayar olur mu?”
Londra’dan kiraladığımız arabayı girişin hemen önündeki güvenlik kulübesinin önünde durduruyorum. Girişin hemen yan tarafında ufak bir platin plaket üzerinde “The University of Oxford, Quantum Computing Research Center” yazıyor. Çok alçakgönüllü bir plaket. Camı açıp güvenlik görevlisine isimlerimizi söylüyorum,
“Mehmet Emin Arı ve Suna Arı, randevumuz vardı.”
Bu hikayenin devamını Bir Bölü Sıfır Eşittir Mavi Bilye – 5 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 