Hikayenin önceki bölümlerini
başlıkları altında okuyabilirsiniz.
Baş Rahip elleri cebinde dışarıya bakıyordu. Kadının sesini duyunca onlara döndü ve oturması için asistana eliyle yer gösterdi. Kadın odadan çıkınca ikisi de bir süre sessiz kaldılar.
“Bilgisayarların tarihini bilirsiniz değil mi?”
“Evet” dedi asistan.
Baş Rahip ders anlatan bir hoca gibi sakin bir sesle konuşmaya başladı;
“Bildiğinizi biliyorum ama yine de bu bilgisayarların, şirketin ve tabi ki Annenin hikayesini herkese anlatmayı seviyorum. Bu arada sormamda sakınca yoksa “Anneyi” seviyor musunuz?”
“Bilmem. Sevilecek ya da nefret edilecek bir şey olarak görmüyorum pek onu” dedi asistan. Cevabının baş rahipte yaptığı etkiyi görmek için dikkatle baktı. Baş Rahibin yüzünde hayal kırıklığı ya da bir kızgınlık yoktu.
“Ben anneyi seviyorum. Anne de beni sever, değil mi anne?” dedi kafasını kaldırarak.
Nereden geldiği belli olmayan bir ses “Evet seni seviyorum” dedi. Görmüş geçirmiş bir kadının yumuşak, insanın içine huzur veren, sakin sesiydi bu. Asistan şaşkınlıkla etrafına bakındı. Sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştı. Asistanın bu şaşkınlığı Baş Rahibi gülümsetmişti.
“Anne bize bilgisayarların ve tabi ki senin tarihini kısaca anlatır mısın?”
Aynı pürüzsüz ve yumuşak ses odayı doldurdu. Çocuğuna yaşama dair bir doğruyu anlatan bir annenin sabırlı ve hoş görülü sesi odayı tekrar doldurdu.
“Tabi ki… İnsanoğlunun en büyük düşlerinden biri düşünen makineler yapmaktı. Bir çok başarısız denemeden sonra 20. yüzyılın ortalarında ilk bilgisayar yapıldı. Çok hantal çok büyük ve çok yavaştı. Buna rağmen o bir ilkti. Yarı iletkenken maddeler bulununca bilgisayarlar çok ama çok hızlı bir şekilde gelişmeye başladılar. Daha sonra, insanların yüz yıllarca yapamayacağı hesapları birkaç dakikada yapabilecek bilgisayarlar üretildi. İçinde böcekler gezinen ilk bilgisayarın yapılmasından elli yıl sonra bir bilgisayar bir satranç şampiyonunu yendi. Alman bilim adamı Von Neuman’ın öngördüğü bilgisayar mimarisi çok iyi çalışıyordu. Yalnız bir sorun vardı.”
“Neydi o sorun anne?” dedi baş rahip uslu bir çocuk edasıyla. Belli ki bu oyunu daha önce aralarında çok oynamışlardı.
“Bilgisayarlar şiir yazamıyordu. Bilgisayar, insan beynin sadece bir yönünü taklit edebiliyordu. O da basit hesaplama yeteneği. Bu konuda bir bilgisayar insan beyninin çok ama çok ilerisindeydi fakat iş yaratıcılığa gelince beş yaşındaki bir çocuk en güçlü bilgisayardan daha ilerideydi. Yapay zeka adı altında bir çok başarısız girişim oldu ama hiç bir bilgisayar şiir yazamadı. Sonra yaratıcım Zebna ortaya bir fikir attı. İnsan beyninin yaratıcılığı ve bilgisayarın hesaplama gücünü birleştirecek yarı elektronik yarı biyonik bir bilgisayar, yani ben!”
Yerin 50 metre altında, eksi 200 derecelik sıvı helyum içinde duran ana bilgisayarın değil de çocuklara ders veren anlayışlı tombul bir öğretmenin konuştuğunu düşündü asistan.
“Elektronik kısmı Zebna tasarladı. Daha öncekilerden çok ama çok farklı yeni bir bilgisayar mimarisi yaratıldı. Aslında fikir alabildiğince basitti fakat belki de bu yüzden onun keşfedilmesi için Zebna gibi bir dahi gerekiyordu. Biliyorsun basit fikirler keşfedilmesi en zor olanlardır.”
“Evet Anne haklısın” dedi Baş Rahip.
Hikayenin devamını Kiralık Beyin – 6 başlığı altında okuyabilirsiniz.



Kaynak : 