Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (“BTK”), 22 Şubat 20011 tarihli toplantıda, 5809 sayılı Kanunun 4. 6. ve 50. maddeleri ile 28 Temmuz 2010 tarihli Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10. maddesi kapsamında hazırladığı İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağını kabul etmiştir. Kabul edilen bu taslak 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecektir.
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bilişim ve Teknoloji Hukuku Enstitüsü olarak, kararla ilgili tespit ettiğimiz ve ilgili mercilerle de paylaştığımız eleştiri ve önerilerimizi kararın yürürlüğe girmesine sayılı günler kala bir kez daha hatırlatmak istemekteyiz.
Bilgilerinize saygılarımızla sunarız.
DEĞERLENDİRME
1. Devlet, İnternet filtreleme sistemlerini kendisi kurmamalı; akdi ilişki içerisinde ve belirli bir standartta sunulmasını sağlamalıdır.
İnternet, küresel bilgi ve iletişim ağıdır. Bu ağ hızla büyümekte, farklı protokoller ve ağlar ile etkileşime girerek her geçen gün daha da karmaşıklaşmaktadır. Öyle ki, İnternet ortamında paylaşımda bulunan veri adediyle ilgili tahminler yapılması bile imkânsız hale gelmiştir.
Böyle büyük bir ağda hem hukuka aykırı hem de zararlı içeriğin barınması kaçınılmazdır. Hukuk aykırı veya zararlı bu tür içerikler sadece çocuklar ve gençleri değil tüm İnternet kullanıcılarını tehdit etmektedir.
İnternet ağının hukuka aykırı veya zararlı içerikten tamamen arındırılması mümkün değildir. Bu tür içerikler dünyanın farklı noktalarında bulunan birbirinden bağımsız sunucularda barındırıldığı için İnternet içeriğini kaynağından engelleme veya silme bir seçenek değildir.
Tek seçenek, içeriğin İnternet kullanıcısının ekranına gelmesini engellemek, diğer bir deyişle filtrelemektir. Ancak, filtreleme sistemleri mükemmel sistemler değildir. Filtreleme sistemleri her zaman aşırı engelleme yapma veya hiç engelleme yapmama gibi riskleri taşımaktadır. Esasında hukuka aykırı veya zararlı içeriğin engellenmesi için mükemmel hiçbir teknik bulunmamaktadır. Bu amaçla ciddi kaynaklar ayrılsa bile İnternetin dinamik yapısı sebebiyle mükemmeliyete asla ulaşılamayacaktır. Dört yılı aşan 5651 sayılı Kanun tecrübesi de bu gerçeği doğrulamaktadır.
İnternette yer alan hukuka aykırı ve zararlı içerikten özellikle çocukları ve gençleri korumak için ilk akla devlet eliyle filtreleme gelmektedir. Ancak, bu mücadele çok boyutlu bir mücadeledir ve devletin olduğu kadar ebeveynlerin de üzerinde düşen yükümlülükler bulunmaktadır.
Kanaatimizce, devlet filtreleme sistemlerini kuran, veritabanlarını belirleyen ve uygulayan bir aktör olmamalıdır. Nihayetinde, devlet zararlı içeriği kategorize ederken belirli değer yargılarına göre hareket edecektir. İdeal olan devletin, tarafsız bir şekilde filtreleme hizmetlerinin servis sağlayıcılar tarafından katma değerli bir hizmet olarak ve akdi ilişki içerisinde gereği gibi sunulmasını sağlamasıdır.
Ayrıca, özendirme ve destekleme faaliyetlerinin bir uzantısı olarak, bu tür hizmetlerin yaygınlaştırılmasını teşvik etmesidir. İnternet Kurulu raporunda da belirtildiği üzere, bilinçlendirme konusuna özel önem verilmeli ve 40 yaş üstü ebeveynlerle çocuklar arasındaki teknolojik uçurum göz önüne alınarak, her yaş grubu için farklı nitelik ve kapsamda bilinçlendirme faaliyetlerine hız verilmelidir.
2. Profiller ve dayandıkları veritabanları objektif esaslara göre belirlenmelidir
BTK, 22 Ağustos tarihinde filtreleme sistemini uygulamakta kararlıdır ancak kararın kabul edildiği tarihin üzerinden beş ay geçmesine rağmen hâlâ Standart, Aile, Çocuk ve Yurtiçi Profilleri yeterince tanımlanmamış ve en önemlisi Aile ve Çocuk Profillerinin dayandığı kara ve beyaz listelerin hangi esaslara göre belirleneceği kesinliğe kavuşmamıştır.
Türkiye’nin İnternet içerik politikasını köklü bir şekilde değiştirecek olan; milyonlarca web sitesinin erişilebilirliğini, İnternet kullanıcılarının bilgiye erişim ve iletişim hürriyetlerini doğrudan etkileyecek olan bu kadar önemli bir kararda, belirttiğimiz muğlâklılar ciddi hukuka aykırılıklara ve hak kayıplarına sebep olabilecektir. Veri tabanlarına hangi sitelerin hangi esaslara göre ekleneceği kamuoyunun görüşüne açılmalı ve geniş bir katılım ve mutabakat sağlanabilmesi için mutlaka kararın uygulanma tarihi ertelenmelidir.
Makalenin devamını burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.



Kaynak : 