2024 Met Gala’sının ardından TikTok’ta başlayan ve hızla diğer sosyal medya platformlarına da yayılan “Blocklist2024” trendi, başta Gazze olmak üzere önemli sosyal, politik ve insani krizler hakkında konuşmayan veya harekete geçmeyen ünlülerin takipçileri tarafından engellenmesi çağrısını ifade ediyor. Trend, ünlülerin platformlarını sadece eğlence dünyasına özgü etkileşimlerin ötesinde hak savunuculuğu ve farkındalık için kullanmaları beklentisinin arttığını ve kamuya mal olmuş kişilerin algılanış şekli ile üzerlerine düşen sorumluluklarda bir değişim olduğunu vurguluyor.
Bu trendin tetikleyicisi, davetlilerden Hayley Bayley’in Marie Antoinette temalı kostümü ve bu kostümle çektiği ve sosyal medyada paylaştığı videoda Sofia Coppola’nın ‘Marie Antoinette’ filminden “Let them eat cake” (ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler) repliğini içeren bir ses parçasını kullanması oldu. Tarihsel olarak toplumdan kopuk aristokrasiyle özdeşleşen bu ifade, Met Gala‘nın şatafatı ve dünyada yaşanan sosyal eşitsizlikler dikkate alındığında özellikle duyarsız bulundu ve kısa sürede binlerce sosyal medya kullanıcısı tarafından Kardashianlar, Taylor Swift ve Beyonce gibi tanınmış figürlerin yer aldığı sürekli güncellenen engelleme listeleri oluşturuldu. Bu yazı yazıldığı sırada Kim Kardashian 3 milyonun üzerinde takipçi kaybetmişti bile. Bu dijital protesto biçimi, TikTok gibi platformlar üzerinden yayılan mesajın hızı ve küresel kapsamıyla, etkili kişilerin hesap verebilirliğini sağlamak için kamuoyunun kolektif gücünü ortaya koydu.
Bazı aktivistler bloklamanın da bir adım ötesine giderek, engellenen ünlülere ait ya da onlarla sponsorluk veya işbirliği içinde olan markalara karşı sepet terk etme eylemleri başlattılar. Kullanıcıların online mağazalarında alışveriş sepetlerini ürünlerle doldurmaları, ancak sonrasında bu ürünleri satın almaksızın siteden ayrılmaları üzerine kurulu olan bu yöntem şirketlerin envanter yönetimini ve satış tahminlerini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Normalde, müşterilerin sepetlerine ekledikleri ürünler satın alma niyeti gösterdiği için, bu ürünler stokta sayılır ve diğer müşterilere sunulmazken, dolu sepet terk edildiğinde, bu ürünler hâlâ stoklarda bekletilir ve gerçek satışa dönüşmez. Bu, özellikle popüler ürünlerin gereksiz yere rezerve edilmesine ve potansiyel müşterilerin bu ürünleri satın alamamasına yol açar. Şirketlerin mali stratejileri üzerinde de etkili olan bu strateji, özellikle dijital reklamcılık bütçelerinde israfa neden olabilir. Şirketler, genellikle alışveriş sepeti terk edilmiş müşterileri yeniden kazanmak için retargeting (yeniden hedefleme) reklamları kullanır. Ancak bu durumda, müşterilerin aslında zaten satın alma niyeti olmadığı için yapılan reklam harcamaları boşa gider. Ayrıca, gerçek müşteri davranışlarını ve terk edilmiş sepetlerin arkasındaki motivasyonları ayırt etmek zorlaştığından, pazarlama stratejilerinin ve envanter yönetiminin yanlış yönlendirilmesine sebep olabilir. Dolayısıyla bu taktik, şirketleri sadece mali olarak değil, aynı zamanda operasyonel ve stratejik açıdan da zorlayabilir.
Dijital aktivizm, yakın zamana kadar sadece bir “tık aktivizmi” (clicktivism) olarak eleştirilip çoğu zaman etkisiz olarak görülürken, günümüzde sosyal medya platformlarının küresel olaylara etkisi, bu üstten bakan algıyı değiştirdi. Örneğin, Filistin’in Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edilmesi ve BM’de ateşkes kararlarının alınması gibi önemli diplomatik süreçlerin tartışılmasında sosyal medyanın rolünü göz ardı etmek mümkün değil. Bu platformlar, geniş kitlelerle etkileşim kurarak uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor ve politik süreçleri şekillendirmede kritik bir rol oynuyor. Aynı şekilde özellikle ABD ve Avrupa’daki üniversite kampüslerinde gerçekleşen protestoların sosyal medya aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaşması, bu eylemlerin etkisini katlanarak artırıyor. Bu stratejiler, teknoloji, ticaret ve sosyal sorumluluk arasındaki karmaşık etkileşimleri açığa çıkarıyor ve bireyler ile grupların dijital araçları kullanarak geniş çaplı anlatıları nasıl etkileyebileceklerini ve toplumsal değişimi nasıl yönlendirebileceklerini gösteriyor.
Son olarak bu yeni dijital aktivizm hareketinde itici güç olan Z kuşağının da hakkını vermek gerek. Sıklıkla duyarsızlıkla suçlanmakla birlikte, aslında kendilerine pek de parlak olmayan bir dünya bırakıldığının farkında olan ve bu durumu değiştirmek için çeşitli yaratıcı yollar arayan bu nesil, internetin reklam tabanlı iş modellerini kullanarak, sosyal ve ekonomik sistemleri sorgulamakta ve bunlara meydan okumakta oldukça başarılı oldu. Özellikle dijital aktivizmde gösterdikleri beceri, reklam gelirlerine dayalı platformları, bu platformların amaçlarının tam tersine, toplumsal değişim aracı olarak kullanma şeklinde kendini gösterdi. Bu akıllıca manevra, Z kuşağının yalnızca var olan sistemleri eleştirmekle kalmayıp, aynı zamanda bu sistemleri kendi lehlerine nasıl dönüştürebileceklerini de anlatıyor. Bu strateji, özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen kampanyalarda etkili ve geniş kitlelere ulaşarak daha büyük bir farkındalık ve uzun vadede değişim yaratma potansiyeline sahip.



Kaynak : 