Bir arkadaşımdan ilginç bir mail aldım. Buna göre, her gün hepimizin yaptığı gibi, kendisine gelen mailleri arkadaşlarına gönderen bir şirket yöneticisinin başına, bizzat kendi şirketinde bağlı olduğu bölüm başkanından “mail yoluyla hakaret” davası açıldı. Mail ile haberleşmenin kaçınılmaz olduğu, sosyal ilişkilerimizi de mailler yoluyla yaşadığımız günümüzde mailleşmeye bir de bu açıdan bakın istedik. Bakın neler olmuş.
Hem tarafların, hem de şirketin adını vermiyoruz. Hakkında dava açılan kişi kendi listesinde yer alan arkadaşlarına geçtiğimiz günlerde şöyle bir mail gönderdi:
Merhaba;
Uzun süredir, mail adres kutumda adresleri kayıtlı, sizin de aranızda bulunduğunuz 300 civarındaki arkadaşıma, kendi hazırladığım pps sunumlar ile yararlı olacağına inandığım bazı yazı ve haberleri göndermekteyim. Keza bu arkadaşlarımın bazıları da bana e-posta göndermektedir.
Ekli fıkrayı da şu anda isimlerini hatırlamadığım birkaç arkadaşım bana göndermişti. Bazılarında bu fıkrayı, Cem Boyner’in eğitimin önemini vurgulamak amacıyla tüm personeline gönderdiği notu vardı. Fıkra biraz müstehçen olmasına rağmen, eğitimin ve ekip kurmanın önemini çok güzel vurguladığı için, Şubat 2006 ayı içerisinde posta kutumda isimleri bulunan arkadaşlarıma gönderdim.
Posta Kutumda adresi bulunduğu için bu fıkrayı meslektaşım, …. devre arkadaşım olan … Başkanı …..’a da göndermişim. Sayın …., herkese gönderdiğim bu fıkrayla kendisine hakaret edildiğini düşünerek Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.
Bu başvuru üzerine hakkımda “Mail Yoluyla Hakaret” davası açıldı. İlk duruşma ….. günü …. Adliyesinde …. Mahkemesi duruşma salonunda.
Benzer yanlış anlaşılmalara neden olmamak için, gönderdiğim mesajların içeriğinden memnun olmayan, bu tür elektronik postaları hakaret olarak yorumlayacak arkadaşlarımın, durumu bildirmeleri halinde kendilerini derhal e-posta adres listemden çıkarırım.
Sevgi ve Saygılarımla
….
Tabi fıkrayı merak ettiniz. Biz de etmiştik. Zaten ekteydi. Size de sunuyoruz:
Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.
Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış. Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:
- – “Ula Hasso, ahali bakiy mi?”
Hasso cevap verirmiş:
– “Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.”
Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış “Abdullah Cizrelioglu”. Sonra da bir nokta koyarmış ve sorarmış:
- – “Hala bakirler mi?”
– “He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler.”
Her sene ayni tören sürermiş. Aradan 7 yıl geçmiş. Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.
Sormuş Hasso’ya:
- – “Ahali bakir mi?”
– “He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır.”
Ağa “Abdullah” diye adini, arkasından “Cizrelioglu”diye soyadını yazmaya başlamış ki; kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat. Halka rezil olmak var. Alçak sesle Haso’ya sormuş:
- – “Bakirler mi?”
– “He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle?”
Ağa çaresiz:
- – “Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.”
diye emretmis. Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip :
- – “Ağam” demiş, “Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin, sırtıma vurdin aptal dedin. Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, ucuni tut da yazının devamını sen yaz.”
BIRLIKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞITMEZSENIZ , EKİBİNİZİ İYİ SEÇMEZSENİZ. TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.
Bu fıkrayı okuduktan sonra, her iki tarafa da ulaştık ve yorumlarını sorduk. Davacı taraf yorum yapmaktan kaçındı. Dava edilen taraf ise şunları söyledi;
Benim söyleyecek fazla sözüm yok. Hepimizin yaptığı gibi, beğendiğim fıkra ve yazıları paylaşıyordum ama doğrusu böyle bir olayla karşılaşmak beni çok şaşırttı ve üzdü. Söyleyecek söz bulamıyorum.
Biz de şimdi merakla dava gününü bekliyoruz. Acaba hakim “mail yoluyla hakaret edilmiş” mi diyecek? Yoksa “yağmur dedin, sen bana ördek mi demek istedin” şeklindeki bir alınganlık olarak mı değerlendirecek?
Ancak bu haberi vermemizin esas amacı, mail çılgınlığı yaşadığımız bugün, sizlere mail göndermenin ve almanın kurallarını olduğunu hatırlatmak. Bir başka yazımızda size hem kendi mailleriniz, hem de liste mailler hakkında anlatacaklarımız var.
Aynı şekilde, sosyal, ticari ya da bilgi veren bültenler sizi kendi kendilerine abone yapıveriyorlar. Sormuyorlar. Yabancı ülkelerde çok gerekli bir uygulama olan “Opt-In / Opt-Out” yani kendi istediğiniz zaman mail listesine üye olmak ve yine kendi istediğiniz zaman mail listesinden çıkabilmek pek çok listede mümkün değil.
Örneğin turk-internet.com bültenlerine üye olmanız için 2 kademe geçersiniz. Birinci kademede bülten istediğinize dair mail adresinizi girersiniz. Ancak bunu sizin adınıza başkası da yapabileceği için, ikinci safhada mail kutunuza gelen bir maile teyit verirsiniz. Aksi takdirde liste bunun sizin teyidiniz dışında bir işlem olduğu kabulu yapar ve sizi almaz.
Aynı şekilde turk-internet.com bülten listesinden de bu şekilde çıkabilirsiniz. Yani 2.adımda teyit vererek. Böylece başka birisinin sizin mail adresinizi bültenden çıkarması engellenmiş olur.
Ancak bakıyorsunuz filanca emlak, falanca mobilya, filanca haber sitesi sizi bir şekilde listesine almış, mail bombardımanına tutuyor. Acaba buna hakları var mı?
Bu ve benzeri konuların hukuki yönünü de iletmek istiyoruz. İlk olarak bu kapsamda, Avukat Ali Osman Özdilek’in Hizmet Akitlerinde Gizlilik Maddesinin, Bilişim Teknolojileri Kullanımı Açısından Değerlendirilmesi başlıklı yazısını sunuyoruz.



Kaynak : 