Makalenin ilk bölümünü burayı tıklayarak ve ikinci bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Her ne kadar ITIL v2’de yer alan konseptler bu sorunları yatıştırmaya uğraşsalar da daha çok bayrağın bir gruptan diğerine aktarılma zamanı üzerinde odaklanmışlardır. “Siz kendi işinizi yapın, biz de kendimizinkini,” mantığı söz konusudur. İki grup arasındaki bu sınırlı, öngörüsü olmayan örtüşümler gün be gün fiyaskoların yaşanmasına yol açmıştır.
ITIL v3 ise bu verimsiz ortamı aşmak için çok daha büyük bir fırsat sunmaktadır. Bir hizmet süresi döngüsünü öneren v3, hizmet yönetimi ve operasyonları uygulama-geliştirme gruplarının yıllardır üzerinde uğraştıkları yöne doğru yaklaştırmaktadır.
Birincisi, ITIL v3 elverişlilik, kapasite ve vaka yönetimi gibi operasyonel endişelerin yeni hizmetler tasarlanırken nasıl göz önünde bulundurulabileceği konusunda bir rehberlik sunmaktadır. Hizmet Tasarımı evresi yeni hizmetlerin işleme girmeden önce akıllardaki işletme gereksinimleri ve ortadaki operasyonel gerçekler bakımından iyice irdelenmesini sağlamaya gayret eder. Yeni hizmetlerin tüm potansiyellerini gösterebilmeleri için teknoloji ve entegre yeni yazılım uygulamalarına gereksinimleri olacaktır. Dolayısıyla operasyonel gereksinimleri belirtmek ve gerçek hayatta gündeme gelecek yeni talepleri idrak edebilmek üzere operasyon grubu çalışanlarına geliştirme sürecinin başında ihtiyaç vardır.
İkincisi, Hizmet Geçişi(Service Transition) evresi aracılığı ile v3 bir hizmetin, bu hizmete ilişkin uygulamaların ve geliştirme grubunun sonradan yapacağı modifikasyonların gerçek yaşam ortamına aktarımı için çok daha fazla yapılanmalı bir yaklaşımın ortaya konması gerektiğini öngörmektedir. Bu evre daha yumuşak bir geçiş sağlanması için iki farklı IT grubunu daha yakın çalışmaya yönlendirmektedir.
Üçüncüsü, bir yazılım geliştirme yaşam döngüsünün yerine bir hizmet yaşam döngüsünü ortaya atan ITIL v3 uygulama-geliştirme grubuna hizmet yönetimi anlayışı kazandırabilir. Uygulama-geliştirme grupları daha geniş bir hizmet bağlamı içinde uygulamalar geliştirmek zorundadırlar. Bu gruplar kendi kendilerine bu uygulamaların hangi IT hizmet(ler)ini destekleyeceğini veya kullanıma sunacağını sormak zorundadırlar:
- Geliştirilen yeni uygulama yaşama geçirildiğinde gündelik işletme süreçlerinde ne derece etkin ve efektif olacaklar?
- Söz konusu uygulama istenmeyen riskler yaratmadan yeni işletme ihtiyaçları doğrultusunda nasıl daha az zararlı hale getirilebilirler?
- Anahtar teknik kaynaklar kritik yeni geliştirme çalışmalarından uzaklaştırılmadan kullanıcılara nasıl en iyi destek hizmeti sağlanabilir?
Bu yukarıda yer alan soruların tamamı operasyon grubunu da desteği ile ITIL v3’ün açıklanmasına yardımcı olabileceği sorular.
Özet
Sonuç olarak ITIL v3 bir anlayış değişikliği sunuyor. Hizmet yönetimi birimlerinin işletme stratejisi ile aynı çizgiye taşınan ilgili hizmetleri en etkin ve efektif biçimde sunmaları için operasyon gerçekliğinden sıyrılıp işletme stratejisine daha yakın çalışmalarına olanak tanıyor. Bir adım daha öteye geçip IT gruplarının birlikte çalışabilmeleri için entegre hale gelmelerini sağlayacak bir fırsat ve çatı oluşturuyor.
ITIL v3 şemsiyesi sayesinde iki farklı IT grubu yeni işletme stratejilerinin, elinde sonunda gerçek yaşama aktarılacak olan yeni uygulamalar tarafından desteklenen yeni hizmetler gerektirdiğini ve bunların da operasyon grubunca desteklenmesi gerekeceğini daha iyi kavrayacaklar. Bu noktada birbirlerini suçlamayı bırakıp, hizmet sunmak ve işletmeyi memnun etmek için birlikte çalışmaları gerektiğini de anlayacaklardır.
Tüm bunlar göz önünde bulundurulursa sizce de ITIL v3 hizmet yönetiminde Kutsal Kaseyi simgelemiyor mu?



Kaynak : 