Makalenin ilk bölümüne burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Günümüzdeki sorunlar
On beşinci yıldönümünü kutlamakta olan Debian projesi üyeleri geçmişte yaşadıkları başarıları gururla seyrediyor olabilirler. Ancak pek çok iç sorun varlığını sürdürmekte.
Michlmayr “Önemi gittikçe artan bir soru, temel olarak gönüllülük ilkesiyle çalışmakta olan Debian ve benzeri projelerin ticari şirketlerin her geçen gün daha fazla katkı sağladıkları projeler karşısında nasıl ayakta kalacakları sorusudur. Bu rakip projelere yetişmeye çalıştığımız pek çok alan söz konusu,” diyor. Michlmayr diğer taraftan Debian’ın pek çok proje ve dağıtımdan önde olduğu (şifreli kökler için yükleme desteği gibi) veya diğer dağıtımların henüz yanına bile yaklaşamadıkları (Network Eklemeli Depolama – Network Attached Storage aygıtları gibi) alanlar olduğunu da sözlerine ekliyor.
Daha ciddi olan soru ise Debian’ın büyümeyi daha ne kadar sürdürebileceği sorusu. Murdock projenin doğal limitlerine ulaştığını sandıkları birkaç vakayı hatırlıyor ancak şu anki boyutları düşünüldüğünde Debian’ın bu sektördeki pek çok firmadan çok daha büyük olduğu ve büyümenin daha fazla devam edeceğinin herkesçe kabul görmediği oldukça aşikar.
McIntyre “bu büyük boyutlara karşın hala işin çoğunu bireylere veya küçük takımlara bölüştürmek konusunda oldukça başarılıyız,” diyor. “Ancak proje büyümeye devam ettikçe iletişimin getirdiği yük ve masraflar çok daha büyük bir sorun halini alabilir. Ve elbette ki gittikçe artan miktarda kaynak kullandıkça ve sistemimizi desteklemek üzere her geçen gün daha fazla takım oluşturdukça, bunları koordine edebilmek için gerekli olan iş yükü de büyümeyi sürdürecektir.”
Aslına bakarsanız Murdock Debian’ın boyutları nedeniyle şimdiden hatırı sayılır bir biçimde kısıtlanmakta olduğunu ileri sürüyor. Murdock “Debian büyüdükçe herhangi bir büyük şirketinsahip olduğu negatif karakteristiklere bürünmeye başladı bile,” diyor. “Projede bir bürokrasi söz konusu olmaya başladı ve kırtasiye işleri de aldı başını yürüdü.” Murdock bu konuya bir örnek olarak bireylerin resmi birer geliştirici olabilmek için beklemek zorunda kaldıkları uzayıp giden süreçlere dikkat çekiyor.
Murdock daha spesifik olmak gerekirse Debian’ın “en büyük zayıf noktası” olarak projenin bir yandan büyüme konusunu idare etmeye çalıştığını ve ideallerini korumaya çalıştığını ancak bunları yaparken diğer taraftan da “ateşli lider figürü” olarak tanımladığı, etkin bir biçimde karar alabilen ve bir yandan grubu bir arada tutarken diğer yandan da projeyi belirli bir zaman çizelgesi dahilinde götürmeyi başarabilecek yardımsever diktatöre olan ilgi ve heyecanı koruyamadığını belirtiyor.
Murdock böylesi bir liderin, bahsi geçen ister bir şirket isterse de bir açık kaynak projesi olsun vazgeçilmez bir unsur olduğunu ileri sürüyor. “Ancak böyle bir lider karakter varken projenin açıklık tercihini koruması ve ana politika olarak oybirliği ilkesini sürdürmesi oldukça zor olacaktır.” Belki de ticari olmayan bir proje olma konusunda ilkelerinden taviz vermeyen bir yapı olarak Debian’ın böyle etkin bir karar alma mekanizmasına kar amaçlı bir kurum kadar ihtiyacı yoktur.
Debian’ı Bekleyen Problemler
Sonuç olarak Murdock bu konuda haklı olabilir. Zira Debian temelli olan Ubuntu’nun, Murdock’ın tanımladığı yardımsever diktatör figürü olan Mark Shuttleworth liderliğinde popülerlik konusunda Debian’ı çok geride bıraktığı görülüyor. Düzenli gerçekleşen yeni sürümler ve Canonical formundaki ticari kol, pek çok yazılım kullanıcısı için Debian’ın sunduğu katılımcı demokrasi modelinden çok daha güven verici gelmiş olabilir.
Murdock Ubuntu’nun popülerliğinin – ve kendi ifadesine göre Knoppix ve Damn Small Linux gibi Debian’dan türeyen diğer bazı özelleşmiş dağıtımların popülerliklerinin – Debian’ın rolünün değişmekte olduğunun habercisi olabileceğini ifade ediyor. Debian projesi kullanıcıların tercih ettikleri bir dağıtım olmaktansa daha fazla kullanıcı odaklı olan diğer dağıtımlar için bir tedarik kaynağına dönüşebilir. Paketlerinin dayanıklılığının yanı sıra paketleme formatının .RPM formatı gibi bölümlere ayrılmış olmaması Debian’ı bu rol için biçilmiş kaftan haline getiriyor.
Diğer yandan Michlmayr Debian ve Ubuntu’ya “tamamlayıcı” demekle doğru bir şeyi ifade ediyor olabilir. Debian’ın ticari olmayan değerlerini içlerinde taşıyan kullanıcılar Debian’ı tercih etmeye devam ederlerken, en son sürümleri tercih eden ve kullanıcı dostu olmaya daha fazla önem verenler de Ubuntu’ya doğru meyledeceklerdir.
Bu arada Debian’dan türeyen başka bir dağıtım olan GNewSense ve Blag gibi dağıtımlarların artması ile Debian’ın sahip olduğu “ücretsiz dağıtımlar arasındaki en ücretsiz dağıtım” olma şanı da tehlikeye düşmekte. Sektöre yeni adım atan bu iki yazılım için de geçerli olan temel mantıksal yaklaşım, bazı çekirdek sürücüler tarafından kullanılan müseccel kod bölümlerini ortadan kaldırmaları ve dolayısıyla da Debian, Ubuntu ve pek çok diğer dağıtımın olmadığı bir bağlamda “gerçekten” ücretsiz olmaları.
Debian’ın da şanını korumak için bu müseccel kod parçacıkları ile uğraşması gerekecektir. Belki bu parçaları kullanıcıların dağıtımı yükleyebilmek için bağışta bulunmaları gereken dolayısıyla da ücretsiz olmayan ambara taşıyarak bunu başarabilirler. Ancak – geçmişte de benzer konularda olduğu gibi – Debain’ın karar alma konusunda pek de acelesi varmış gibi gözükmüyor.
Michlmayr “En ücretsiz dağıtım olma fikrinin gerçekten de bizim amacımız doğrultusunda bir hedef olduğuna pek de ikna olduğumu söyleyemem,” diyor. “Felsefeniz ile bu felsefenizin uygulanabilirliği arasında iyi bir denge tutturmanız gereklidir. Özgürlük konusunda ne zaman tartışmaya başlasak Sosyal Sözleşmemizin dördüncü maddesinde yer alan “önceliğimiz kullanıcılarımız ve ücretsiz yazılımdır” maddesinin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda mutlaka sorularla karşılaşıyoruz. Debian elbette ki yüzde yüz ücretsiz olmayı hedeflemektedir ancak iş görüntü ve ses dosyalarına, dökümantasyona, belirli binary veri dosyalarına ve diğer bilgi formlarına geldiğinde özgürlüğün ne anlama geldiği konusunda hem Debian hem de tüm ücretsiz yazılım camiasının tartışması gereken çok şey olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda GNewSense son derece değerli bir dağıtımdır sorun hakkında çok daha fazla farkındalık oluşmasını sağlamaktadır.”
Benzer sorunlar Debian üzerindeki etkilerini çoktan göstermeye başladılar bile. McIntyre “Debian’ın direkt büyümesinin son birkaç yılda bir parça yavaşladığını söylemek sanıyorum yanlış olmayacaktır,” diyor ve ekliyor: “Ancak projeye katılan yeni geliştirici akımımız hala güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir ve hem büyümeyi hem de her zaman daha fazla sayıda paket almayı sürdürdüğümüz için bu paketlerle ilgilenecek yeni takımlar da oluşturmaya devam etmekteyiz.”
Bu birbirinden farklı görüşlerin ortak olarak ortaya koyabildikleri bir şey varsa o da Debian’ın rolünün değişmekte olduğu, ancak etkin bir dağıtım projesi olmayı da sürdüreceğidir. Yıllık olağan Debian konferansı DebCon’da yeni kullanıcı ve geliştiriciler ile buluşmasına ilişkin deneyimlerini şu sözlerle özetleyen McIntyre aynı zamanda projede yer alan hemen herkesin taşıdığı bir iyimserliği de gözler önüne seriyor: “Buradaki yeni arkadaşlarımızla konuştuğumda gördüm ki bu projeyi daha 15 yıl daha sürdürebilecek ve ilerilere taşıyabilecek bir ruh söz konusu. Böyle bir şeyi dünyalara değişmem.”



Kaynak : 