2001 yılından beri turk-internet.com’da yazılar yayınlıyorum. Amacım, bu sektörün içinden birisi olarak, gerçekleri, tarafsız bir gözle dile getirmek. Bu yazıların bazılarına zaman zaman gerek şirketlerden, gerekse kişilerden açıklamalar geliyor.
Yazdıklarımın tartışma yaratması ya da karşı cevap verilmesi beni gerçekten memnun ediyor çünkü, bir şeyleri açmamız demek, doğru yola yaklaşmak için tartışmamız, görüşlerimizi ortaya koymak anlamına geliyor. Bu nedenle bana gönderilen okuyucu maillerini “yanlış bilgiler ya da birilerine hakaret iöermediği sürece”, yayınlamayı bir prensip olarak kabul ettim. İşte son 1 aylık değerlendirmeme, önce Türk Telekom’dan sonra da bir kapsamiçi çalışandan cevap geldi. Kapsam içi okuyucumun değerlendirmesini aşağıda (ufak bir kelime değişikliği hariç) aynen yayınlıyorum.
İyi günler Serdar Bey.
Ben küçük bir Anadolu kentinde Kapsam İçi (Sendikalı) personel olarak çalışmakta olup, öncelikle uzun zamandan beri yazılarınızı takip ediyorum. Tarafsız, objektif ve gerçekçi değerlendirmelerinizden dolayı size teşekkür ederim.
“Grevin 1 Ayı Biterken, Durum Nasıl?” adlı yazı dizinizde de yine olayları gerçek yönleriyle değerlendirmişsiniz. Bu sürecin öncesi, yaşanan 1 ay ve sonrası hakkında bir değerlendirme de ben yapmak istedim. Umarım bu yazıya köşenizde yer veririsiniz.
Özelleştirmenin gerçek amacından uzak olarak özelleştirilen Türk Telekom’da elbette ki bu sürece hemen gelinmedi, senelerin birikimi. Bu süreçte Şirket, Sendika, Yönetici, Çalışan ve Devlet olarak herkesin sorumluluğu ve hataları var. Sendika özelleştirmeye hep pembe tablo çizdi, gerçekleri örtbas etti, popülist yaklaşımlarla süreci görmezden geldi, belki de görmek istemiyordu. Özelleştirme son aşamasına gelinmiş ihale süreci başlamış, sendika yöneticileri halan daha “satamazlar, edemezler, böyle keseriz, böyle asarız gibi boş söylemlerle olayı hafife aldılar. Çalışanlar hiç bir şeyi düşünmedi ve özveriden uzak, alacakları 3-5 kuruşun hesabını yaparak onlarda gerçekleri ve gelecekte yaşananları tahmin bile edemedi. Şirketteki üst düzey yöneticiler de geleceği tam olarak kestiremedi ve sadece günü kurtarmak için kendi lehlerine olan kanun ve yönetmelikleri çıkarmakla uğraştılar. Devlete gelince, o da gelecek hesabı yapmadan kurumun önemini, stratejisini ve değerini hesap etmeden Kurumun Ülkemiz açısından değerini, %55’inin satılmasıyla ileride karşılaşılacak olan sorunları hesap etmeden özelleştirdi. Kısacası top yekûn el ele vererek kurumu özelleştirdik.
Gelelim VI. Dönem Toplu İş Sözleşmesi ve greve. Sendika yine olayın ciddiyetini anlayamadı. Genel Başkan karşısında özel bir şirket olduğunun hesabını yapmamış olsa gerek ki; 2006 yılında birçok ilde yaptığı konuşmalarda ücret konusunda, çalışma koşullarında, kısacası sözleşme ile ilgili Şirketin kabul etmeyeceği ücret ve konularda vaatlerde bulundu. 22 Temmuzda yapılan seçim belki bir fırsattı ancak 28 Şubattan sonra başlamış olan sözleşme süreci bana göre Şirket tarafından bilinçli olarak Genel seçimlerde sonraya bırakıldı. (Hava-İş bu süreci iyi kullanarak aşağı yukarı bir sonuç aldı) Çünkü seçimden çıkacak sonuç onlar içinde önemliydi, başka bir hükümet olmuş olsaydı sözleşme süreci bu noktaya gelmezdi. Elbette ki birçok eksikler, hatalar ve yanlışlar var, ancak Sendika daha önce greve gidilmediği için eksiklerimiz var diyor, bana göre bu daha hatalı bir yaklaşım çünkü bu iş çocuk oyuncağı değil ve ciddi bir işe kalkışıyorsan bu konuda eksikliğin varsa profesyonel destek alman daha doğru olmaz mıydı?
Şirket tarafından bakacak olursak; Şirket 22 Temmuz sonrası tam istediği gibi bir sonuç çıkınca greve gitmeyi ister gibi bir sözleşme süreci başlattı. 15 Ekim akşamına kadar 20’nin üzerinde anlaşılamayan maddelerden biri olan ücret konusunda bile net bir rakam vermiş değildi. Aslında işin gerçek yüzünü sözleşme masasına oturan insanlardan başkası da bilmiyor ya. Hem şirket hem de sendika yöneticileri masada yaşanan ve konuşulan olayları bir sır gibi saklamaları ve işi sadece getirip ücrete bağlamaları ayrı bir muamma. Şirket yöneticileri süreci greve götürerek bazı şeyleri görmeyi, şirketin personel durumunu ve büyük bir ihtimalle yapılacak olan taşeronlaşma için bir ölçüde fikir edinmeyi düşündü ve süreci greve taşıdı.
Grev sürecinde ise zaten Hükümet desteği tartışılmaz Şirket lehineydi, grevin ilk günü yaptıkları basın açıklamasıyla “sendikalı personellerin sabotaj yaptıklarını ima ederek, personel zaten 2.400,00.-YTL maaş alıyorlar, daha ne istiyorlar” diyerek kamuoyu tepkilerini de personele yönlendirerek olayı ilk gün grevi Şirket kendi lehine çevirdi. Basını çok iyi kullandı. Fakat 02.11.2007 tarihli Milliyet gazetesinde bir köşe yazarıyla yapığı söyleşide Pazarlama Direktörü Eren Demircan greve giden 25.000 personelin Şirkete maliyetinin dikkat edin lütfen “maliyetinin” 50.000.000,00.-YTL olduğunu bu konuda Şirketin karı olduğunu söylemiş. Şimdi Genel Müdür yardımcısı ve İnsan Kaynakları Direktörü 2.400,00.-YTL maaş alıyor diyor, Pazarlama Direktörü 25.000 personelin Şirkete maliyeti 50.000.000,00.-YTL diyor. Bu ifadelerin hangisi doğru? Çünkü aralarında bayağı bir fark var. Bir başka konu Kapsam dışı ve grev dışı kalan personellerin şirket tarafından ısrarla çalıştırılmaları, hatta bazı Bölge Çalışma Müdürlüklerinden bu insanların birçok işte çalıştırılamaz denilmesine rağmen halen daha aynı uygulamalara devam edilmesi ki buda pekiyi niyet sayılmaz. Ayrıca son günlerde Sayın Genel Müdür tarafından 12 sayfalık bir mektup yayınlanmış fakat orda dahi sözleşmede anlaşma sağlanamayan diğer maddelerden yine bahsedilmemiş.
Hükümet tarafı ise evlere şenlik zaten son zamanlarda yaşanan terör ve güvenlik olayları nedeniyle eli ayağı dolaşmış durumda, fakat bu kadar önemli bir konuda duyarsız kalması da düşündürücü oluyor. Hatta geçen Kuzey Irak’a gitmek üzere havalanan F-16’lar telefon arızaları nedeniyle iniş yapmak zorunda kaldı diye bir haber vardı. Aslında Ülkemizin Güzide! Basını bazen kendi yaptıkları sorumsuz, menfaatçi, yalan, asılsız ve asparagas haberleri kendi ayaklarına dolaşıyor. Peki olaylar bu kadar ciddi ise, bir telefon arızasıyla F-16’lar uçamıyorsa bu sayın güzide basın! %55’i yabancılara satılmış bir kurumun yarın maazallah olası bir savaş vb. süreçte yaşanabilecekleri hesap etmek yerine, bu konuda yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak yerine sadece ve sadece rant ve menfaat uğruna Türk Telekom çalışanlarını vatan haini ilan etmek gayreti içinde olurlar onu da anlamış değilim.
Sendikaya gelince ebetteki eksikleri, yanlışları var. Hele hele akli selimden uzak, hukuki olmayan olaylara çanak tutarcasına yapılan açıklamalar zaten gözlerin üzerimizde olduğu bu günlerde iyice tepkilere yol açtı. Sabotaj konusunda grev öncesi ve grevin ilk günlerinde kesinlikle üyeleri uyarmalı, kamuoyuna açık bir şekilde sabotaj vb. olayların kesinlikle yapılmayacağını, ola ki kontrol dışı yapılacak olası bir kanunsuz olaya karışanlara sendika olarak sahip çıkılmayacağını, gerekirse yaptırım uygulayacağını açıklamalıydı. Son zamanlarda bunu yaptılar ama tabiî ki geç kalındı, çünkü hukuki bir hakkımızı kullanırken kanun dışı yapılan, beklide birçoğunu grevle ilişkilendirilemeyecek olaylar tamamen üzerimize mal edildi ve hatta birçok kesim tarafından vatan hainliği ile itham edildik. Fakat şu iyi bilinmelidir ki; Şuan grevde olan 25-26.000 kişinin %90-95’i bizleri vatan hainliği ile itham eden insanlardan çok daha fazla vatan sever, milliyetçi ve dürüsttür. Bu olayları bilinçli olan hiçbir insan yapmaz ve tasvip etmez.
Sayın Güçlü “Grevin 1 Ayı Biterken, Durum Nasıl?” adlı yazı dizinizin 2. bölümünde kapsam dışı bir personelin yazısına yer vermişsiniz. O insanı tanımayı gerçekten çok isterdim. Çünkü bu arkadaş kapsam dışı olduğuna göre eğer çalıştığı yer bakımından K/D değilse belli bir eğitim seviyesi vardır. Gerçi Ülkemizdeki eğitim sistemi ve okulların durumu böyle iken ve de tüm kurumlarımızdaki eğitimli sanılan personelin eğitimleri ve ne şekilde diploma aldıkları, bu sözüm ona diplomalı insanların unvan ve makamları hangi şartlarda aldıkları (istisnalar hariç) başlı başına bir çelişki ve muamma. Bu arkadaş da ya konuyu tam bilmiyor ya da bu olayı saptırmaya çalışıyor. Çünkü Telekom’da çalışan hiçbir kimsenin maaşının az olduğunu söylemesi mümkün değil ve kabul edilemez. Ancak bildiğimiz kadarıyla sendikanın ücret konusunda talebi kapsam dışı ve kapsam içi olarak eşit unvana ve eşit işe aynı ücret. (Mesela 10 yıllık K/D memur ile 10 yıllık K/İ memur aynı ücreti alması gibi) Yoksa diğer kamu kurumlarına göre elbette ki bizden az alanda var, fazla alanda var. Onlarla kıyaslamamız söz konusu değil. Acaba bu arkadaş neden hiç kendi ücretinden, pozisyonundan ve ünvanından bahsetmemiş. Ücretleri özel sektör ile kıyaslarken üst düzey yönetici veya kalifiye elemanlar dışındaki personelin asgari ücret veya biraz üzerinde ücret aldığını söylemiş. Acaba bu arkadaş kendini hangi kategoriye sokuyor? Diğer açıklamaları ve başkalarının ifadelerini açıklaması apayrı bir vahamet. Bu arkadaşla tanışmayı ve kuruma katkılarını öğrenmeyi çok isterdim.
Sonuç olarak Telekom’da ister özelleşmeden önce ister özelleşmeden sonra, ister grev öncesi ister grev sonrası yaşananlarda herkesin ama herkesin hatası ve eksikleri vardır. Kimse kimseyi suçlamamalı. Bu saatten sonra gelinen noktadan ve yaşananlardan bir ders alınmalı, bu sorunun herkesin memnun olabileceği ve kimsenin zarar görmeyeceği şekilde çözümüne gidilmeli. Çünkü yaşanan süreç gösterdi ki bu kurum bir aile ve herkes bu ailenin bir bireyi. Ama şu da unutulmamalıdır ki hiçbir kimse olmazsa olmaz değildir. Herkesin bir alternatifi vardır. Özellikle yukarıdaki K/D arkadaş gibi kendini farklı konumda görmemeli.
Saygılarımla…



Kaynak : 