Bu makalenin ilk bölümünü burayı tıklayarak ve ikinci bölümünü burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.
Rektörler Kurullara ve Demokratik Yollarla Oluşacak Özerk SENATO’ya Karşı Sorumlu Olmalıdır
Mevcut YÖK yasada rektörün geniş yetkileri vermekte, ancak ne şekilde ve kime hesap vereceği belirtilmemiştir.
Bunun için ya rektörlerin yetkileri kurullara bırakılmalı, ya da rektör kurullara karşı bu yetkilerini kullanmaktan dolayı sorumlu hale gelmelidir.
Hem denetim olanaklarının hiç bulunmadığı, hem de yönetici konumundaki rektörlerin “mutlak” yetkilere sahip olduğu bu YÖK yapılanması ile üniversitelerin bilimsel verimliliğinin geliştirilemeyeceği açıktır. Bu nedenle üzerinde çalışılan tasarıda mutlak yetkilerle donatılmış güçlü rektör yerine, karar süreçlerini seçilmiş organlarla paylaşan, katılımı teşvik eden, üniversitenin yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir kurum değil, tam tersine aşağıdan yukarıya doğru demokratik bir biçimde yapılanmasına katkı sağlayabilecek bir rektör öngörmek daha gerçekçi olacak.
Mevcut hali ile rektör yetkileri fazladır ve bu gücün kurumun işleyişine zarar verdiği uzun zamandır konuşuluyor.
Rektörün senato ve yönetim kurulu görüşlerini organize etme ve denetim görevini içerecek yeni bir görev tanımının yapılması gerekiyor. Rektörün mutlaka yetkiler sınırlandıracak, senato ve yönetim kurulularını etkin kılan bir yapılanma sağlanarak rektörün hesap verilebilirliği sağlanmalıdır.
Üniversite rektörünün atanmasını yapan kurul aynı zamanda görevde alabilmesini de sağlayabilmelidir. Üniversite rektörü bu bağlamda atanmışlardan değil seçilmişlerin senatosuna karşı sorumlu ve hesap verebilir durumda olmalıdır.
Mevcut YÖK yasada rektörün geniş yetkileri vermekte, ancak ne şekilde ve kime hesap vereceği belirtilmemiştir. Açıkçası üniversite üst yönetimlerini denetleme ve denetim mekanizması mevcut yasada bulunmamaktadır. Dünyanın değer üniversitelerinde rektörlerin hesap verilebilirlikleri hem yasal hem de üniversite kamuoyunun baskısı ile sağlanmaktadır.
H. Rosovsky, ‘Üniversite’ adlı kitabında, ifade ettiği gibi “Harvard’ın rektörü aynı şehirdeki yönetim kuruluna, yönetim kurulu ise gözetim kuruluna karşı sorumludur” diyor.
Hesap Üniversiteye Verilmelidir
Bu bağlamda üniversitelerde oy kullanma yerel seçimlerde olduğu gibi dört yılda bir sandığa oy atılması gibi algılanmamalıdır. Üniversiteliler olarak her an oyumuzu ne için kullandığımızı hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekir.
Rektörlerin hesap verilebilir noktasına getirilmesi için üniversitelerin aktif mensupları veya örgütlü organları (Öğrenci Dernekleri, Öğretim Elemanları Dernekleri, Sendikalar, Mezun Dernekleri ve ilgili platformlar) sisteme dahil edilmelidir. Fakültelerin özgür iradesi ile oluşuca bir senato’ya rektörü geri çağırma yetkisi tanınıp tanınmaması üzerinde de ciddiyetle durulmalıdır.
Özet olarak bugün üzerinde çok tartışma yaratılan rektör atanmasında üniversite dışı etkileri asgariye çekecek, herkesin üzerinde anlaşabileceği, kendi alanında temsil yeteneği olan üniversiteyi bilimsel yönden yönetebilme becerisi olan adayların üniversiteye atanması için ÖLÇÜTLERE ihtiyaç duyulmaktadır. Bu vasıflara sahip adayların üniversite bileşenlerinin de nitel katkısı ile üniversite ortamında tespit edilmesi üniversiteleri rahatlatacaktır.
Bir çok üniversiteden bir çok akademisyenin ve öğrencilerden edindiğim bilgi, rektörün, öncelikle üniversite konseptini bilen, bilimsel yeterlilik sahibi, ulusal ve uluslararası deneyimi olan, vizyon ve misyon sahibi yetişkin birey özelliği gösteren, sosyal sorumluluğu olan, üniversitesini ileriye taşıyacak bilgi ve enerjiye sahip, bilimden yana taraf olacak objektif ölçülere sahip kişilikler tarif edilmektedir.
Tabii bir büyük sorun da, kurulların ve birimlerin dikkate alınmaması ve yerleşik bilimsel gelenekler üretilememiş olmasının sonucu her türlü tartışmanın taşıyıcı rektör arayışına mahkûm edilmesidir. Üniversitelerimiz rektörlükleriyle değil de diğer çalışmaları ile anılmaya başladığı gün, çağdaş bilim ve uygarlık düzeyine daha yaklaşmış olacağız. Umarım bu hedefe ulaşabilmek çok uzun bir zaman almaz.



Kaynak : 